Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Selma ERDAL
Selma ERDAL

Amennn

Selma ERDAL

Üniversitelerin İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri’nin hangi bölümünde öğrenci olursanız olun; Maliye, İşletme, İktisat, Ekonometri, Kamu Yönetimi, Uluslararası İlişkiler…Hangi bölümün öğrencisi olursanız olun; birinci sınıfta MİKRO İKTİSAT ve MAKRO İKTİSAT derslerini alırsınız.

Bencileyin de birinci sınıfta olduğumda, MİKRO İKTİSAT dersinin ilk gününde; Uludağ Üniversitesi’nin çok değerli İktisat Profesörleri’nden aldığım ilk bilgi neydi, öylesine iyi anımsıyorum ki…

Değerli öğretim üyemiz, derse girişte kurduğu ilk tümcesinde bize şöyle demişti:

-Sıradan insanın, sokaktaki adamın; MİKRO İktisat ya da MAKRO İktisat umurunda bile olmaz. O cebindeki parayla ve sofrasındaki ekmekle ilgilidir. Ekonomistler ne demiş?… Siyasetçiler ne söylemiş?… O bunlara hiç aldırmaz. O; yalnızca cebindeki para, evine ekmek götürmeğe yeter mi, işte ona bakar. Arz-talep eğrileri, Keynezyen kuramlar, Harold-Domar Modelleri onu hiç ırgalamaz. Onun yüzü evine ekmek götürdüğü sürece güler.

Nasılsa siyasetçiler için; ekonomik girdiler, çıktılar, enflasyon, deflasyon, kriz ve nasılsa bu halk keriz…

Özellikle de siyasetçiler rakamlarla, anlaşılmaz sözlerle halkın gözünü boyamaları, aklını karıştırmak için verdikleri söylevleri; insanın beyninin içine oya, oya yerleştirme girişimleri olduğunda… Hemen anılarımdan çıkar gelir; üniversitedeki ilk İktisat dersimiz…

Yıllar önce üniversitede ilk İktisat dersini alanlardan bugün  acaba yüzde kaçı; cebindeki parayla, evine ekmek götürebiliyor ?… Acaba o ilk derste profesörümüzün anlattıkları; bugün hangisinin  aklına düşüyor ?…

Egemenler bol keseden her yere umut saçıyor. Her ne ise… İnmeyelim çokça derine; boğuluruz.

İnönü’nün başbakanlığı döneminde, İkinci Dünya Savaşı günlerinde; yaşanan zorluklar nedeniyle “Aç bıraktınız, milletimi aç!” diye bağıranlar, asla bu milleti aç bırakmazlar. AMENNN

Ekonomi, para, ekmek bir yana; ille de yaşamak var ya… Ne güzel bir şey!…

Yaşamak, yaşıyor olmak, canlı olmak… Üstelik de yaşamakla, ömürle ilgili güzel ve umut verici açıklamalar da geldikçe bilim insanlarından, işte o zaman değmeyin keyfimize!…

Ozan Cahit Sıtkı Tarancı; “yaş 35 yolun yarısı” demiş, 40 yaşını görmeden gidivermiş bu dünyadan…

Biz çocukken de “yaş yetmiş, işi bitmiş” derdi insanlar…

Ne güzeldir ki o günler geçmişte kaldı; bilim insanları insan ömrünün 150 yıl olduğunu açıklıyorlar sürekli… Elbette ki bu süreyi tamamlamak, tamamlayabilmek birazcık da insanın kendi bilgi, beceri ve çabasına da bağlı… Örneğin; alkolsüz, nikotinsiz, stressiz, hırssız, kavgasız bir yaşam sürebilmek bağlamında… Gerisi de kalmış; Tanrı’ya, Doğa’ya ve genetik mirasınıza…

Gelirsek bilim insanlarının sözlerine ki onlardan birisi Prof.Dr. Servet Arıoğlu’nun verdiği bir bilgidir bu…

Şöyle ki…

18 yaş; zekada zirve… 25 yaş; kemik yapısında zirve, fiziksel güçte zirve… 35 yaş; osteoporoz başlangıcı (ki kemiklerde erime başlangıcı, bu nedenle spor, spor, spor gerekli)… 45 yaş; gözler bozulur ve kadınlarda menopoz başlangıcı, doğurganlık gücü azalıyor… 55 yaş; kadınlarda menopoz, erkeklerde andropoz… Ve eğer bedenin yanı sıra, beyni de tembel bırakırsa insan; zekası 12 yaş seviyesine düşüyor (öyleyse ne yapmalı?… İşleyen demir ışıldar. Hep okumalı, yeni bir şeyler öğrenmeli, yenilikleri izlemeli, anlamalı, beyni tembelleştirmemek için)… Eğer akıllıca yaşarsa insan; bu yaşla birlikte başlıyor altın yıllar… Çünkü bilim insanlarına göre 65 yaş; genç yaşlılık başlangıcı…

75 yaş; orta yaşlılık dönemi… 85 yaş ileri yaşlılık başlangıcı… 95 yaş; sizin kendinize ne kadar iyi baktığınızla ilgili bir süreç… 105 yaş ve sonrası; Tanrı’nın, Doğa’nın size armağanı…

Yaşam sürecinizin çok uzun olmasını istiyorsanız eğer; sigara ve alkolden uzak durmanın yanı sıra, şu herkesin dile getirdiği üç beyaz zehir ki un-şeker-tuz üçlüsünden uzak durulacak… Özellikle de tuz; kemik erimesinin nedeni ve böbreklere de çok zarar verdiği gerçeği kesinlikle bilinmeli…

Öyleyse ne demeli?…

Yaşamı çok ama çok seven herkese Tanrı; çok ama çok uzun ömür vermeli… AMENNN

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER