Türkiye’de şehirlerarası yolculuk artık sadece bir yerden bir yere gitmek değil; adeta sabır, dayanıklılık ve kader sınavına dönüştü. Özellikle büyük firmaların yıllar içinde oluşturduğu “kurumsal” imajın altında nasıl bir düzensizlik, denetimsizlik ve müşteri umursamazlığı bulunduğunu ise yolcular yaşayarak görüyor. Geçtiğimiz çarşamba günü İstanbul’dan Adana’ya yaptığım Metro Turizm yolculuğu da bunun ibretlik örneklerinden biri oldu.
İstanbul Bayrampaşa/ Esenler Otogarı’ndan saat 17.30’da kalkması gereken, 342759 sefer sayılı Ankara-Adana-Osmaniye-Gaziantep hattındaki Metro Turizm otobüsüne tam 2 bin 250 lira ödeyerek bindim. Hesabım basitti; daha önce farklı firmalarla yaptığım İstanbul-Adana yolculukları yaklaşık 12 saat sürüyordu. Sabah altı-yedi gibi Adana’da olurum diye düşünüyordum. Ancak Metro Turizm’in “yolculuk anlayışı” ile tanışınca bu hesabın ne kadar iyimser olduğunu anladım.
Otobüs Esenler’den çıktıktan sonra Alibeyköy ve Dudullu otogarlarına uğradı. Buraya kadar normaldi. Fakat sonrasında Ankara otoyoluna çıkması gereken araç, adeta İstanbul turuna başladı. Sancaktepe’nin sokak sokak gezilmesinden sonra ancak yaklaşık dört saat sonra Ankara yoluna çıkılabildi. Yolcular arasında “şoför adres mi arıyor, servis mi çekiyor?” diye soranlar bile oldu.
Bu gariplikler bununla da bitmedi. Bir yerde yanlış mola veren araç, daha sonra tekrar hareket ederek Bolu’daki asıl mola tesisine geçti. Yaklaşık kırk beş dakikayı bulan “ihtiyaç molaları” ile yolculuk iyice uzadı. Sonuçta Ankara AŞTİ’ye tam üç buçuk saat gecikmeyle ulaşıldı.
Asıl kaos ise AŞTİ’de yaşandı.
Otobüs sürücüsü firma görevlilerinin telefonlarına yanıt vermeyince, Metro yetkilileri bilet alırken kaydettikleri benim telefonumu arayarak sürücüye “34 numaralı perona çıkması gerektiğini” söylememi istedi. Telefonu verdiğim sürücünün verdiği tepki bile firmanın iç disiplinini özetliyordu: “Çıkarmasaydın iyiydi…”
Perona geçildiğinde ise tam anlamıyla rezalet ortaya çıktı. Birçok yolcunun elinde aynı koltuk numaralarına ait biletler vardı. İstanbul’dan binen yolcularla Ankara’dan binenler aynı koltuk için tartışıyordu. Firma görevlilerinin iddiasına göre başka bir sefer iptal edilmiş, o yolcular da bizim otobüse aktarılmıştı. Yani firma, kapasite hesabı bile yapmadan insanları aynı araca doldurmuştu.
Yetmedi…
Bagaj bölümü dolunca valizler otobüsün içine taşındı. Hatta üst kata çıkan merdivenler bile bavullarla kapatıldı. Olası bir kaza ya da acil durumda insanların nasıl tahliye edileceğini düşünen olmadı.
Yolculuğun en trajikomik bölümlerinden biri ise Niğde’de yaşandı. Şehir geçildikten sonra bir yolcunun indirilmeyi unutulduğu fark edildi ve otobüs geri döndü. Yolcu indirildi ama bu kez şoför Adana yolunu bulamadı. Yanlış yollara giren otobüs sonunda çamurlu bir yoldan bir kum firmasının sahasına kadar gitti. Oradaki çalışanların tarif etmesiyle yeniden ana yola çıkılabildi.
Sonuç mu?
Çarşamba günü saat 17.30’da başlayan yolculuk, ertesi gün saat 12.30’da Adana Otogarı’nda sona erdi. Yani İstanbul-Adana arası tam 18 saat sürdü. Beş buçuk saatlik gecikme yüzünden bir yolcu babasının cenazesine yetişemedi, bir anne çocuğunun doğumunda bulunamadı. Bunlar yalnızca “gecikme” değil, insanların yaşamına dokunan mağduriyetlerdi.
Otogarda Metro Turizm görevlilerine gecikmenin nedenini sorduğumuzda ise hiç bir açıklama yapılmadı. Adena Dseksenler diazisinin Susmuş’una dönmüşlerdi.. Şoförlerden birinin verdiği cevap ise firmanın müşteriye bakışını özetliyordu:
“Bir daha binmezsin olur biter.”
Belki de gerçekten sorun tam olarak budur. Çünkü bazı büyük firmalar artık müşteri memnuniyetini değil, “nasıl olsa yine binerler” rahatlığını satın almış durumda.
Üstelik 2 bin 250 liralık bilete rağmen ikram hizmeti bile kaldırılmıştı. Ne çay vardı ne kahve ne de doğru düzgün bir hizmet anlayışı…
Türkiye’de otobüs yolculuğu artık sadece pahalı değil; aynı zamanda düzensiz, denetimsiz ve saygısız bir hale geliyor. Ve görünen o ki bazı firmalar için yolcu artık müşteri değil, sadece taşınacak bir yükten ibaret.






























