Cumhuriyet Halk Partisi; cumhuriyetçiliği, halkçılığı, laikliği, sosyal adaleti, emeğin üstünlüğünü ve demokratik hukuk devletini savunan köklü bir siyasal harekettir. CHP’nin varlık nedeni yalnızca seçim kazanmak değil; Cumhuriyet’i, halk egemenliğini ve sosyal demokrasiyi geleceğe taşımaktır.
Bu nedenle CHP’nin örgütsel kimliği; birey merkezli değil toplum merkezli, rant odaklı değil emek odaklı, kimlik siyasetini körükleyen değil halkı birleştiren bir siyaset anlayışına dayanır.
Ne var ki son yıllarda CHP’nin birçok il ve ilçesinde olduğu gibi Adana’da da farklı bir siyaset tarzının etkileri görülmektedir.
İlkelere bağlı siyaset yerine kişisel ikbal hesaplarının, örgüt iradesi yerine dar kadro anlayışının, siyasal sadakat yerine fırsatçılığın öne çıkması, parti tabanında ciddi rahatsızlık yaratmaktadır. Bu durumu anlatabilecek en çarpıcı benzetmelerden biri bukalemun siyasetidir.
Bukalemun bulunduğu ortama göre renk değiştirir. Siyasette de buna benzer biçimde; ilkelere göre değil çıkarlara göre saf değiştiren, dün eleştirdiğini bugün savunan, bugün alkışladığını yarın reddeden siyaset anlayışı giderek yaygınlaşmaktadır.
Bu anlayışın siyaset bilimindeki karşılığı ise Makyavelizm’dir.
Makyavelizm siyaset; amaca ulaşmak için her yöntemi meşru gören, etik değerleri ikinci plana iten, ilkeyi değil sonucu esas alan anlayıştır. Böyle bir siyaset kısa vadede bazı kişilere makam kazandırabilir; ancak uzun vadede partilerin kurumsal hafızasını, toplumsal güvenini ve ideolojik omurgasını zayıflatır.
Bugünün Türkiye’sinde CHP’nin en büyük ihtiyacı, kimlik değiştiren siyasetçiler değil; Cumhuriyet değerlerine, sosyal demokrasiye ve parti kültürüne bağlı kadrolardır.
Adana siyasetinde yıllardır dikkat çeken tablo tam da budur.
Geçmişte birbirine tamamen zıt siyasi geleneklerde yer almış; ANAP’tan DYP’ye, DYP’den MHP’ye, farklı siyasal adreslerde siyaset yapmış bazı isimlerin bugün CHP içinde yeniden konumlanmaya çalışması elbette tek başına eleştirilemez. Demokratik siyasette herkes fikir değiştirebilir, yeni tercihler yapabilir.
Ancak sorgulanması gereken nokta şudur: Bu değişim gerçekten düşünsel bir dönüşümün sonucu mudur? Yoksa kişisel iktidar arayışının yeni adresi midir?
CHP örgütlerinin görevi; kişisel kariyer planlarına alan açmak değil, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi siyasal kadrolarını büyütmek ve geliştirmektir.
Bir siyasi parti kendi çocuklarına güvenmediği gün, kendi geleceğine de güvenmiyor demektir.
Adana CHP’nin geçmişi bunun en somut örnekleriyle doludur.
Selahattin Çolak, Yalçın Akyol, Sebahattin Eşberk, İrfan Aksoy ve Yıldıray Arıkan gibi isimler, CHP’nin kendi örgütsel geleneği içinde yetişmiş; sosyal demokrat kimlikleri tartışılmayan siyasetçiler olarak belediye başkanlığı yapmış, partinin toplumsal hafızasında önemli yer edinmişlerdir.
Bu örnekler göstermektedir ki CHP, kendi bağrında yetiştirdiği kadrolarla başarı üretebilmektedir. Bugün de aynı ilkeye dönülmelidir.
Örgüt emeği veren, mahallede, sandıkta, ilçe örgütünde, gençlik ve kadın kollarında yıllarca çalışan insanlar varken; siyaseti yalnızca seçim dönemlerinde hatırlayan isimleri kurtarıcı olarak sunmak örgütsel emeği değersizleştirmektedir.
Son seçim deneyimleri de göstermiştir ki dışarıdan transfer edilen her isim toplumsal karşılık üretmemektedir. Aksine, parti tabanında kırgınlıkları büyütmekte ve örgütsel motivasyonu azaltmaktadır.
CHP’nin geleceği transfer siyasetinde değil, örgüt siyasetindedir.
Bugün Türkiye yeni bir siyasal eşikten geçmektedir. Ekonomik kriz, gelir adaletsizliği, hukuk devleti tartışmaları, gençlerin gelecek kaygısı ve demokratikleşme ihtiyacı, CHP’ye tarihsel sorumluluk yüklemektedir.
Böylesine kritik bir dönemde parti yönetimlerinin kişisel sadakat ağları değil; liyakati, örgüt emeğini, ideolojik tutarlılığı ve toplumsal güveni esas alması zorunludur.
CHP’nin ihtiyacı renk değiştiren siyasetçiler değildir.
CHP’nin ihtiyacı; halkın derdiyle dertlenen, emeğin hakkını savunan, Cumhuriyet’in temel değerlerinden taviz vermeyen, dün söylediğini bugün de savunabilen ilke insanlarıdır. Çünkü siyaset yalnızca seçim kazanma sanatı değildir.
Siyaset aynı zamanda karakter meselesidir.
İlkesini kaybeden siyaset, sonunda toplumun güvenini de kaybeder.
CHP kendi tarihine, kendi örgütüne ve kendi yetiştirdiği kadrolara güvendiği ölçüde büyüyecek; kişisel hesapların değil Cumhuriyet idealinin partisi olmayı sürdürecektir.
Bugün verilmesi gereken mücadele kişiler arasında değil; ilke ile fırsatçılık, örgüt emeği ile kişisel kariyer, sosyal demokrasi ile makyavelist siyaset anlayışı arasındaki mücadeledir.
Ve bu mücadelede kazananın CHP’nin kuruluş felsefesi olması, yalnızca parti açısından değil, Türkiye demokrasisinin geleceği açısından da yaşamsal önemdedir.






























