Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

“Siyasetin” sürüklediği kaygı…

Ülkemizde “siyasetin” doğru işlediği söylenemez! Yurttaşın alım gücünü yükselteceklerini söylerler; yapmazlar! Ulusal geliri eşit üleştireceklerini söylerler; yapmazlar! Kimsenin aç yatağa girmeyeceğini, yurttaşların barınma sorunu, çocukların eğitimini, sağlığı sorun olmaktan çıkaracaklarını söylerler; yapmazlar! Bakın “yapamazlar” demiyorum; “yapmazlar” diyorum! Çünkü kendi pastalarının büyümesine odaklılar; yurttaşın “kaygıları” azaldıkça, “siyaseti” eleştirme gücü sağlayacaklarından korkarlar! Toplum “çağdaş toplum” olma yönünde eğitilirse, yurttaşın bilinçlenmesinden de…

İşte bu çarpık düzen, yaşamın en küçük ayrıntısında bile karşımıza çıkıyor. Bir beyaz eşya alıyorsunuz, servisin kurmasını bekliyorsunuz; şimdi eskisi gibi kolay da değil üstelik! Çağrı merkezini arıyorsunuz, kayıt altına aldırıp bilgilerinizi veriyorsunuz, sıranız gelince de aranıyorsunuz! Siz kurarsanız “güvenceyi” yok etmiş olursunuz… Servis bilindik biçimde kutuyu açacak, öğretilenleri salık verecek; bir şey bilmiyorsunuz ya! Sonra bir de yeni ürünlerini tanıtacaklar, diyecekler ki; “Elektriğin düşük ya da yüksek voltajla gelmesi durumunda makinenizi korumak için 1300 liralık ek bir aparat alırsanız, elektrikten kaynaklı bozulmalarda beş yıl güvenceye alabiliriz.” Bu makineyi “öyle” yapsanız ya da elektrik dağıtım firmasını bundan sorumlu kılsanız olmaz mı; olmaz! Çünkü “siyaset” iyi işlemeyince, diğer işleyiş de ona benziyor doğal olarak!

***

Düşünür İvan Illich, modern kurumların (okullar, hastaneler, endüstriyel sistemler) insanları nasıl bağımlı, çaresiz kıldığını yaşamı boyunca sorgulamış çarpıcı bir isimdir. O, “Alternatif siyasal düzenlemeler, kişilerin kendi geleceklerinin biçimini belirlemelerine olanak tanıma amacı taşır” der. Ülkemizde bunun varlığından söz edilebilir mi? İnsanları seçimlerde oyu kullanan, erkeklerin onsekiz yaşında askere alındığı, seçim zamanında göz boyamak için alanları dolduran kalabalık… “Siyaset” ülkemizde “kişilerin geleceklerini belirlemelerine olanak tanıma amacı taşıyan” bir yapı değil! Daha “olanakları tanımayan, yaşam alanlarını daraltan, cezaya aracılık” yapan bir durumda.

Yurttaş salt elektrik dağıtım şirketi açısından değil, sayamayacağım birçok konuda “hakkını” aramak zorunda bırakılsa da, istediğini alamıyor! Güncel bir konuyu anımsatayım; Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde bulunan Doruk Madencilik emekçileri aylardır emeklerinin karşılığını alamıyor. Geçtiğimiz günlerde Ankara’ya dek yürüdüler. Aylardır alamadıkları “haklarını” istediler! Sözde “iktidar” devreye girdi, bakanlar sözler verdi, evlerine döndürüldüler! Ancak aradan bayram geçmesine karşın haklarını alamadılar! Neden mi? Çünkü işçilerin hakkını vermeyen kişi çeyrek yüzyıldır ülkeyi yöneten “iktidara” yakın olan bir isim! Siyasette bu gelişmeler öyle alıştık, alıştırıldık ki!

***

Kimler inandı bilmiyorum; “iktidar”, CHP’nin başına dolanan “mutlak butlan” ile ilişkisini olmadığını ileri sürdü! Bunu söylerken, “silkeleyin, topal ördek” dediğini de unuttu! Hiç kuşkusuz “inanan” bir katman var! “Butlan” konusunu Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu’na indirgeyen, kurultayda yaşananlara eklemleyen bir katman… Bu yaşananları gerek “iktidar” gerekse Kılıçdaroğlu cephesinin sindirimsizliği olarak düşünen daha büyük bir katman da var! Şu soruyu sormam gerek; yurttaşları böylesine ikiye ayıran, birbirini anlamaktan uzaklaştıran “siyaset” değil de nedir?

Şunu biliyor olmalıyız; Bir ülkede yasalar, mahkeme kararları güç sahiplerinin çıkarlarına göre esnetiliyorsa, o düzende atılan her adım hukuken sakattır… Kuralların güven vermediği, gücü yetenin kendi kuralını koyduğu bu güvensizlik ortamı, salt hakkı yenen işçiyi çaresiz bırakmaz; hakkını arayabileceği bağımsız bir mahkeme bulamayacağını gören dürüst yatırımcının da en büyük korkusu durumuna gelir.

***

Kurulacak beyaz eşyayı güvenceye almak için salık verilen aparattan, hakkını aramak için yollara düşen maden işçisinin direnişine, yukarıda dönen “mutlak butlan” kavgalarına dek her şey aynı çarpık merkezden besleniyor… “Siyaset”, kuralları herkes için eşit işletmek yerine; gücü elinde tutanın gemisini yürüttüğü, hukukun ise yalnız bir kuralsızlığa dönüştüğü düzenini kendisi üretiyor.

Yurttaşı hak arayamaz duruma getiren, kamplaştıran, geleceğini başkalarının iki dudağı arasına sıkıştıran bu işleyişin yaşattığı bu! Çünkü hukuk yok sayıldığı, güvencenin satılık kılındığı yerde ne erinçli bir toplum kalır ne de güvenli bir gelecek… 030626

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER