Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

Bayram şekeri/ Karanlıkta sabahlamak…

Bugünlerde, Ümit Aydın’nın “Köle-Kölecikler/ Zihnin sessizce ele geçirilmesi” adlı yapıtını okuyorum… “Ele geçirilme” düşüncesi hiç de hoş değil! Düşünsenize; bir şeyler yapıyorsunuz, bununla yaşamınıza katkı sağlanacağına inanıyorsunuz, ama hiçbir şey öyle değil! Size “o” eylemi yaptıran da, “o” beklentinin içine koyan da, sizi “öyle” düşündüren de, istediğiniz sonuca ulaşmışsınız gibi sizi sevindiren de “o”! Sizin “yapmış” gibi sandığınız, “emek” vermiş gibi beyninizin karıncalanması, vücudunuzdaki yorgunluk bile “o”!

Teknolojinin, sanal dünyanın, yapay zekanın, elden düşmeyen akıllı telefonların “kölecikleri” olmuş, onunla karanlıkta sabahlıyoruz… Yok, öyle bir şey demeyin; sokağa çıktığınızda kaç birbirini dinleyen/ söyleşen görüyorsunuz, ya da bindiğiniz toplu taşımada yolcuların yanındakinden/ gittiği yoldan/ kimlerin oturduğundan/ kaç yaş almışın ayakta olduğundan bilgisi olmuş mudur acaba; sanmam!

***

Asıl ürkütücü olan da bu zaten: Prangalarımız artık demirden değil, parlak piksellerden. Eskiden kölelik zorla yaptırılan bir boyun eğme biçimiyken, şimdinin “kölecikleri” bu sürece gönüllü, üstelik tutkuyla içindeler… Taşıdığımız, uğruna aşımızı/ ekmeğimizi küçültüp bedel ödeyerek bulundurduğumuz, yalnız birer iletişim aracı mı ki; içimizde büyüyen Truva atı mı?

Düşünelim; en son ne zaman bir “bildirim” sesi duymadan on dakika kesintisiz düşünceye daldınız? Ya da ne zaman bir yol boyunca uzanan turunç ağaçlarını izlediniz? Algoritmalar bize neyi seveceğimizi, neye öfkeleneceğimizi, üstelik neyi özleyeceğimizi fısıldarken, “özgür istenç” dediğimiz o “erdem” kavramının içi her geçen gün biraz daha boşaldı. Bizler, kendi yaşamımızın başrolünde olduğumuzu sanırken, aslında bize yazılan kodların figüranlığına soyunmuşuz… Kendi ellerimizle ördüğümüz bu dijital kozanın içinde, dış dünyayla olan bağlar kopmuş…

***

Yalnız akıllı ekranlı/ yapay zeka tabanlı telefonlar mı “kölecikler” oluşmasında etmen olan? Değil elbette! Akşam, günün yorgunluğunu atmak için koşarak kapısını açtığımız yaşam alanlarında, o “dinlenme” sandığımız zaman diliminde de tutu altında değil mi bellekler ki? Televizyon kanalları arasında dolaşacaksınız elbette; içinde silah patlamayan, çarpık aile ilişkilerinin kutsanmadığı, ‘öç alma’ çığlıklarının yükselmediği tek bir yapım bulabiliyor musunuz? Şiddetin sıradanlaştığı, her türlü kirli oyunların döndüğü, alanı kurşunlarla yere serilmiş cansız insanların doldurduğu televizyon dizileri neden bu denli yaygın ki? Bir tane toplum değerlerini yükselten, insana/ emeğe önem veren dizi olmaz mı?  Kendi soframızdaki erinci unutup, kurgulanmış yaşamların figüranı oluyoruz; biliyor musunuz?

Düşündünüz mü? Ekran karşısında öfkeyle sıkılan yumruklar, “o ona ne dedi, bu bundan nasıl intikam alacak, kim kiminle ilişki içinde, o çocuk kimden olabilir” diye beyinde yoğrulan soruların günlük yaşama nasıl yansıdığını bilen/ anlamak isteyen var mı? Ne mi oluyor; başkalarının kurduğu bu karanlık oyunları izlerken, kendi değerlerimizden parçaları eksiltiyoruz. Şiddeti ‘reyting’, hayınlık ‘heyecan’ diye yutturan bu sistem, bize ait olmayan bir öfkenin kölesi yapıyor; bilelim…

***

Peki, bu kuşatmanın ortasında “insan” kalabilmenin yolu yok mu? Ümit Aydın’ın o can alıcı sorusuna geri dönersek; sessizce ele geçirilirken ne yapıyoruz? Yazarın da altını çizdiği gibi, bu modern kölelik düzeni bizden yalnız zamanı almıyor, “kendimiz olma” istencimizi de çalıyor/ koparıyor… Kendimizin olmayan özgür istencini “bizim” sanmaya sürdürürsek, Aydın’ın da tanımladığı gibi o “kölecikler” olmaktan asla kurtulamayacağız.

Şimdi o ekranları bir anlığına karartalım… Dışarıda mevsimin ilkyaz kokusu, içeride eski bayramlardan kalma sevinçleri bulmak olası… Truva atlarını kapının dışında bırakıp, yazarın uyardığı o “işgale” karşı kendi iç yaşam alanını oluşturmak için çaba harcamalı; olmaz mı? Yoksa bu dijital karanlıkta, sahte mutluluklarla sabahlamayı sürdüreceğiz, bayram şekeri hep acı verecek… Özgür istenci yeniden kurmak yerine “kölecikler” yaşamı tutsak alacak…  170326

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER