Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK
Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK

Tutuklu siyaset

“Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinde yazılı ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçunu işlediği şüphesiyle tutuklanmıştır. Bu maddenin 1. fıkrasına göre;  ‘Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini,  diğer  bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği  açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.’

Tutuklama kararını veren İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 21.01.2025 tarihli kararına göre; özetle, şüpheli Ümit Özdağ’ın 2022 ve 2023 yıllarında twitter hesabından yaptığı 10 paylaşım Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinde yazılı ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ niteliğindedir. Bu maddede aranan ‘kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâli’, ‘30/06/2024-03/07/2024 tarihlerinde Kayseri’de meydana gelen olaylarla, ‘şüphelinin ‘mensup olduğu partiye müzahir şahıslar tarafından yapılan paylaşımlar’ sonucunda gerçekleşmiştir. Şüphelinin   ‘dosyadaki bilgi ve belgeler çerçevesinde suçu işlediğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular’ saptandığı için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinde öngörülen ‘geçerli şüphe’, Anayasa’nın 19. maddesinde öngörülen ‘kuvvetli belirti’ ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100/1. maddesinde öngörülen ‘kuvvetli suç  şüphesini gösteren somut suç delilleri’ mevcut olduğu, suç için yasada öngörülen alt ve üst sınır  ile eylemlerin geçekleşme şekilleri dikkate alındığında kaçacağına yönelik somut olgunun varlığı, delillerin henüz tam olarak toplanamamış olması, 5271 sayılı CMK hükümlerine göre şüphelinin tutuklanmasına engel bir hâlin bulunmaması, Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ‘ölçülülük’ ilkesi gözetildiğinde tutuklamaya alternatif adlî kontrol altına alma tedbirlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı değerlendirildiğinden  Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100, 101 ve devamı maddeleri gereğince TUTUKLANMASINA karar verilmiştir.

Ceza yargılaması sürecinde bir tedbir niteliğinde olan tutuklama kararı, insanın özgür yaşama hakkını ortadan kaldırdığı için koşulları doğrudan doğruya Anayasa’nın ‘Kişi hürriyeti ve güvenliği’ ile ilgili 19. maddesinin IV. fıkrasında düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; ‘Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösteren diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. …’

‘Tutuklama nedenleri’ ve ‘Tutuklama kararı’, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ve 101. maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddenin 2.  fıkrası (a) bendinde ‘Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular… ‘, tutuklama nedeni var sayılabilecek hâllerin başında gösterilmiştir.

Olayda tutuklama kararı veren İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği, tutuklama gerekçesinin başında şüphelinin ‘kaçacağına yönelik somut olgunun varlığı’ndan söz ediyor.  Tutuklanmasına karar verilen insan, bir siyasî partinin genel başkanıdır.  Anayasa’nın 68. maddesinin II. fıkrasına göre ‘Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.’

Siyasî Partiler Kanunu’nun 2. maddesine göre ‘Siyasî partiler, Anayasa ve kanunlara uygun olarak, milletvekili ve mahallî idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirlenen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile  millî iradenin oluşmasını sağlayarak demokratik bir Devlet  ve toplum düzeni içinde  ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden  ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilâtlanan tüzelkişiliğe sahip kuruluşlardır.’

Halkın içinde olan, seçimlerde partisi ve adayları için halktan oy isteyecek bir genel başkanın kaçması düşünülebilir mi? Böyle bir insanın kaçacağı şüphesini uyandıran hangi somut olgular var?

Kararda ‘CMK hükümlerine göre şüphelinin tutuklanmasına engel bir hâlin bulunmaması’ndan söz ediliyor. Böyle bir tutuklama gerekçesi olabilir mi? Bu mantıkla hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan herkes tutuklanabilir. Kararda gösterilmesi gereken bu değil, tutuklamayı gerektiren nedenlerdir.   CMK’nun 100. madde 1. fıkra 2. cümlesi uyarınca ‘İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması hâlinde, tutuklama kararı verilemez.’

Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinde ‘bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası’ öngörülen bir suçla ilgili soruşturmada ne kadar süreceği belli olmayan bir tutuklama ‘ölçülü’ sayılabilir mi? Üstelik kararda tutuklama gerekçesi olarak ‘delillerin henüz tam olarak toplanamamış olması’ndan söz ediliyor. Aslında bu durum, tutuklama kararı verilmemesi için bir gerekçe olabilirdi.

Kararda ‘tutuklamaya alternatif adlî kontrol altına alma tedbirlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı’ değerlendirilmiştir. Oysa bu, tutuklama kararı vermeksizin soruşturma olanağı sağlayan bir alternatiftir. CMK 109. madde 1. fıkra uyarınca ‘Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100’üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.’

Görüldüğü gibi, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesine göre açılan soruşturmada Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun öngördüğü tutuklama ve alternatifi olan adlî kontrol koşulları olumsuz yönden şüpheli aleyhine değerlendirilmiştir. Demokratik hukuk devletinde siyaset, tutuklu olarak yapılmak zorunda bırakılmamalıdır.”.

(23.1.2023).

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER