Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

Özgür Özel’in Adana yürüyüşü…/ 2

Cumartesi günü çocukluk arkadaşım Eyüp Demiröz’le Duygu Kafe’de buluştuk. Yazmaya uzak olsa da okumaya, öğrenmeye, yeni olanı araştırmaya tutkulu bir dost… Birkaç saat söyleştikten sonra Kenan Evren Kavşağı’na yürüdük. Adana’da adı “Devlet Bahçeli” diye değiştirilmişti ama belleğe kazınan Kenan Evren… İnsanın belleğine kelepçe vurun haydi vurabiliyorsanız; karanlıkta yol bulmak için ışıldak böcek arayandan daha zor durumda kalırsınız! Bu kentte sanatçılar, yazarlar, sporcular varken neden onların adları unutturuluyor; anlayabilene aşk olsun!

Eyüp’le bunları da konuşuyoruz, Adana’yı da, yaşanan süreci de, günümüzün “kendini okutmayan” şiiri de… Temmuz güneşinden korunacak duldalardan yararlanarak Mavi Bulvar’dan karşıya geçtik. “Okunmuş kitap” satan bir yer vardı, oradan geçtik; kapanmıştı! Güneşi karşımıza alıp yürümemizden, bir de dulda yer bulmaktan zorlandığımızdan ter içinde kaldık! Kenan Evren Kavşağı’na vardığımızda kendimizi karşıya attık; oh be, temmuzun gölgesi güzel…

***

Bizimle birlikte aynı yöne giden, ellerinde bayrak taşıyanlar var… Temmuz ayında, Adana’da saat onsekizi düşünebiliyor musunuz? Güneşi, beton yapıların batısına alarak yürüyoruz… Yer Yer kalabalıklar var; belli ki Özgür Özel’i bekleyenlerden… Kimi işyerlerinin tek basamaklı merdivenlerine konuşlandırmış kendini, kimi kaldırım üzerindeki ağaca vücudunu dayamış… Gördüklerimin “gözleri ışıldıyor” desem yalan olmaz… Görünüşe göre emekli olabilir, açlığa terk edilmişliğine başkaldıran biri de olabilir… Bir diğeri ev hanımı olmalı, pazar çantasını koluna takmış gelmiş… Yaşama tutunabilmek için “umutları çalınmış gençlik” kalabalığın büyük çoğunluğunu oluşturduğu ilk bakışta gözlemlenebiliyordu. Bir amaç için buradaydılar; gelecek için hukuk…

“Beton yapıların duldasında” dememe bakmayın; durduğunuz yerde terliyorsunuz… Otobüslere bindirilip getirilen kalabalıklara benzetmeyin burayı; burada olmak, parayla sağlanabilecek bir olgu değil! Bunu bir yandan “iktidar”, bir yandan “butlan kararıyla” partide yer alanlar çok iyi bildiklerinden bu “buluşmalardan” korkuyorlar! Nasıl korkmasınlar ki; sokağa çıkamıyorlar, esnafı/ pazar yerini, toprakla uğraşan üreticiyi, gençlerin yoğun bulunduğu yerleri gezemiyorlar! Özgür Özel, gittiği her yerde yurttaşla iç içe, nereye varsa “orada” olanlarla güzel öyküler yaşanıyor, dokunabiliyor, gözlerinin içine bakabiliyor… Bu uyanışın “korku” vermesi de doğal…

***

Artık zamanı sanırım… Konuşma yapılacak yere yaklaşmıştık, arkadaşım Eyüp’le… Caddenin ilerisinde dalgalanmalar oldu, kulaklara tanınmış gelen ne denildiği anlaşılmayan bir tını yükseliyor kalabalıktan… Yüz metreden fazla bir uzaklık var aramızda, buradan da yüz metre yukarıya gidilecek… Yıllar önce Ankara Tandoğan’da yapılan bir yürüyüşe katılmıştım, Anıtkabir yokuşunu çıkarken yaşadıklarımızı anımsadım. Uzaktan Özgür Özel’i, yanında Adana’nın seçilmiş İl Başkanı Anıl Tanburoğlu’nu, Adana milletvekillerinin tümünü gördüm…

Yaklaştıkça her şey daha da netleşiyordu… Korumalar duvar olmuş olsa da, duvarı umursayan kim? Özel’in her zamanki durumu… “Benden umut bekleyenleri nasıl orta yerde bırakırım” demişti, bir açıklamasında. Yürürken sendelemekten, birine elini uzattığında dengesini yitirmekten çekinmiyordu! “Varsın düşüşüm sizden olsun” der gibi kalabalığın arasında cadde kıyısı boyunca dizili apartmanlara el sallıyordu… Medya üzerinden izlerken “bunlar gerçek mi” dediğimiz, yurttaşların coşkusu için “bu da mı” diye içimizden geçirdiklerimizi, işte Adana’da yaşıyoruz! Aylardır süren “korkunun” nedeni ortada!

***

Şunu sormam gerek; aynı yürüyüşü bir başkası yapsa aynı coşkuyu verebilir miydi Adanalıya? Sanmıyorum! Hangisi Özgür Özel’in ortaya koyduğu duygudaşlığı gösterebilmişti ki halka? Akılınıza gelebilen kim varsa düşünün! Biri “şu” desin, bende “tamam” diyeyim! Başkasına ne bu denli yaklaşabilirdiniz ne de uzandığınızda dokunabilirdiniz! Parti genel başkanlarını bırakın, “kıytırıktan” şarkı söyleyenlerin/ dizi film çekenlerin bile yanına yaklaşırken kendinizi duvar dibinde bulabiliyorsunuz…

Bilindikten, alışılmıştan korkulmaz; eğer Özel de, kürsüde konuşup/ arkasını dönüp uzaklaşsaydı “korku” konu bile olmazdı! Ne “iktidarın”, ne de “butlancıların” düşleri karabasana dönüşmezdi! Özgür Özel’in Adana yürüyüşü, temmuz sıcağında yüreklere umut serpti; bunun izi uzun süre belleklerden silinmeyecek. Bu da “korkunun” bir başka boyutu. Unutmadan; Eyüp’le birbirimizden koptuk, yürüyüş bitiminde telefonla ulaşarak vedalaştık… 130726

 

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER