Adana’dan tüyenler…

ABONE OL
18 Kasım 2019 18:36
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

En son geçtiğimiz günlerde, Yurt Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ali Rıza Özkan sormuştu:

“Adana bölgenin en güçlü kentiyken, neden bu denli kan yitirdi?”

Sorunun içi baştan-sona dop-dolu!

Ülkenin en önemli sanayisinden tutun tarımına değin ekonomiye olan etkisi, ulusal gelirine katkısı yadsınmaz bir gerçekti.

Orhan Kemal’in, günümüzde televizyon dizilerine konu olan yapıtları da bir başka etki…

Ne oldu da bugün “o” dönemin sevinçleri yaşanmıyor, mutlulukları yok, umut çalınmış!

Bir bilen olmalı…

***

Adana’nın toprağı altın, insanı emek, geleceği bolluk olduğu yıllarda komşu illerden akın insanlar çalışmaya gelirdi; fabrikalarında işçileri çalışır, toprağı üretir, burada oluşan katma değer ülkenin her noktasına dağılırdı.

Bölge insanının uğraşı, piyasanın kıpırtısı, koşuşturmalar, yeniliklerle tanışmalar, konukları ağırlamalar salt görüldüğü biçimiyle kalmaz;

Çitçinin çabası onurlandırılırdı,

Üretim birlikleri üreticinin sömürülmesinin önünü keserdi,

Örgütlü bir yapının toplumsal değeri gösteriliyordu,

Bölgenin yaşamını en ince noktasına değin irdeleyen-sorgulayan-betimleyen bir sanat anlayışı da yaygınlaşıyordu!

Adana’da “yükünü” tutanlar birer birer buradan tüyene değin yaşandı bunlar!

Adana’da tünemeyi yeğleyenlerin “hırsı”, Adana’dan sanayinin tüymesine izleyici kalan tüneyicilerin görgüsüzlüğü…

Neden bu olmalı!

***

Dün Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın düzenlediği bir toplantı vardı, Öğretmenler Evi’nde…

Toplantının konusu “Uyuşturucu ile mücadele eylem planına yönelik iletişim stratejisi uygulama rehberi” başlığını taşıyordu.

Toplantıda, ülkemizde her gün artan biçimde karşımıza çıkan “uyuşturucu kullanımı” konusunda, basında yer alan haberlerde kullanılan “dil-anlatım” eleştiriliyordu!

Geçtiğimiz yıl, Ankara’da düzenlenen Suriyeliler konusundaki toplantıya benziyordu…

Orada “Suriyeli dilenci, Suriyeli işçi, Suriyeli suçlu, Suriyeli hırsız” gibi adlandırmaların “Suriyeli kardeşlerimizi” üzdüğü için kullanılmaması salık verilmişti!

Şimdi de burada, “uyuşturucu bağımlıları için kurban, batağa saplanmış, esiri olmuş, tuzağa düşmüş gibi nitelemelerin yapılmaması” istenirken, “bağımlı, tedaviye ihtiyaç duyan, uyuşturucu kullanan” biçiminde yer verilmesi anlatıldı!

Bu ya da buna benzer konular yalnız Adana’da olmuyor kanımca, yurdumuzun her yerinde İletişim Başkanlığı’nın öncülüğünde yapılıyor olmalı…

Uyuşturucu olgusu neden gereksinilir, bunun arkasında kimler-neden vardır, uyuşturucu salt solunum yoluyla alınan mıdır, bunun ekonomik boyutu yok mudur?

Ben “işin” burasındayım!

Bu uyuşturucular “bağımlılık” sağladığı için, bir kez başlandığında bırakılması için çeşitli “tedaviler” yaşanması gerekiyor. Bunlar gökten inen “şeyler” olmamalı! Ülkeye nasıl giriyor, öncelikle kimlerin kullanması sağlanıyor, alt katmana yayılması için nasıl bir çalışma yapılmaktadır, dağıtımında kimler seçiliyor?

Sanayi tüymüş, işsizliği doruğa çıkmış bir kentin gençleri neden “uyuşturucu peşinde” diye soralım mı?

Yanıtı içerisinde değil mi?

***

Adana’da, bir zamanlar üzerinde fabrika bacaları tüten, bu arada üreticinin toprakla kaynaşmasına neden olan alanlar bugün birer birer yerle bir edilip;

Ekonomilerini Adana’dan tüydürenlerle,

Tüyenlerin tüymesine “neden” olanların da çabasıyla yenileşiyor, küresel ağla çevrili yaşam alanlarımızı alış veriş merkezleriyle donatıyor; sevinelim mi?

Bugün açılışındaydık, sabah saatlerinde…

Öyle bir yermiş ki “esas 01 burda”…

Dünyanın en iyi “aktivitelerini” bir araya getiren, yüzseksenbin metre karelik alanda konuşlanan, şimdilik binbeşyüz kişiye iş sağlayan, bir yılda on milyon konuğun geleceği düşünülen bir merkez…

Basın toplantısının ardından birkaç mağazaya girdik arkadaşla birlikte…

“Asgari ücret” fiyatına takım elbise vardı. Satıcısı kadın, “her bütçenin alıcısı bulunur” dedi. Burada gezerken hemen biraz ileride, geçtiğimiz yıl açılan “Park Adana AVM”de yer alan mağazaları, boş kalan işyerlerini, nedenini düşünmeden olmaz!

Adana’dan tüyerek, Adanalı tarım sektörüne de zarar verenlerin, bugün “fabrikalarımızı götürsek de, buradaki şirketlerin çoğunun vergi levhaları Adanalı olmasa da, hastanemizle buradayız, bakın AVM’mizle buradayız, ‘01 burda’ kazanırsa Adana’da kazanacak, çalışan sayımızı ikibine çıkaracağız…” demelerine tanık olduk!

Ekmeden, üretmeden, iş bulmadan, üreticiye kazandırmadan, Adanalıyı mutlu etmeden bu nasıl yapılacaksa…

Metropollerde koca AVM’lerin kara perdeler inerken…

***

Evet, bir zamanlar Adana bölgenin en varsıl kentiydi…

Adanalı çalışıyor, toprak veriyor, ürüne katma değer katılıyor; üç ay, beş ay, bir yıl sonrası için izlenebilecek yollar konuşuluyordu!

Bugün “günü” kurtarmak için sabah evinden çıkan kimler yok…

Yoksulluk insanı nereye sürükler, sorusunun öyle çok yanıtı var ki günümüzde! Gazetelerin üçün sayfaları yetmiyor! Evinde çılgınlık yaşayıp şiddete yönelen, etrafa saldıran, uyuşturucuya koşan, yaşamına son veren… Akla gelebilecek, “delilik” diye adlandırılabilecek öyle çok örnek vermek olası ki…

Bir yanda tümüyle “açlığa” itilen bir katman, karşısında göz kamaştıran vitrinleriyle fabrikaların alanlarına kurulan “alışveriş-dinlenme-aktivite” merkezlerinde “asgari ücrete” takım elbise…

Açıkça söylemek gerekirse;

Üretmiyorsa,

Tüketirken “nasıl” bağımlılıklara karşı kor, “nasıl” büyür Adana bilmiyorum…

141119

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP