Yaşayan toplum uyuşukluğu benimsemez!

ABONE OL
24 Şubat 2020 19:57
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Yaşananlara gözleri “sonuna” dek kapalı bir toplum…

Söylenen/ anlatılan, demiyorum; yaşanan…

İçtiği suyun, ısınamadığı doğalgazın, enerjisinden yararlanamadığı elektriğin, yaşanırlığını bir türlü göremediği kentinin…

Medyada anlatılan her türlü şatafatın, “iktidarın” ağzındaki her türlü sevincin “nerede” olduğunu; merak etmeden, yerini öğrenmek istemeden, sorusunu sormadan yaşamını sürdüren bir toplum…

“İktidar” için aranıp da bulunamayacak bir toplum!

Tepkisiz, uyuşuk…

***

Sabah evinizden çıkıyorsunuz,

Bir gün önceki işinizin başına geçiyorsunuz,

Dünden, kaldığınız yerden işinizi sürdürüyorsunuz,

Dinlenme saatlerini değerlendiriyorsunuz,

Akşam evinize vardığınızda yorgun olduğunuzdan erken saatlerde yatıyorsunuz,

Sabah…

Ay sonunda size “al bununla geçin” dedikleri bedeli alıyorsunuz…

Robot, demeyeyim de…

Toplumun bireyleri Hacivat/ Karagöz, adına “Hayali” denilenin istediği biçimde oynattığı, “yardak” adlı yardımcılarının da yanından hiç ayrılmadıkları gibi “daha” yüksek sesle “eşlik” ettiği toplum…

“İktidar” için hoş olmalı!

***

Sokakları bir uçtan uca geçerken, içinden çıkılması zor sorunların baskın olduğu başta “alım gücü” yoksunluğu sanki “hiç” yaşanmıyor gibi anlatanların gücü acılanmaya yeter!

Yurt genelinde soğuk kış aylarının üşüten günlerini yaşıyoruz!

Dar gelirli yurttaşın, emekçinin, çalışanın, emeklinin; son aylarda yapılan zamların, açlık sınırına denk gelen “asgari ücretin” gereksinmeleri sağlayamaması nedeniyle ısınamadığını bilmeyen yok!

Bir gariplik yok mu bu gelişmede?

“İktidar”, her fırsatta ekonomik gelişmelerin piyasaları rahatlattığından söz ediyor!

“İktidarın”, piyasa derken yurttaşın “alım gücünü” dile getirmediği açık!

“Piyasa” denirken, başta “iktidara” yakın olan yüklenicilerden tutun, “iktidarın” her tür ergilerinden akıl almaz biçimde yararlanan, yararlanırken büyüyen, büyürken kazanan, kazanırken yurttaşı yoksullaştıran katmanı olmalı!

Dar gelirli yurttaş, emekçi, çalışan, emekli, kepenk indiren esnaf, işsizlikle sınananlar değil!

***

Yaşamın içinde olan, yaşarken gereksinmesini sağlayamayan toplumun “kapalısını” sağlamanın sürekliliği olanaksızdır.

Açlığın sürekliliği olmadığı gibi…

Her ne denli “iktidarın” susturucu baskısı da olsa, “yetmeyenin yeterliliği” karşılık bulamayacağı gibi, beklenen “sevinci” sonuna dek sürdürmez!

Kış soğuğunda ısınma araçlarından yararlanamayan, maaşını gereksinmelerine yetiremeyen, günün güneşini içine alamayana; istediğinizce yararlanın, yetirin, alın dense de yaşananların “balçıkla sıvandığı” görülmez de, görülmemiştir de…

Market raflarına dokunamayan, pazar tezgahlarına yaklaşamayan, çocuğuna şeker alamayan ne anlatılırsa/ anlatılsın bağlayıcılığı olamaz!

Ne medyada anlatılan her türlü şatafatın, ne “iktidarın” ağzındaki her türlü sevinç anlam bulmaz!

Yaşayan toplum tepkisizliği, uyuşukluğu benimsemez!

 

BİR BEN DEĞİLİM Kİ

“İktidara” sözcülük yapanlardan çok değil bir ya da ikisini dinlediğim zaman; kendi bildiklerimden, kendi gördüklerimden, kendi yaşadıklarımdan kuşkulanıyorum inanın… Sabah kalkışım, boş sokaklarda yürüyüşüm, gülmeyen yüzleri görüşüm, amaçsızca bekleyenleri bilişim, sızlanış, oflanış, ağlayış, dertleniş… Hepsi, ama hepsine kuşkuyla bakıyorum…

Bunun içerisine örgütü mü koyarsınız, varsıl çıkarlı koltuk sevici odaları mı dersiniz…

Sanal bir gezegenin içerisindeyim sanki.

Her yer tozpembe, her şey yaşanılanın dışında, her şey magazin, her şey televole…

Karşıma kim çıkmışsa hepsine, ama hepsine soruyorum…

Üstelik yavaş yavaşta olsa iktidar yanlıları bile dipsiz kuyunun karanlığından söz ediyor. “Bu güne değin bir şeyler olur mu, piyasada biraz olsun canlanma yaşanır mı diye beklememize karşın, inan umutlanmamıza kızar oldum” diyenlere tanık oluyorum.

“Bu ülke hepimizin, yarın herkesle yüzyüze geleceğiz, eğri otursak da doğruyu konuşmak zorundayız, esnafı-çiftçiyi görmeliyiz, alım gücünün ne denli yetersizliği ile işsizliğin can yakıcılığını biliyorum” diyenleri de biliyorum.

“İktidar” sözcülerini, aynı kentte yaşandığımız destekleyicilerini dinleyince bunlardan dolayı yaşadıklarımdan kuşkulanıyorum.

Ama bir ben değilim ki yaşadıklarından kuşkulanan.

Ama bir ben değilim ki ‘yaşamın izi’yle çarpışan.

Ama bir ben değilim işte…

220220

 

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP