Asıl kaygı umursamazlık…

ABONE OL
14 Nisan 2022 18:30
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Oktay EROL

Bu kaygının gözden uzak tutulması başka bir sorun!

Olay mecliste gelişiyor; temel gereksinmelerin ulaşılmazlığı, yurttaşın edinmede yaşadığı zorluk, halkın normal beslenmesini yapamadığı, meclis kürsüsünden konuşuluyor. Yaşanan bungunluk nedeniyle insanların erinçsizliği dile getiriliyor, meyvenin/ sebzenin yanına yaklaşılamadığı belirtiliyor…

Yan sıralardan birinde oturan “iktidar” yanlısı bir milletvekili “iyi işte, ne güzel, üretici kazanıyor ya” diyerek konuşmacının sözlerine saldırıyor!

Orası meclis, vekillerin özgürce düşüncelerini söyleyebildiği bir alan, ayrıca yurttaşın yaşadığı sorunların hem anlatılma, hem de çözüm bulma yeri…

Anlatan kim olursa olsun, bilinen/ tartışılan bir sorun dile getiriliyorsa “en çok” sessiz kalmayı yeğleyebilirsin! Sanki anlatılan doğru değil, üstelik üretici emeğinin karşılığını alabiliyor gibi “kazanıyor ya” diyerek alaysı tutum sergilemek, yaşadıklarını yok saymak aklın benimsemeyeceği bir şey!

Yeter ki soruna “saldırı” gereksin; oradalar!

***

Pazarda, markette bu süreç gibi “şaşkınlaştığım” dönemi anımsamıyorum!

Başkalarına da soruyorum, en küçük “iz” kalıntısı olanı duymadım!

Salgın konusu işin sulandırılmış bölümü; varsa bir sıkıntı her yerde var, ancak nedense her fırsatta “battılar, çöktüler, bittiler” denilen ABD ile Avrupa para birimi TL’yi ikiye/ üçe katlamış!

Onu geçtik, şimdi de Rusya-Ukrayna gerginliği çıktı ortaya…

Burada şunu sormamız gerek mu?

Eğer, dışarıdaki her gelişmeden dolayı dağlarımızdan fışkıran su, topraklarımızın verimiyle üretilen tarımsal ürünler buğday/ pancar/ bakliyat/ domates/ biber/ patates/ soğan aklınıza gelen ne varsa hepsi yurttaşın dokunmaktan çekindiği temel besinlerse…

Fiyatlarından dolayı yanına yaklaşmak bile sinirleri bozuyorsa…

Bu günlere değin üç/ beş kilo alınan ürünler tane ya da kilo yarısına dönmüşse…

Mevsimsel ürünlerin birçoğunun tadına bakama olanağı her dün uzaklaşıyorsa…

Yurttaşın bu denli zorlanmasına neden olan koşulları “kim” getirdi; sorulmayacak mı?

***

Her hafta eşimle pazar aşıl veriş yaparız…

Bir tanıdığım, “artık ne pazara, ne de markete gidiyorum, gittiğimde moralim bozuluyor, sinirlerim ayağa kalkıyor” dedi. Çocuklarını ya da eşini gönderiyormuş, üstelik koşullu, “geldiğinizde neyi kaça aldığınızı bana söylemeyin, bilmek/ duymak istemiyorum” diyormuş!

Günlerce düşünsem aklıma gelmeyecek şeyler bunlar; ancak bugün yanımızda yaşanıyor, bildiğimiz/ tanıdığımız çoğunun psikolojisi bu nedenle bozuk!

Sakının bana “neden” demeyin; her canı çektiğini alan, istediği beslenmeyi sağlayanlar gibi…

Pazarda dolaşırken, bir hafta öncesinin üzerine üç/ beş eklediklerine tanık oldum! Kimeye, “neden” diye soramıyorsunuz! Başta yakıt diyor, sonra aracının lastiklerinden söz ediyor, o da yetmiyor yeni vergi diyor, yeni bakım bedeli diyor, sonra da üst üste ekliyor!

Zamsız yaşamak zor!

***

“Yem fiyatlarındaki aşırı artış nedeniyle, birçok besici süt hayvanlarını kesime gönderiyor” dedi, bir dost veteriner. Hayvancılığın bitme noktasına sürüklendiğini, gelecekte et/ süt sıkıntısının daha da büyüyeceğinden söz etti!

Bir tüm tavuk etinin yetmiş lira olduğuna tanık olunca, o bedeli de ödeyince; gelecekte etin, sütün zor bulunabileceği, bulunsa da sebzeyi/ meyveyi aratmayacağını öngörmemek için hiçbir neden yok!

Artık pazardaki her sebze/ meyve, her hayvansal ürün, tatlı çeşitleri, canlının tüm temel gereksinmeleri “lüks” sırasında yerini alır!

Düşünüyorum da; o zaman bayramı kim yapar, şenlikleri/ festivalleri kimler görür, lokantalar da kimler oturabilir, dinlenceye kimler çıkabilir, kimlerin çocukları düğün/ dernek kurabilir, kimler yeni bir giysi alabilir?

Yok demeyin; bu yurdun topraklarında yetişen iki dal maydanoz için beş lira ödeniyor, marulun tanesi yirmi lira…

Emekçinin aldığı belli…

Besicinin elindeki hayvanlar kesime giderse, elinde süt hayvanı bulunduranların ürettiği süte ulaşmanın kolay mı olacağını düşünüyorsunuz; ardından peynire, tereyağına, süt ürünlerine…

Kırmızı eti dışarıdan getirdiler fiyat düşmedi, yarın beyaz ette dışarıdan getirilir, o da yetmez süt ürünleri…

Bizdeki toprak, bizdeki üretici ne olacaksa artık…

***

Bizim asıl kaygımız, ülkeyi yönetenlerin ne yurttaşın yaşadığı acıyı, ne de üreticinin içinde bulunduğu koşulları görmezden geliyor gibi yapması…

Sorulduğunda “biz de biliyoruz” diyorlar da, uygulamada göz önünde olan bir belirti yok! Üstelik çoğu yerde “işin dalgasında” gibi bir tutum içindeler!

Halkın bu doyumsuzluğu, bu açlığa direnişi, bu acısı, bu “yardıma” gereksinen koşulları “iktidarın” başını çok ağrıtacak; biline!

13042022

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP