“İstiklâl Savaşı (İstiklâl Harbi) ve Kurtuluş Savaşı, eş anlamlı, yerleşik terimler olarak 100 yılı aşkın bir süreden beri kullanılmaktadır. Resmî belgelerde, kitaplarda, ansiklopedilerde kullanılan terimler bunlardır. Şimdiye kadar bunların değiştirilmesi düşünülmemiştir. Cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk de, Cumhuriyetin 10. yılında 29 Ekim 1933 günü yaptığı tarihî konuşmaya ‘Kurtuluş Savaşına başladığımızın on beşinci yılındayız. Bugün Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu, en büyük bayramdır.’ cümleleriyle başlamıştı. Millî Eğitim Bakanının alternatif olarak önerdiği ‘Millî Mücadele’ genel anlamlıdır. Silâhlı çarpışmayı ifade etmekte yetersiz kalır. Kurtuluş Savaşı ortamında yazılan İstiklâl Marşı, Mehmet Âkif Ersoy tarafından ‘Kahraman Ordumuza’ ithaf edilmişti.
620 yıllık Osmanlı İmparatorluğu, 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışıyla başlayan Kurtuluş Savaşı sırasındaki ve sonrasındaki olaylarla hukukî varlığını kaybetmiştir. Bu süreçte 23 Nisan 1920 günü Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmış; ‘Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.’ ilkesine dayalı 20.1.1921 tarih ve 85 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanunu kabul adilmiş; Kurtuluş Savaşı’nın Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutanlığında Büyük Zaferle sonuçlanmasından sonra Osmanlı İmparatorluğunun sona erdiğine ve TBMM Hükümetinin kurulduğuna, TBMM’nin egemenlik hakkının gerçek temsilcisi olduğuna dair 30.10.1922 tarih ve 307 sayılı, 1-2.11.1922 tarih ve 308 sayılı TBMM Genel Kurul Kararları alınmış; 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalanmış ve 29 Ekim 1923 günü 364 sayılı Kanun’la en büyük devrim olarak Cumhuriyet ilân edilmiştir. Cumhuriyetin temelinde Kurtuluş Savaşı vardır.
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta ‘Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek’ üzere ‘Türk gençliğine emanet ederken’ varılan sonucun ‘bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedeli’ olduğunu belirtmiştir. Çocuklarımızı, gençlerimizi onlara bu bilinci kazandıracak bir eğitim ve öğretim sistemi içinde yetiştirmeliyiz.
Cumhuriyetin değerlerine alerjisi olan bir Millî Eğitim Bakanının eğitim ve öğretim kurumlarının müfredat programlarında Kurtuluş Savaşı’nın anlamını gölgeleyecek, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu Savaşın kahramanlarını unutturacak, Anayasa’nın 42. maddesi III. fıkrası uyarınca eğitim ve öğretimin ‘Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre’ yapılmasını engelleyecek, Millî Eğitim Temel Kanunu’na aykırı değişiklikler yapması kabul edilemez. Türk millî eğitimi, Kurtuluş Savaşını ‘bilişsel yük’ sayan bir anlayışla yönetilemez.”
(7.7.2026)






























