Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Selma ERDAL
Selma ERDAL

Bekleyiş

Soran olursa bu ülkede herkes demokrasi tutkunu, sevdalısı, aşığı… Demokrasi; her birimizin ulaşmak istediği düşlerimizdeki yavuklusu… Dolayısıyla bu ülkede herkes karınca, kararınca Eski Yunan’dan beri var olan, ilk tanımını Platon adlı bilgenin yaptığı kavramın peşinde…

Platon’a göre; demokrasinin temel ilkesi, halkın egemenliğidir. Ama halkın kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması gereklidir. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler.

Bu arada Platon’un bu sözlerinden de anlaşılacağı gibi; “dağdaki çobanla, benim oyum bir mi?” diye soran ve sonra da neredeyse linç girişimiyle karşı, karşıya kalan eski manken ve sonradan üniversitede Siyaset Tarihi eğitimi alan Aysun Kayacı’nın kendi düşüncesi değil, demokrasi kavramının anlamını öğrenmiş olmasının dışa vurumdur bu sözler…

Platon’dan başlayarak demokrasiyi okumaya çalıştığımızda karşımıza Sartori adlı bir adam çıkar. Daha açık bir anlatımla; demokrasi kavramının ne olmadığından yola çıkarak, demokrasi kavramını öğrendiğimiz, anladığımız ve özümsediğimiz bir kitaptır Demokrasi Kuramı adlı çalışma…

Bu çalışmanın yazarı İtalyan Siyaset Bilimci; Giovanni Sartori adlı bir bilim insanı… İşte onun bu çalışmasını da Türkçemize kazandıran; çeviriyi yaptığı yıllarda Doçent Dr. unvanı taşıyan bir bilim insanı olan Deniz Baykal’dır.

Ve o Deniz Baykal’dır ki akademik düzeyde demokrasi kavramını özümsemiş kimliğiyle birlikte, uygulamaya ya da yaşama geçirmek adına AKBAŞKAN’ı Türk Siyasal Yaşamı’na armağan eden bir siyasetçidir.

İşte Deniz Baykal çevirisiyle akademik düzeyde öğrendiğimiz demokrasi kavramı (çünkü Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi alanında eğitim alanların başucu kitabıdır bu çalışma) ne yazık ki bir türlü ülkemizde yaşama geçemeyen, özlenen, beklenen bir değer olmuştur Sayın Baykal’ın da katkılarıyla…

Bugün bizler bu ülkede; Godot’u bekleyen Viladimir ve Estragon gibi demokrasiyi bekleyenleriz ama ne yazık ki Godot gibi o da gelmiyor.

Godot; Samuel Beckett’in çok bilinen tiyatro oyunudur. Issız bir parkta geçer. Parka gelen birkaç kişi olsa da (örneğin gelenlerden birisi varsıl bir adamdır, bir elinde yemekte olduğu tavuk eti, diğer elinde de boynuna köpek gibi tasma geçirilmiş bir adamın ipi… Varsıl olan tavuk etini yer, bitirir ve kemiğini yere atar. Tasmalı olan kemiği kapar ve yalamağa başlar) ki Viladimir ve Estragon onları ilk gördüklerinde Godot olduğunu sanırlar ama hemen anlarlar; Godot değildir onlar ve iki arkadaş düş kırıklığına uğrarlar.

Gelmeyen Godot’un umutsuzluğu bir yana, onlar aralarında konuşmağa başlarlar. Viladimir der ki:

-Hiç terk ettim mi ben seni?

Estragon yanıtlar bu soruyu:

-Ama gitmeme izin verdin!

İşte bu karşılıklı konuşma, düştüğünde usuma… Onları hep benzetirim CHP ile halka… Bana göre Viladimir ve Estragon; sanki CHP ile halkın birer izdüşümü, yansıması gibiler derim içimde bir sızıyla…

Çünkü…

CHP’nin de, tıpkı Viladimir gibi; sorarsanız ona, yanıtı hazırdır her an:

-Hiç terk ettim mi seni? Sen halk; hiç ayrıldın mı senden? Adını bile almışım senin varlığından; halk kavramından…

Ve Estragon ki o da halk kavramına karşılıktır kanımca…

Diyor ki Viladimir’e ya da CHP’ye:

-Ama gitmeme izin verdin! Yanımda durmadın. Başkalarına, başka umutlara, başka partilere gitmeme izin verdin!

Bugün demokrasi gelsin diye çabalarken CHP ve halk; ne yazık ki Godot’u bekleyen Viladimir ve Estragon gibi belki de boşuna beklemekteler. Çünkü küresel iklim değişikliği nedeniyle mevsimlerin dengesi, düzeni değişti. Birgün Güneş, diğer gün kasırga… Toplumsal yapımız da iklim gibi değişti; pek çok bağımlı ve bağımsız değişkenin etkisiyle…

Nasıl ki iklim düzeni, mevsimlerin akışı bildiğimiz gibi değilse, halkın da siyasal partilere ve özellikle de CHP’ye bakışı ne yazık ki bildiğimiz gibi değil.

Pek çok değişken, pek çok etken var; toplumsal yapıyı değiştiren, yabancılaştıran ve biraz da CHP’den uzaklaştıran…

Toplumsal yapıyı değiştiren, demokrasinin ülkeye gelişini geciktiren ya da engelleyen pek çok etken var. Kuşkusuz bunda CHP’nin tutum ve davranışlarının da etkisi göz ardı edilemez. Ne yazık ki CHP; bundan böyle parça pinçik, sanki varsıl adamın etini sıyırıp da boynu tasmalı yoksulun önüne attığı incik…

Dolayısıyla Godot’un gelmeyişi gibi, bu ülkeye de demokrasi gelmeyecek gibidir.

Küresel iklim değişikliğine nasıl ki kendini dünyanın efendisi sanan insan neden olduysa; bu toplumsal değişime de CHP neden olmuştur. Halkına dokunmayı beceremeyişinin yanı sıra rehavet ve kibir içinde olmasının, dahası ATATÜRK İLKE ve Devrimlerinden uzaklaşmasının bedelini de öncelikle kendisi ödeyecektir.

 

Didim, 12 Haziran 2026

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER