Genellikle ülke sorunları üzerine analiz yapar, ortaya çıkan sonuçları ve çözüm yollarını değerlendirmeye çalışırım. Çünkü siyasetin asli görevi yalnızca sorunları dile getirmek değil, aynı zamanda topluma yön gösterecek bir pusula oluşturmaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi, kökleri derinlere uzanan siyasal bir ailedir. Sahip olduğu tarihsel birikim ve siyasal kültür, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde belirleyici roller üstlenmesini sağlamıştır. Bu mirasın en önemli yansımalarından biri; devrimci, demokrat ve yurtsever kuşakların yetişmesinde, olgunlaşmasında ve toplumsal mücadele içinde anti-emperyalist bir duruş geliştirmesinde görülmüştür.
CHP hiçbir zaman tek düşünceden oluşan dar bir yapı olmadı. Farklı siyasal anlayışların, farklı toplumsal eğilimlerin ve farklı mücadele geleneklerinin bir arada bulunduğu geniş bir siyasal yelpazeye sahip oldu. Bu nedenle parti içindeki tartışmalar da doğal olarak farklı siyaset anlayışlarının mücadelesi şeklinde gelişti.
Adana CHP tarihi bunun en belirgin örnekleriyle doludur.
1960’lı yıllarda dünyada yaşanan aydınlanma ve özgürlük hareketleri, Türkiye’deki aydınları da derinden etkiledi. CHP, devlet partisi kimliğinden halkçı bir çizgiye yönelirken, aynı zamanda kendi içinde ciddi fikir ayrılıkları yaşamaya başladı. 1967 sonrasında yaşanan kırılmalar, yalnızca düşünsel farklılıklar üretmedi; zamanla kişilerin siyasal kimliklerinin fikirlerin önüne geçtiği bir dönemi de başlattı.
Bu süreçte Bülent Ecevit, Deniz Baykal, Orhan Eyüpoğlu, Ali Topuz, Ertuğrul Günay ve İsmail Cem gibi isimler toplumda umut oluşturan güçlü siyasal figürler olarak öne çıktılar. Halkla kurdukları bağ, kişisel kariyerlerinden çok temsil ettikleri siyasal anlayış üzerinden güç kazandı. O yıllarda siyasal algı, bireysel algının her zaman önünde yer alıyordu.
Adana’da da benzer dönemler yaşandı. Kasım Gülek ile Kemal Satır, Melih Kemal Küçüktepe ile Emin Bilen Tümer, Nedim Tarhan, İsmail Hakkı Öztorun, Selahattin Çolak ile Sedat Doğan ve daha sonra yaşanan Serdar Seyhan dönemi, Adana siyasetinin farklı evrelerini oluşturdu.
Ancak 2007 sonrasında hem Türkiye’de hem de CHP içinde farklı bir süreç başladı. Siyasetin düşünsel derinliği giderek zayıfladı. Fikirlerin yerini kişiler, ilkelerin yerini kariyer hesapları almaya başladı.
2011 sonrasında ise Adana’da bu değişim daha belirgin hale geldi. Siyaset, düşünce üretmekten uzaklaşarak feodal ilişki ağlarının gölgesinde şekillenmeye başladı. Popülist siyaset öne çıkarken, siyasal üretimin yerine kişisel karizma ve bireysel güç merkezleri yerleşti.
Bugün Adana siyasetinde öne çıkan Zeydan Karalar, Soner Çetin, Ayhan Barut, Orhan Sümer ve Burhanettin Bulut gibi isimler kamuoyunda önemli siyasal aktörlerdir.
Ancak bana göre, Adana halkının beklentilerine cevap verecek güçlü bir siyasal üretim ortaya koymakta yetersiz kalmaktadırlar.
Üstelik Burhanettin Bulut dışında kalan isimlerin büyük bölümü CHP’nin ve sol siyasetin içinden yetişmiş kadrolardır. Bu nedenle toplum, onların yalnızca makamlarını değil; fikirlerini, mücadelelerini ve topluma sundukları çözüm önerilerini görmek istemektedir.
Her açıklamaları toplumda yankı uyandırmalı, her siyasal çıkışları rakiplerini düşünmeye zorlamalıdır.
Peki neden olmuyor?
Çünkü siyaset, düşünce eksenli rekabetten uzaklaşarak feodal ilişkilerin ve kişisel sadakatlerin belirlediği bir alana dönüşüyor.
Böyle olunca rekabet de ideolojik değil; makam, kariyer ve güç paylaşımı üzerinden yürümeye başlıyor.
Bugün Adana CHP siyaseti yeni bir kırılma eşiğindedir. Türkiye genelinde yaşanabilecek siyasal sorunların daha sert biçimde
Adana’da hissedilmesi ihtimali küçümsenmemelidir. Bunun temel nedeni ise halktan uzaklaşan siyaset anlayışı ve bu anlayışın ürettiği ilişki biçimidir.
Artık ikircikli siyaset terk edilmelidir. Her siyasetçi hangi düşüncenin, hangi değişimin ve hangi mücadelenin yanında olduğunu açıkça ifade etmelidir. Kişisel hesaplar yerine toplumsal çıkarlar esas alınmalıdır.
Topluma önderlik edecek olanlar, çözüm üreten fikirleri her türlü kişisel beklentinin önüne koymalıdır.
“Güç kimdeyse ben oradayım” anlayışı, siyaseti çürüten en büyük hastalıklardan biridir.
Adana halkı artık siyasetçilerin kişisel kariyer yolculuklarını değil; kentin işsizliğine, yoksulluğuna, üretimine, eğitimine, tarımına ve demokrasisine ilişkin hangi çözümleri önerdiklerini tartışmalıdır.
Çünkü düşüncesi olmayanın rotası olmaz.
Rotası olmayanın ise pusulası hiçbir zaman doğruyu göstermez.






























