Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

“CHP’nin genel merkezi, Meclis’teki grup odamızdır…”

CHP’nin “mutlak butlan” kararı ile içine sürüklendiği durumu ilk günden beri izliyorum! Bir çıkmaz değil mi, demokrasi açısından? Yalnız CHP mi bu yaşananlardan kaygı duymalıydı, yoksa tüm yaşam mı bundan etkilenecekti? Şimdi “çikolata” sunumlarıyla kutlayanlar var bunu, biliyorum ağızları kulaklarında olanları izleyenlerin de olduğunu biliyorum! Ama inanın, hiçbiri yurttaşın doymasını/ daha özgür yaşamasını istemedikleri için yapmıyor bunu; teorilerinin bir basamağı olduğundan/ bunu da gördüklerinden/ bunu da inanacak bir kalabalığın arkalarında durduğunu bildikleri için sevinçlerini dışa vurmaktan çekinmiyorlar!

Kemal Kılıçdaroğlu için, genel başkanlığı süresi içinde kaç yazı yazdığımı, kaçında “iktidara” karşı savunduğumu, “tıpış tıpış” çağrısını bile kaç kez unuttuğumu anımsamıyorum bile… Bugün, “iktidarın” payandası olabileceğini hiç düşünmedim/ düşünemedim doğrusu! “İktidarın” tutumunu/ tavrını/ hırsını bizden daha iyi bildiğini/ yaşadığını sanıyordum açıkçası! Şimdi, “iktidarın” sunduğu koltuğa elini uzatırken neden/ nasıl bu denli duyarsızlaşır, yanında bulunan cırtlak seslilerin sözlerine nasıl güvenir, sorularının yanıtını bulmakta zorlanıyorum!

***

Kılıçdaroğlu, “mutlak butlan” ile genel başkanlık koltuğuna oturmadan önce, acaba o güne dek yapılan kongreleri anımsama gereği duydu mu hiç? Muharrem İnce aday olacağını açıklamıştı, yıllar önce. Ancak İnce’nin adaylık sürecinde imza yeter sayısını buldurmamak için çaba harcandığı ileri sürüldü. Parti yönetimi ile bazı il başkanları, delegeleri Kılıçdaroğlu’na yönlendirdi; buna karşın İnce, yine de yüzyetmişyedi imzayla aday olmayı başarmıştı! Peki, o zamanlar il başkanları gerekse parti yönetimi delegelerini nasıl etkilemişler, hangi sözler verilmişti; bilen var mı?

Seksen darbesinin Siyasi Partiler Yasası var oldukça, hiçbir parti kendini “pak” göstermesin! Şunu da zaman zaman düşünmüyor değilim: milletvekili ya da belediye başkanı adayı olanlar, bir adım daha ileri gideyim belediye meclis üyesi olmak isteyenlerin bile “belli harcama” yapmak zorunda olduğunu bilmeyen var mı? Örneğin milletvekili milyonlarca liradan söz ederken, beş yıllık görev süresinde alacağı aylığın üzerinde bir harcamadan söz ediliyor! Bu sonuç size ne düşündürüyor; aday on harcamış, ancak sekiz alıyor! Akılcı yanı var mı?

***

Bu yurdun seçmenini kim kandırıyorsa, kim yanında olacağını söyleyip kaçıyorsa, kim “kazanıyoruz/ geliyoruz” deyip hesabını vermekten uzak duruyorsa, kim partiyi ilkelerinden uzaklaştırıp laik yaşam karşıtı olanlara “tıpış tıpış” oy istiyorsa, kim yurttaşın geleceğini tutu altına alan “mühürsüz oyların” bedelini sormamışsa, kim oniki yılda onüç kez seçim yitirmesine karşın “bugün” yakalanan ivmeyi görmezden geliyorsa, kim altı benzemezleri meclise taşıyıp bugün dediklerini umursamıyorsa sormamız gerekmiyor mu?

Bu yurdun yurttaşı; bir/ kendini bilmez siyasi parti genel başkanlarından, iki/ işlevlerini yerine getirmeyen sivil toplum örgütlerinden çok çekti, çekmeyi de sürdürüyor! Ortada yolsuzluk mu var, halkın cebinden çalanlar mı var, yurttaşı açlığa sürükleyenler mi var “neden” bir yıl öncesine dek susuldu da CHP yerel seçimde başarı kazanınca belediyeler “silkelenmeye” başlandı? Kılıçdaroğlu, neden zamanında bunların arkasına düşmedi? Neden 17/ 25 Aralık sürecinin bile yurttaşın aklından silinmesine göz yumdu?

***

Bugün yaşanan “mutlak butlan” tartışması, yalnızca bir parti içi çekişme değil halkın istencini doğrudan etkileyen bir demokrasi bunalımıdır. Yolsuzlukların hesabı sorulsun elbette! Ama hukuk çevresinde, saydamlıktan ödün verilmeden. Şimdi “iktidarın” yargı eliyle hazırlanmış belgelerle Kılıçdaroğlu’nun koltuğa oturmasıyla değil!

Ne oldu şimdi? Yurdun kurucu partisi, partinin önceki genel başkanının tutarsızlığı nedeniyle bugün görülmedik biçimde saldırıya uğraması durdurulamaz mıydı, hukukun işlemesi istenemez miydi, bu yurdun yurttaşının “aşına/ ekmeğine göz koyan” kim varsa/ “onlara” karşı direnilemez miydi, halkın yüreğinde oluşan “umut kıvılcımının” sönmesi engellenemez miydi, bunların Kılıçdaroğlu’ndan beklenmesi istenemez miydi? Olmadı, Özgür Özel noktayı koydu: Bugünden sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkezi, saray yargısının el koyduğu o bina değildir! Bizim genel merkezimiz, halkın egemenlik makamı olan Meclis’teki grup odamızdır! 240526

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER