Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Selma Erdal

Siyasetin cam tavanı: Türkiye’de kadınların görünmez engellerle savaşımı

Siyaset kavramı; toplumsal yapının en temel unsurlarından biri olarak, toplumun yönetilmesi ve geleceğinin biçimlendirilmesinde önemli bir işlev gören bir olgudur. Ne yazık ki siyaset ya da siyaset alanı; insanlık tarihi boyunca çoğunlukla erkek egemen bir yapıda olmuştur ve kadınların siyasal süreçlere eşit katılımı pek çok gerekçeler ileri sürülerek engellenmiştir. Kadınların siyasette daha çok yer almalarına, varlık göstermelerine, temsil edilmelerine olanak tanımak ve karar alıcı konumlarda sorumluluk üstlenmelerini sağlamak, demokratik bir toplum için kaçınılmaz bir gerekliliktir. Ne yazık ki “cam tavan sendromu” olarak adlandırılan görünmez engeller, kadınların bu hedefe ulaşmasını güçleştirmektedir.

Cam Tavan Sendromu nedir? 

Çok öz, özet bir anlatımla; yapısal eşitsizliğin ve toplumsal önyargıların birleşimidir diyebiliriz

“Cam tavan sendromu”, kadınların kariyerlerinde, özellikle de üst düzey yönetici ve liderlik/önderlik pozisyonlarına yükselmelerinde karşılaştıkları görünmez engelleri açıklayan bir kavramdır. Kadınların yeterli eğitim, deneyim ve liyakat edinmiş olmalarına karşın; toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kalıplaşmış cinsiyet rolleri ve yapısal ayrımcılıklar nedeniyle karar alma akışına tam anlamıyla katılamadıkları durumları anlatmak için kullanılan bir tanımlamadır.

Bu sendromun/bu can sıkıcı durumun temelinde; toplumsal cinsiyet normları ve kültürel algılar yatmaktadır. Kadınlar, “duygusal”, “zayıf, naif, güçsüz” ya da “çocuklara, yaşlılara, hastalara bakım veren” gibi kalıp yargılarla etiketlenirken, erkekler “lider / önder”, “rasyonel / akılcı” ve “güçlü” olarak algılanır. Bu toplumsal cinsiyet kalıpları, kadınların önderlik rollerine uygun görülmemesi ve siyasal alanda yeterince desteklenmemesi sonucunu doğurur.

Türkiye’de kadınların siyasi haklarını 1934 yılında kazanmasına, üstelik de seçme-seçilme hakkını birçok Batılı ülkeden önce kazanmasına karşın; günümüzde kadınların siyasette temsili oldukça düşüktür. TBMM’de kadın milletvekili oranı uluslararası oranların altında olmakla birlikte yine belediye başkanları, valiler ve diğer üst düzey siyasal pozisyonlarda/orunlarda/makamlarda olan kadınların oranı oldukça az sayıdadır. Çünkü siyasal partilerde de kadınların etkinliği büyük ölçüde sembolik bir boyutta kalmakta, karar mekanizmalarında erkekler ağırlıklarını korumaktadır.

Bu durumun en önemli nedenlerinden biri erkek egemen siyaset kültürünün ve ataerkil yapının; Cumhuriyet’in tüm devrimlerine karşın yine de olumlu yönde değişim göstermemesidir. Kadınlar genellikle parti içi süreçlerde desteklenmemekte, karar alma işleyişlerine katılmaları karşılarına çıkarılan engellerle zorlaştırılmaktadır. Erkek egemen siyasal partilerde; kadınların etkinliği çoğu zaman “görünmez bir sınır” ile belirlenmekte, üst düzey pozisyonlara yükselmeleri engellenmektedir. Bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için, kadınların siyasete daha etkin katılımını sağlamak ve cam tavanı kırmak için; yasal düzenlemelerden toplumsal farkındalığa, eğitimden sivil topluma kadar çok boyutlu bir savaşım yürütülmelidir.

Çünkü kadınların siyasette daha çok temsil edilmesini sağlamak için yasalarla güvence altına alınmış düzenlemelere gereksinim vardır. Örneğin kota uygulamaları siyasi partilere kadın adayların belirli bir yüzde oranında temsil edilmesi zorunluluğunu getirerek kadınların siyasette daha çok yer edinmesini sağlayabilir. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler (CEDAW, İstanbul Sözleşmesi, Pekin Deklarasyonu) doğrultusunda, kadınların siyasal haklarını koruyacak güçlü politikalar geliştirilebilir ve uygulanabilir. Kuşkusuz kotaların tek başına yeterli olmadığı, kadınların siyasi süreçlere etkin katılımını sağlayacak destekleyici tutum ve davranışların da oluşturulması gerektiği unutulmamalıdır.

Bu bağlamda “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” konusunda toplumsal farkındalığın artırılması da kalıp yargıların yıkılmasına ve kadınların liderlik rollerine bakış açısının değişmesine yardımcı olacaktır. Bu değişimin gerçekleşmesini hızlandırmak için de eğitim kurumları, medya organları ve sivil toplum kuruluşları, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çok daha duyarlı olmalıdırlar. Özellikle medyanın kadın siyasetçileri nesneleştiren /cinsel obje gibi tanımlayan, kişisel yaşamlarını “kişilik haklarına saygısızca” topluma sergileyen, başarılarını gölgeleyen yaklaşımlardan kaçınması, kadınları siyasal kimlikleriyle ve başarılarıyla değerlendirmesi gerekmektedir.

Kadınların liderlik/önderlik rollerini içselleştirebilmeleri ve özümseyebilmeleri, dolayısıyla siyasete katılmaya özendirilmeleri ve yüreklendirilmeleri için kadınlara yönelik eğitim programları ve mentorluk projeleri geliştirilmelidir. Genç kadınları siyasete özendirecek, yüreklendirecek eğitimler verilmeli ve kadınların siyasal becerilerini geliştirecek atölye çalışmaları yaygınlaştırılmalıdır. Bu programlar, kadınların özgüvenlerini artırmalarına, önderlik becerilerini geliştirmelerine ve siyasal alanda daha etkin ve de yetkin bir yurttaş olarak yer almalarına yardımcı olacaktır.  Bu girişimlerin yanı sıra “Kadın haklarını savunan sivil toplum kuruluşları” da kadınların siyasal katılımını artırmak için projeler geliştirmeli, kadın karşıtı eylem, söylem ve siyasalar karşısında; baskı grubu olarak eylemler ve söylemler geliştirmeli, kadınların siyasette güçlenmelerine yönelik destekleyici çalışmalar gerçekleştirmelidir. Hiç kuşkusuz  sivil toplumun; kadınların siyasal alanda karşılaştıkları zorlukları görünür kılma ve çözüm önerileri geliştirme konusunda önemli bir görev üstlenmesi gerekmektedir.

Kadınların siyasete katılımı, yalnızca bireysel bir hak değil, aynı anda demokrasinin niteliğini artıran bir etkendir. Kadınların eşit temsiliyeti olmadan demokrasi tam anlamıyla sağlanamaz. Bu nedenle kadınların siyasette var olabilmesi için tüm toplumsal kesimlerin birlikte eyleme geçmesi, cam tavanı kırmak için hem bireysel hem de kurumsal düzeyde adımlar atılması gerekmektedir.

Görünmez bariyerlerin aşılması ve kadınların siyasal temsiliyetinin artırılması, toplumun demokratikleşme sürecine büyük katkılar sağlayacaktır. Daha eşitlikçi, adil ve kapsayıcı bir siyasal yapı; demokrasinin tüm değerleriyle yaşama geçirilmesinde herkesin kazançlı çıkacağı bir değişim olacaktır. Bu değişimin sağlanması için toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin yaygınlaştırılması, kalıp yargıların kırılması ve kadınların önderlik potansiyellerinin/gizil gücünün desteklenmesi gerekmektedir.

Didim, 25 Şubat 2025

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER