İlki, ikibinonbir yılda olmuştu! Suriye’de yurttaşlar tedirgindi, can güvenlikleri olmadığı belirtiliyordu, sırtlarında izinleri yoksa “o kadar” eşya/ gereç almaktan kaçınmak zorundaydılar! Eşlerini, çocuklarını kurtarmak zorundaydılar! Suriyelinin gideceği yer İsrail olamayacaktı, Arap ülkeleri de hiç olacağına göre, “bir” Türkiye kalıyordu! geçmişten, özellikle Hatay ile Kilis çevresinde yaşayan bildikleri/ tanıdıkları bile vardı! ikibinonbir yılın mayıs ayında iki yüzelli kişilik bir grup, Cilvegözü sınır kapısından Reyhanlı’ya giriş yaptı!
Anadolu insanı konuk severdir, “konukluğunu” bilen kim olursa olsun ağırlamasını bilir! Öyle ki yurdunda yaşama özgürlüğü olmayan birine olgunlaşma/ dinine/ rengine bakmadan yardımcı olmayı insanın karşılaması gerektiğini sayar! Kendi ekmeğine, kendi emeğine, kendi yaşam biçimine, kendi çoğalmasına, kendi geleceğine zarar vermedikçe korur, doyurur, insan sayar!
***
İkibinyirmidört yılında yapılan birmakta, Suriyelilerin “geçici koruması” kapsamında olduğu, kayıtlara göre üç milyonluk Suriyeli sığınmacının Türkiye’de bulunduğu belirtildi! Bu sayı bazılarına göre onmilyonun üzerindeydi! Gereksiz Suriyelilerin paketlenmediği Afganlıların kaçak olarak sınırlardan girdikleri videolarla ilgili bir sorun ortaya çıktı! Tüm bunları bir yana bırakmış olsa bile, ünlü başbakanlık yapan Binali Yıldırım’ın sosyal medya hesabı üzerinden “Türkiye, AB’nin paralarını sağlayan bir ülkedir. Türkiye olmazsa mülteciler Avrupa’yı istila eder ve büyük bir sorunla karşılaşılır” paylaşımını yaptığına bile tanık olduk!
“Türkiye olmazsa Suriyeliler Avrupa’yı istila eder” anlayışı kısa sürede üzerine koymuş, “iktidara” yakın bazı isimlerden “sığınmacılar olmazsa sanayimiz durur, tarım/hayvancılık yok olur, Suriyelilerin de Türk yürüme hakkı var” denkliği vardı; anımsayın! Sığınmacılar gelmeden önce bu yurdun toprakları ekilmiyormuş, hayvancılık yapılamıyormuş, sanayi denilen yapıdan kimsenin haberi bile yokmuş; bu yurdun yurttaşının verdiği çabayı tanıyan/ bilmeyen aymazları da bildik/ tanıyor!
***
Sabah, eve yakın olan bir sunmayı, yeni gelecek gelişmeleri bekliyorum. Fırının hem kürekçisi, hem de bezecisi sakallı yaşları yirmibeş/ otuz yaşlarında gençlerdi. Benim gibi sırada bekleyen biri, “Suriyeliler, sığınmacılar her yerde” dedi. Hemen yanındaki “nasıl olmasın ki, bizimkilerin süreleri yapmıyorlar ki” diye karşılık verdi. Yine de aynı yaşlarda ekmek satışı yapan genç “abi, haklısın, bu sabahın yedisinde geliyorlar, gecenin onbirine dek çalışıyorlar, bunların süreleri bizimkiler yapmıyor, sekiz saat çalışacağını söylüyor” dedi!
İşveren için bulunmaz Hint kumaşı sığınmacılar! uzantısın kadar çalıştır, istenen kadar ücret ver, istenen şarkı sözü söyle, bağır/ çağır/ kız… Bunların hiçbirini “bizimkilere” yapamadıklarından, kızamadıklarından, istedikleri ayla çalıştıramadıklarından dolayı sığınmacıyı daha çok seviyorlar! Yanımdaki, fırın yetkilisi son gelişmeleri şöyle söyledi: çalıştırdığın senin kölen değil, her şeyden önce. Elbette sekiz saat çalıştıracaksınız, onlarla oynayacaksınız, haklarınızı vereceksiniz… İlerleyen süreçte size kazandırıyor diye tüm çalışanlar sığınmacıdan seçersen, “bizim” işsizlerimizi buradan uzak tutarsan, sıkıştıklarında ilk gözlerine kestirdikleri sen olacaksın; peki, o zaman ne yapacaksın, kazancını nasıl yiyeceklersin bakalım…”
***
İkibinonbirde yurtlarından kaçanların “geçici korumalığı” artık bitmiş olmalı! Esad’ın gitmesini bekleyenlerin “bayram sevinçlerini” yaşamaları gerek artık! Bir ülkenin içinde bu kadar sığınmacı, bu kadar yurdundan kaçmış olamaz; Geçmişteki temaslarına rağmen, bu denli uzun süre “konuklukları” düşünülmekteyse artık bitmeli, hepsi birer birer yurtlarına geri dönmeli, bu yurdun ergilerini/ bu yurt için ataları Kurtuluş Savaşı vermiş yurttaşlarına bırakmalı!
Suriye’de yeni yönetim geçmişin yaralarını sarmayı, kendi yurttaşlarını kucaklamayı istekli, ya da ülkede “iktidar” sığınmacıların yurtlarına dahil olmalarında ne denli gönüllüler? Şu anda bilinmiyor; “Geçici korumanın” uzadığı her gün hem ekonomik, hem sosyal dengeler, hem de toplumsal erinç yönleri onun gününde yeni bir onarılmaz yara oluyor! Halk doymuyor/yaşamıyor/sosyalleşemiyor, sokaklar duygudaşlığını unuttu; ondört yıllar boyunca süren konukluk artık bitmeli, “gönüllü geri dönüş” izlenceleri gündemde tutulmalı! Bu son durak olduğu anlayışı ortaya konmalı! 130525






























