Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Selma ERDAL
Selma ERDAL

Romanlar: Adını koyduk, ya sonrası?

Bugün 8 Nisan, Dünya Romanlar Günü… Yıllar öncesinde, dünya genelinde adını koyduğumuz, ama yine dünya genelinde daha sonrasını her nedense değiştiremediğimiz, güzelleştiremediğimiz bir halk için belirlenmiş bir gün… O kültürel zenginlik, o danslar, o müzikler… Gerçekten de bunlar kutlanabilir, bunlar halklara neşe saçabilir. Ama kutlamak, gerçekten toplumsal bir değişim için bir adım atmak mıdır? Adını koymakla iş bitiyor mu?

Bugün günlerden Dünya Romanlar Günü… Roman halkının ne kadar kültürel bir zenginliğe sahip olduğunu, renkli geleneklerini ve insanlık tarihindeki yeri ile katkılarını kutlamak için insanlığa olanak yaratan bir gün… Oysa gerçekte; bu kutlamaların hemen ertesi günü, geriye kalan sorunlar ne olacak? Gerçekten bu kültür, toplumsal eşitlik mücadelesiyle birleştirildi mi? Yoksa yalnızca 9/8 ritimle göbekler atılan eğlenceli, şenlikli bir gösteriler bütünü müdür?

Sorular ve sorunlar birikiyor, ama yanıtlar yok, çözümler yok…

Çingene’ye “Roman” Dedik, Peki Sonrası?

Roman tanımlaması / adlandırılması son dönemde daha yaygın biçimde kullanılmaya başlanması, dildeki ayrımcı bir tonun yumuşatılmasına yardımcı oldu. Ama işin ironik yanı şu: Tanımlamalar, adlandırmalar dünya genelinde değişiyor, ama dünya genelinde var olan önyargılar ne yazık ki değişmiyor. Geçmişte “Çingene” tanımlaması; ne kadar küçültücü ve dışlayıcı bir anlam taşıyorsa, bugün de Romanlar hala sosyal dışlanma, ekonomik yoksulluk ve eğitimde eşitsizlik gibi sorunlarla savaşıyor.  Gerçekten de adlarını koyduk ama onlara sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel bağlamda ne verdik? Adlarını tanımladık ama, toplumsal yaşamda var oluşlarına ilişkin kazanımlarını sağladık mı?

Romanların karşılaştığı ayrımcılığın, yalnızca adlarını / tanımlarını değiştirmekle;  çözülemeyeceğini anlamalıyız. Gerçek bir değişim için toplumsal yapıyı dönüştürmek, kültürel eşitliği sağlamak ve Romanlar’ın yalnızca müzikleriyle değil, her alanda hak ettikleriyle, saygınlıklarıyla tanınmalarını sağlamak gerekir.

Tarihin Karanlık Sayfalarında Romanlar

Biraz gerilere gidelim. Nazi Almanyası’na, II. Dünya Savaşı’na… Hitler’in ideolojisi, yalnızca Yahudileri değil Romanları yalnızca Yahudileri etmek üzerineydi. Romanlar, Nazi Almanyası tarafından “aşağı ırk” olarak damgalanıp; toplama kamplarına gönderildi ve on binlercesi katledildi. Bu nasıl bir “halkın” tarihiydi? İkinci Dünya Savaşı’nın en karanlık dönemlerinde; bir halk yalnızca etnik kimlikleri nedeniyle yok edilmek istendi.

Ama işin daha da çarpıcı yanı, aynı Nazi rejimi, “aşağı ırk” olarak tanımladıkları Slavları da yok ederken, buna karşın yine Slav kökenli Boşnaklar’a karşı çok daha ayrıcalıklı bir tavır sergiledi. Boşnakları savaşçı ve hırslı bulup, onları Waffen-SS’e katılmaya davet etti. Nazi ideolojisi; benzer kökenlere sahip iki farklı halkı ki Sırpları ve Hırvatları alt sınıftan sayarak onları aşağılamışlardır. Aynı ırktan gelen bir halkın yaşamı değerli sayılmıştır ki onlar Boşnaklar’dır, diğer iki halkın yaşamları bir değerli sayılmıştır dolayısıyla değerli sayılmıştır fermanı olarak yok edilmesi gerekenler arasına katılmıştır. Bu çelişkili tavır, tarihsel ironiyle örülmüş bir trajedinin özetidir.

Sulukule’de Ne Değişti?

Bugün de benzer biçimde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de değişmeyen değer yargılarının etkisiyle Romanlar pek çok kayıplara uğramaktadırlar. Örneğin ülkemizin her köşesinde tartışmalara ve sorunlara neden olan “kentsel dönüşüm” çalışmalarının; ilk mağdurları anımsanacağı gibi Romanlar’dır. İstanbul’un Sulukule mahallesi; kimileri için olumlu ama Romanlar için olumsuz dışsallıklarıyla kentsel dönüşümün simgesidir. Çünkü bu projeyle Romanlar yıllarca yaşadıkları mahallelerinden, kültürel miraslarından ve toplumsal bağlarından koparıldılar. Onların kimliğiyle özdeşleşen yaşam alanlarındaki, yaşam hakları ellerinden alındı. Kentsel dönüşüm projeleri; ne yazık ki fiziksel bir değişimi değil, toplumsal bir kimliği, kültürel bir varlığı yok etmeyi amaçlayan bir süreçti. Ne yazık ki bu süreç; romanların kimliğiyle, kültürüyle anılan bu mahalleyi, “sözde” modernizm adına yok etti.

Bugün de kentsel dönüşüm projelerinde, Romanların çıkarları bir yana bırakılarak, bölgeye yeni bir “kentli” sınıf yerleştirilmiştir. Bugün Sulukule olarak tanımlanan mahallede; Haliç manzaralı lüks konaklarda elbette ki Romanlar yaşamıyor. Onların yaşamları, eğlenceleri, kökleri, kültürleri; beton duvarların ve alışveriş merkezlerine yenildi, yok edildi. Kim bilir belki de sırada Sulukule’nin hemen yakınındaki Balat var; ne yazık ki bu özgün bölgeye de sızmalar başladı, umalım ki Balat’ın neşesi Romanlar oradan da dışlanmasınlar.

Her yıl 8 Nisan Günlerini Kutlayarak Ne Değişti?

Her yıl 8 Nisan geldiğinde, Roman kültürünün zenginliğini kutlamak kolay. Şenlikler, danslar, müzikler… Önemli olan bu kültürel kutlamaların günlük yaşamda nasıl bir anlam taşıdığı? Roman halkına sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel bağlamda ne gibi ayrıcalıklar tanındığı, yaşam koşularına nasıl değer katıldığı ? Her yıl 8 Nisan günlerinde 9/8 ritmi eşliğinde şenliklerde hep birlikte eğlenirken, ertesi gün toplumun önemli kararlarını alanların, “amaaan bunlarla mı uğraşacağız” yaklaşımları… Romanlar, “sınıfsız toplum” savındaki ülkemizde de diğer başka ülkelerde eşliğinde şenliklerde yazık eşliğinde şenliklerde alt sınıflarda, toplumsal dışlanmanın ve yoksulluğun içinde var olma savaşımı veriyorlar. Eğitimde fırsat eşitsizliği, sosyal aidiyet eksiklikleri, ekonomik zorluklar; onların yaşamlarının henüz çözülmemiş olan gerçekleridir. Her yıl 8 Nisan günlerinde “Romanlar Günü” kutlaması şenliklerine katılmak; yalnızca folklorik bir etkinlikten öteye geçememektedir. Eğer gerçekten değişim istiyorsak, Romanların yaşam koşullarını iyileştirmek istiyorsak; eğitimdeki eşitsizliklerden, yoksulluktan ve kültürel dışlanmadan, Romanlar’a yönelik önyargılardan söz etmeliyiz.

Romanlar, adlarını değiştirdiğimiz bir halk değil, haklarını savunarak; toplumsal yaşamda varlık göstermelerini destekleyeceğimiz, Anayasamız bağlamında hepimizle eşit yurttaşlardır, hepimizle eşit haklar edinmiş yurttaşlar olarak bizler kadar onlar da saygı görmelidir.  Gerçek değişim, yalnızca folklorik gösterilerde onlara eşlik etmekle değil, etmekle değil alanında Romanların eşit olarak yer aldığı, seslerinin duyulduğu bir toplumsal yapıyı oluşturmakla gerçekleşebilir. İşte bu toplumsal yapı oluşturulduktan sonra; yalnızca adlarını değil, yaşamlarını da daha iyi yönde değiştirdiğimiz Romanlar’la  8 Nisan günlerini şenliklerle kutlamayı her birimiz hak ederiz.

Didim, 8 Nisan 2025

 

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER