Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Oktay Erol

Bayramdı…/1

Bayramdı… “Çocuklar şeker yiyebilsin” de dendi! Alış-veriş mağazaları kazanç beklentisindeydi! Hep bir ağızdan yönetenlerin değişmez kutlaması “dilekler” oldu! Ağız tadını bozanlar kimdi, şekerin tadını acıtan kimdi, ekmeği küçülten kimdi, gülmeye/ sevmeye kilit takan kimdi ki? “Dilekler” uçuştu sosyal medyada, tene “bir dokunan” olmadı yine! Bayramdı…

Görünmez eller mi çekiyor ipleri, alışılmış bir gösterinin izleyicisi miyiz yoksa? Bayramlarda ortaya konan gülücükler, süslü vitrinlerle bol renkli şekerlerle örtülmeye çalışılan başka bir gerçeği gizliyor gibi… Çocukların coşkusunda bile eksik bir şey var; bir zamanlar yürekten gelen, içten bir bağdan yoksun bırakılmış gibi. Şimdi çocuklar şeker toplarken, büyüklere düşen görev yiteni bulmak olmalı belki de… Belki de bayramlar, yalnızca bir gün değil, yitirilen özü yeniden anımsama fırsatı olmalı…

***

Gözlerimizi “doymaz” kalabalıkların arasından ayırıp, gerçeğin sessiz çığlıklarına bakma zamanı gelmedi mi? “Doymazların”, kafelerin camlı duvarlarına yaslanarak aldıkları tadın “bayramla” özde buluştukları yer yok! Ama öyle anlatılıyor, öyle varsaydırılıyor, öyle bilinsin isteniyor! Kolay mı? Kağıt bardakta kalkan kafelerin “tadı” olmamalı gelecek…

Bayramlar, yalnızca geçmişin tatlı anılarını değil, geleceğin umut dolu tohumlarını da serpmeli öznesini yitirmiş kalabalığın üzerine. Belki de yitirdiğimizi geri kazanmanın yolu, paylaşmayı, içtenliği anımsamaktan geçiyordur. Bayramı yalnızca tüketimin değil, bir araya gelmenin, yitirilen bağları yeniden kurmanın bir kibrit çakımı yalımın ışığı olmalıydı! “Yaşıyorum” demenin gereği olmalıydı…

***

Sokağa çıktığınızda, karşılaştıklarınız “yaşıyorum” diyebiliyor mu? Oysa bayramın unutulan yüzünü anımsamalı, anımsatmalı fırsat buldukça! Kalabalığın yalnızlaşan çığlıklarını duymak, bir gülümseyebilmenin oluşturacağı “umudu” görmek için geç mi yoksa? İnsanlar “yaşayamadığı” kadar “doymuyor” da; aslında yaşamasına/ doymasına izin verilmiyor… Yaşamda yüreğe dokunabilmek, ‘buradayım’ diyebilmek de anlamlı olmalıydı…

Açık söylemek gerekirse bayrama, büyüyen “açlık sınırıyla” girdik!  Sevincin, mutluluğun üzerine kuşku/ kaygı abandı yine! İnsanlar birçok temel gereksinmelerine biraz daha uzak! Bayram sofraları biraz daha zor kuruluyor artık! Çocukların şekerle yüzlerini güldürmek bir yana, bir parça ekmek edinebilmek için bile büyük çaba gerek! Gereksinmelere ulaşabilmenin bir adalet arayışı olmalıydı, hak aramanın “doymuyorum/ yaşayamıyorum” demenin hukuksal savunması olmalıydı! Var mı?

***

Yönetenlerin değişmez kutlaması “dilekler” ah bir gerçek olsaydı, ya da yönetenler “dileklerini” gerçekleştirmek için uğraş verselerdi… İşte o zaman “her gün bayram” olurdu herkese, herkes doyar, herkes “yaşıyorum” diyebilirdi! Asıl sorun “yönetenler” öyleyse… Yurttaş çalışır, primini/ vergisini öder, peki karşılığında “doyar” mı? Demek ki “bayramı” bayram olmaktan çıkaran da “yönetenler”! Sıkça düşülen bir “bilmezlik” var; sakının “sen seçmedin mi” diye sormayın! Çünkü biz seçmedik, kendileri sıralandılar; alanlarda konuşmalarını dinledik, verdikleri sözlere inandık/ güvendik; hepsi bu!

Bayramdı… “Çocuklar şeker yiyebilsin” dendi; yiyemedi! Yalnızca “dilekler” kaldı geriye, bir sonraki bayramda “yenilenerek” yineleneceği güne dek! Birçok yönden güvenin kırıldığı bir toplum olduk görsenize! Artık eskisi kadar kapılar çalmıyor, eskisi kadar dost sofraları kurulmuyor, birlikte “eşkıya dünyaya hakim olamaz” şarkısı söylenmiyor! Kimselerin, kimsecikleştiği bayram bugün!

Sürecek

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER