Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

Yeni parti zorunluluğu…  

Türkiye’nin dönemsel fırtınaları vardır; çok partili döneme geçiş, darbeler, dışa bağımlılığın getirdiği anamalcı baskılar, halkın uyanışına karşı sistemin saldırıları… Sözü edilen fırtınalar Demokrat Parti, Adalet Partisi, ANAP, AKP’yi sırayla “iktidara” taşımıştır. Halkın sorunlarından çok anaparacının yanında durarak, yer yer yurdun değerleri üzerinde yabancıya pay vererek, emekçinin direniş haklarını daraltarak, hep bir “kaymak katman” var etmişler; çok partili düzeni kendileri için işletmişlerdir.

Fırtınalı dönemler… Halkın olanları kanıksaması hep bitişleri olmuştur! Ülkeyi “Küçük Amerika” yapacağını öne sürüp üretimi, hukuku, demokrasiyi durma noktasına getirmesiyle son bulan bir Demokrat Parti süreci yaşanmıştır. Tahkikat komisyonunu da unutmayalım… Ardından aynı çizgide yola çıkan Adalet Partisi’nin sonu da farklı olmamıştır. O yıllarda ülkenin üzerinde esen fırtınayı iki sözcükle, “gençlik olayları” diyerek geçiştirmeyin; yurdun denizle çevrili üç yanında yabancı filoların gözdağı için konuşlandığını unutmayın… Sonrasında, mimarlığını Süleyman Demirel ile dönemin Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal’ın yaptığı 24 Ocak kararları, ardından gelen 12 Eylül darbesi, Özal’ın Anavatan Partisi’nin “iktidarı…” Milenyumda yaşanan “21 Şubat Krizi” ya da “Kara Çarşamba” olarak adlandırılan fırtınanın ardından gelen AKP…

***

Saydığımız bu yapılar, hiçbir zaman köklü bir dünya görüşünün, toplumsal katmanın partisi olmamışlardır. Onlar, yalnızca dönemsel fırtınaların oluşturduğu bunalımın dalgaları üzerinde yükselen, fırtınanın dinmesiyle kum gibi dağılacak olan ortaklıklardır. Güçlerini toplumsal bir felsefeden/ öğretiden değil, anaparanın çıkarlarını koruma düzeninden alırlar. Ne var ki, kitleleri sürükleyebilmek için tek başlarına yetersiz kalacaklarını çok iyi bilirler. Bu nedenle, sığınacak köklü bir ideolojisi bulunmayan bu dönemsel oluşumlar, varlıklarını sürdürebilmek için kimi zaman inanca, kimi zaman ulusal duygulara, kimi zaman yurt sevgisine sarılırlar…

Tarihsel süreç bunun açık kanıtı… Kendi içlerinde derinlikli bir düşünce üretemeyen sağ kitle partileri; yeri gelmiş ulusçu odakların duygularını sömürmüş, yeri gelmiş “muhafazakar” tabanın inanç ögelerini kendilerine kalkan yapmışlardır. Alanlarda bu köklü akımların söylemlerini yağmalayarak oylarını devşirmiş, “iktidar” koltuğuna oturduklarında üreticiyi ezen politikalara çevirmişlerdir. Kısacası, ideoloji partilerini kendi dönemsel çıkarları için birer basamak olarak kullanmışlardır. Bugün yaşananlar da bu kaçınılmaz sonun yeni bir perdesinden başka bir şey değildir.

***

Yeni bir fırtınanın eşiğindeyiz… Çeyrek yüzyıldır “iktidar” olan rüzgarları esedursun, tüm bu fırtınaların karşısında sarsılmadan durması gereken kale, gücünü doğrudan yurdun kurtuluş felsefesinden alan Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Ne var ki bugün bu büyük kale, benzeri görülmemiş bir kuşatma altında… Bir yandan “iktidarın” baskıları, öte yandan partinin içini boşaltmak için butlancı çevrelerin oyunları… Amaç nettir: Yurdun kurucu düşüncesini omurgasızlaştırmak, kaleyi içeriden çökertmektir. Yeni bir parti kurma arayışına, tarihsel bir zorunluluğa doğru itmektedir.

Kurulacak bu yeni parti, geçici bir ayrılık yürüyüşü değil; kurucu ilkeleri diri tutma atağı olarak bilinmesi gerekir. Amaç, bu dalgalı süreç atlatıldığında, eninde sonunda asıl çatı olan Cumhuriyet Halk Partisi ile kurucu ideolojinin doğruluğunda yeniden bir araya gelmek, büyük kavuşmayı sağlamaktır.

***

Fırtınalı bir süreçten geçiyoruz… Yıllardır ilk kez bu denli “iktidar” olmaya yaklaşmışken yaşanmamalıydı bunlar! “Kesin geçersizlik/ mutlak butlan” kararının ardına düşülerek “seçilmiş başkanlar” görevlerinden alınmamalıydı! Şimdi “butlan” kararıyla partinin başına geçenler “ısrarla”, yeni parti çıkışı yapanları “partiyi bölmekle” suçluyor! Ne yapmalıydılar bu güzelim yurt aşkına?

Şunun altını çizmekte yarar var; görüştüğüm yöneticilerden de biliyorum, Özgür Özel’in açıklamalarında da duymayan yok! Kimsenin partiyi “terk etmek” gibi bir isteği yok! Ancak şu unutulmamalı… Bugün “iktidarın” neyine güvenirsiniz; geçmişte örnekleri de var! Seçim tarihi belirlendiğinde, YSK “CHP, süresi içinde kurultay yapmamıştır, seçime giremez” derse ne yapılacağını bilen var mı? Bir “iktidarın”, fırtınayı CHP içine sıkıştırıp sıyrılmak istediğini bilmeyecek denli öngörü yoksunu musunuz; anlamıyorum! 050726

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER