Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Ömer ALPDOĞAN
Ömer ALPDOĞAN

CHP’lilerin Arapça sevdası

Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama son yıllarda CHP’li siyasetçilerin kullandığı dilde ilginç bir değişim yaşanıyor. Bir zamanlar Türkçenin sadeleşmesi ve yabancı etkilerden arındırılması konusunda öncü rol üstlenen CHP’nin temsilcileri, bugün Türkçe karşılıkları varken Arapça kökenli sözcükleri yeğliyorlar.

Hatta öyle ki, bu konuda yıllardır eğitim sisteminde Arapçaya daha fazla yer açmaya çalışan AK Parti kadrolarıyla yarışır hale geldiklerini söylemek abartı olmaz.

Bunun en güncel örneğini kısa süre önce geride bıraktığımız Kurban Bayramı’nda gördük. CHP Genel Başkanı’ndan belediye başkanlarına, il başkanlarından ilçe yöneticilerine kadar birçok CHP’li, bayram mesajlarında Türkçe “kutlu olsun” yerine Arapça kökenli “mübarek olsun” sözünü kullandı.

Aslında bu değişim yeni değil. CHP’liler uzun zamandır “ulus” sözcüğünü terk etmiş durumda. Siyasi söylemlerinde artık “ulus” yerine “millet” sözcüğünü kullanıyorlar. Hatta birbirinden oldukça farklı siyasal yapıların bir araya gelmesiyle oluşturulan bileşenin adını da “Millet İttifakı” koymuşlardı.

Şimdi kulislerde konuşulan yeni bir gelişme daha var. Özgür Özel ve ekibinin kuruluş hazırlıklarını sürdürdüğü yeni partilerden birinin adının “İstiklal Partisi” olacağı belirtiliyor.

Doğruysa bu adı yeğlemeleri, CHP’deki dil anlayışının geldiği noktayı göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Çünkü “istiklal” Arapça kökenli bir sözcüktür. Bunun yerine kullanılabilecek son derece güçlü ve anlamlı bir Türkçe karşılık vardır: Bağımsızlık.

Bir zamanlar Türkçeyi savunmayı temel ilkelerinden biri sayan bir siyasal geleneğin, yeni bir partiye Arapça kökenli bir ad vermeyi yeğlemesi düşündürücüdür.

Oysa Cumhuriyet’in ilk yıllarında durum çok farklıydı. CHP, Mustafa Kamal Atatürk döneminde Türkçenin Arapça, Farsça ve Batı dillerinin etkisinden kurtarılması çalışmalarının ön saflarında yer alıyordu. Türk Dil Kurumu’nun çalışmalarıyla dilde sadeleşme hız kazanmış, Türkçe kendi köklerinden beslenen güçlü bir ifade zenginliğine kavuşmuştu.

Bu süreçte Nurullah Ataç gibi isimlerin katkılarıyla öykü, katkı, etkinlik, yapıt, çaba, toplum, eylem, yanıt, uygarlık, özgürlük, olumlu, olumsuz, nesnel, olanak, ürün, doğa, birey ve araç gibi bugün günlük yaşamın ayrılmaz parçası haline gelen birçok sözcük dilimize kazandırıldı.

Bugün ise CHP’nin dil konusundaki duyarlılığını büyük ölçüde yitirdiği görülüyor. Bir zamanlar Türkçenin savunucusu olarak görülen parti, artık Arapça kökenli sözcükleri kullanma konusunda muhafazakâr ve siyasal İslamcı partilerden farklı bir çizgi ortaya koyamıyor.

Bu gidişle, bir zamanlar parti gazetesine “Ulus” adını veren siyasal anlayışın, yeni dönemde “İstiklal Partisi” için çıkaracağı bir gazeteye “Millet” adını vermesi kimseyi şaşırtmayacaktır.

Doğrusu, “İstiklal Partisi”ne de en çok “Millet” gazetesi yakışır.

Yazık…

Gerçekten çok yazık.

 

Nurullah Ataç’ı tanımayan TDK

Bir zamanlar Türkçenin gelişmesi, zenginleşmesi ve öz kaynaklarına dönmesi için çalışan en önemli kurumlardan biri olan Türk Dil Kurumu, bugün ne yazık ki kuruluş felsefesinden giderek uzaklaşan bir görüntü veriyor.

Kurumun sosyal medya hesaplarına göz atanlar, “Her Güne Bir Kelime” başlığı altında çoğunlukla Arapça ve Farsça kökenli sözcüklerin paylaşıldığını görüyor. Elbette Türkçede yerleşmiş yabancı kökenli sözcükler de dilimizin bir gerçeğidir. Ancak Türkçeyi özleştirmek amacıyla kurulmuş bir kurumun, bu konuda daha duyarlı olması beklenir.

Asıl felaket olan ise Türk Dil Kurumu’nun, Türkçenin öz kaynaklarına yönelmesi için büyük emekler vermiş kendi değerlerini dahi yeterince tanımıyor olmasıdır.

Bunun en çarpıcı örneği, deneme ve eleştiri yazılarının usta kalemi Nurullah Ataç’ın 17 Mayıs’taki altmışdokuzuncu ölüm yıl dönümünde yaşandı. Türkçeye kazandırdığı çok sayıda sözcükle dil tarihimizde özel bir yere sahip olan Ataç için hazırlanan anma paylaşımında, kendi fotoğrafı yerine İngiliz şair ve oyun yazarı T. S. Eliot’un fotoğrafı kullanıldı.

Düşünün; Türk Dil Kurumu, Türkçenin en önemli isimlerinden birini anarken onun yüzünü bile doğru saptayamıyor. İngiliz oyun yazarını Nurullah Ataç sanıyor. Kurumun tarihine ve çalışmalarına damga vurmuş bir aydın, başka bir ülkenin edebiyatçısının fotoğrafıyla anılıyor.

Kamuoyundan yükselen tepkiler üzerine TDK, söz konusu videoyu on gün sonra kaldırdı. Ancak olay bununla da sınırlı kalmadı. Daha sonra ortaya çıktı ki aynı yanlışlık yalnızca bu yıl yapılmamıştı. Kurum, 2024 ve 2025 yıllarında yayımladığı Nurullah Ataç anmalarında da yine T. S. Eliot’un aynı fotoğrafını kullanmıştı.

Bunun üzerine o paylaşımlar da sessizce kaldırıldı.

Ancak sorun videoların kaldırılmasıyla ortadan kalkmıyor. Çünkü sorun bir görsel hatasından çok daha derin. Sorun, bir kurumun kendi tarihine, kendi değerlerine ve kendi hafızasına ne kadar sahip çıktığıyla ilgilidir.

Nereden nereye…

Bir zamanlar yazarları, şairleri, bilim insanları ve dil araştırmacılarıyla Türkçenin özüne dönmesi için çalışan Türk Dil Kurumu vardı. Bugün ise kuruma ve Türkçeye önemli hizmetlerde bulunmuş isimleri dahi tanımakta zorlanan bir Türk Dil Kurumu’yla karşı karşıyayız.

Bir kurumun belleği silinirse, kimliği de silinir. Türk Dil Kurumu’nun yeniden anımsaması gereken şey, yalnızca sözcükler değil; o sözcükler uğruna ömür vermiş insanlardır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER