Siyaset, yalnızca seçimden seçime yapılan propaganda faaliyeti değildir. İktidar mücadelesi; örgütlü, disiplinli ve süreklilik taşıyan çalışmaların sonucunda başarıya ulaşır. Topluma somut bir alternatif sunmadan “iktidara yürüyoruz” demek, önce kendini sonra da o mücadeleye inanan insanları aldatmak anlamına gelir.
İktidar olmanın yolu; mevcut düzenden farklı olduğunu gösterebilen ideolojik, politik, ekonomik ve hukuksal projeler ortaya koyabilmekten geçer. Halk, tercihlerini yalnızca söylemlere göre değil, önüne konulan çözüm önerilerine ve bu önerilerin güvenilirliğine göre belirler. Bu nedenle siyaset, slogan üretme sanatı değil; çözüm üretme sanatıdır.
Bugün Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu sorunlar yalnızca ekonomik değildir. Tarımdan sanayiye, eğitimden hukuka kadar birçok alanda yapısal sorunlar birikmiştir. Bir zamanlar kendi kendine yetebilen bir ülke olarak gösterilen Türkiye; tarım ürünlerinde, hayvancılıkta, gıdada ve birçok sanayi kolunda dışa bağımlı hale gelmiştir. Üretimin gerilemesi işsizliği, işsizlik yoksulluğu, yoksulluk ise toplumsal umutsuzluğu büyütmektedir.
Bu nedenle alternatif siyaset; yalnızca eleştiren değil, çözüm üreten bir anlayış üzerine kurulmalıdır.
Yerli üretimi güçlendiren, çiftçiyi destekleyen, sanayiyi geliştiren, gelir dağılımında adaleti sağlayan ve hukukun üstünlüğünü güvence altına alan programlar toplumun önüne konulmalıdır.
Demokratik bir devlet ancak üretimle, emekle ve adaletle güçlenebilir. Üretimin yarattığı değerlerin paylaşımında adalet yoksa, devlet yönetiminde de adaletten söz etmek mümkün değildir. Ekonomik adalet ile demokratik hukuk devleti birbirinden ayrı düşünülemez.
Türkiye uzun yıllardır güçlü bir iktidar yapısı tarafından yönetilmektedir. Ancak siyasal tarihin gösterdiği temel gerçek şudur: Güçlü iktidarlar, güçlü alternatifler ortaya çıktığında değişir. Bu nedenle muhalefetin temel görevi yalnızca iktidarı eleştirmek değil, toplumun gözünde güven veren bir alternatif iktidar modeli oluşturmaktır.
Bugün demokrasi, hukuk devleti, laiklik, üretim ekonomisi ve sosyal adalet isteyen milyonlarca yurttaşın beklentisi budur. Halkın önüne somut hedefler, somut kadrolar ve somut çözümler koyulmadığı sürece mevcut siyasal dengelerin değişmesi kolay değildir.
Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyet’in kurucu değerlerinden aldığı güçle bu tarihsel sorumluluğun merkezinde bulunmaktadır. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için örgütsel dinamizmin artırılması, halkla bağların güçlendirilmesi ve toplumun her kesimine ulaşan yeni bir siyasal dilin oluşturulması gerekmektedir.
Siyasette hiçbir sonuç son söz değildir. Her seçim yeni bir dönemin başlangıcıdır. Başarısızlıklar doğru değerlendirildiğinde geleceğin başarılarına dönüşebilir. Önemli olan geçmişin muhasebesini yaparken geleceğin yol haritasını da ortaya koyabilmektir.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey karamsarlık değil, örgütlü umut; teslimiyet değil mücadele, şikâyet değil çözüm üretmektir. Alternatif yaratabilenler iktidara yürür. Tarihin her döneminde değişimi gerçekleştirenler de bunu başaranlar olmuştur.
CHP bizimdir.
Cumhuriyet bizimdir.
Anadolu bizimdir.
Ve bu ülkenin geleceği; umudu örgütleyebilenlerin ellerinde yükselecektir.






























