“Görmek, bakmaktan
fazlasını gerektirir.”[1]
“Çağımız eşi benzeri görülmemiş bir dönüşüme tanıklık ediyor. Yine de, insanlık en büyük ileri adımın eşiğinde dururken, var olan siyasal yapılar seçilmiş bir amaçtansa, coğrafi bir rastlantıya bağlı kalıyor; yükselen yüceliktense salt sürdürüme adanmış durumdalar, zafer peşinde koşmaktansa çöküşü yönetmekle ilgililer…
(…) Bu amaçlarla ilk çevrimiçi imparatorluğun yurttaşları olarak yazgılarımızı birleştiriyoruz. Kendimizi:
- Tüm girişimlerde soyluluk, güzellik ve yetkinliği geliştirmeye,
- En yüce ideallerimizden doğan yeni örgütleniş biçimlerinin yaratılmasına,
- Yükseliş hâlindeki insan ruhunu besleyen bir yönetişimin kurulmasına,
- Dijital ve fiziksel topraklarımızın gelişmesine,
- Teknolojinin insan aşkınlığının hizmetinde ilerlemesine,
- En yüce değerlerimizin korunup kuşaklar boyu aktarılmasına,
- İnsan uygarlığının yeryüzünün ötesine yayılmasına… adıyoruz.
Bu taahhütleri var olan uluslara karşıtlık içerisinde değil, insanlığın mevcut biçimlerin ötesine evrilmeye hazır olduğunun bilinciyle üstleniyoruz. Vizyonumuzu paylaşan herkesi bu büyük yücelmede bize katılmaya çağırıyoruz.”[2]
Hayır, okuduğunuz bildirge ortaçağ ortamında kurgulanmış bir fütüristik/ bilim kurgu filmi sahnesinden alınma değil. Ya da yeniyetmelerin ellerinden düşmeyen çizgi romanlardan bir sahne…
“Praxis İmparatorluğu”nun kurucu yurttaşları 2024 yılında kongrelerini toplayıp insanlığa bir çağrı çıkarmışlar…
“Praxis de ne” mi?
“Praxis” (kavramı yapıtlarında kullanan Karl Marx ile onu Marksist literatüre mal eden Antonio Gramsci’nin kemiklerini sızlatacak biçimde) Dryden Brown ile Charlie Callinan adlı, 20’li yaşlarındaki iki ABD’linin, Akdeniz havzasında 10 bin nüfuslu bir kent oluşturma hedefiyle kurdukları şirketin adı.[3]
Kim bunlar?
Dryden Brown: “Serüvenci” ruhunu 7 yaşındayken ailesiyle çıktığı dünya turunda edinmiş olmalı. 12 yaşında, sörf turnuvalarına katılmak için okulu bırakmış. Evde sürdürdüğü eğitiminde felsefe, iktisat ve teknoloji konusunda yetiştirmiş kendini. 18 yaşında, New York’a taşınıp bir kentsel geliştirme şirketinde çalışmaya başlamış. Bu süreç içinde yapay zekâ ve bilinç üzerine çalışmalar yürütmüş.
20 yaşına geldiğinde, bir serbest yatırım (hedge fund) şirketinde araştırmacı/yatırımcı olarak çalışmaya başlamış. Bu süre içinde “Batı uygarlığının yeni bir kültürel çekirdek etrafında birleşip teknolojik üstünlüğü elde etmezsek çökeceği”ne ilişkin bir “vahiy” gelmiş kendisine.
Bu “vahiy” doğrultusunda 2019 yılında, 23 yaşındayken, Boston College Amerikan futbolu takımı oyuncusu Charlie Callinan ile birlikte “geleneksel batı felsefesi, yeni yönetişim kuramı, finansal mekanizmalar ve kriptografiyi kullanmak suretiyle insanları birleştirip, güçlü bir kültür inşa ederek ve uyumlu teknolojiyi hızlandırarak Batı’yı kurtarmak” amacıyla ilk “dijital ulus” Praxis’i kurmuş.[4] Kadim mitoslara, özellikle de Kutsal Kâse efsanesine düşkün olduğunu belirtiyor…
Praxis, hem şirketin, hem de şirketin “pazarladığı” “zenginler ütopyası”nın adı. Bir kent kurmayı düşlüyorlar. İlk zamanlar Akdeniz bölgesinde bir yerde olmasını tahayyül ettikleri 10 000 yurttaşlı bir kent. “Yapay zekâ destekli bir yönetişim, teknolojik araştırma ve ‘Elon-uyumlu’ dediği patron dostu iş yasalarına dayanan bir çevre” vaad ediyor, potansiyel yurttaşlara. Ama hâlen örneklerini özellikle Güney ülkelerinde gördüğümüz, gümrük ve her türlü vergiden ve çalışma yaşamına ilişkin her türlü mevzuattan muaf, sendikaların adım atamadığı, sınırları içinde yer aldıkları ülkenin denetimi dışındaki “serbest ticaret bölgeleri”nden farklı bir tasarım bu. İddiaları (“Batı uygarlığını kurtarma”) ve yurttaşlarından beklenen “ideolojik angajmanlar” açısından. Ama gelin bunları az ileride açımlayalım.
Sonradan, olasıdır ki Trump’ın Grönland heveslerini yüksek sesle dillendirmeye başlamasıyla, Praxis’in rotası Grönland’a çevrilecekti… Brown ile Callinan’ın Grönland’a gidip yetkililerle görüşmeler yaptıkları biliniyor. Yüzgeri edildikleri de…
“Yetişkinliğe erişememiş iki zengin kafadarın şımarıklığı” deyip geçmek de mümkün. Ama Praxis’in 525 milyon doları bulan sermayesinin finansörleri arasında 12.7 milyar dolarlık bir serveti yöneten kripto para ile blokzinciri teknolojileri destekçisi yatırım firması Paradigm Operations; PayPal, Palantir Technologies, ve Founder Funds kurucusu, Facebook yatırımcısı, 27,5 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin 100 kişisi listesinde yer alan muhafazakar aktivist Peter Thiel ile Milton Friedman’ın torunu Patri Friedman’ın Promos Capital’i; her ikisi de Peter Thiel’in ortakları olan risk sermayedarları Balaji Srinivasan ile Joe Lonsdale gibi isimler ve şirketler olduğunu görünce, durup düşünmek lazım. Tabii bir de Praxis şürekası ve destekçilerinin, Donald Trump’ın Grönland serüveninin hararetli destekçileri arasında yer aldığını, Başkan’a bu konuda sürekli basınç uyguladıklarını…[5]
Aslına bakılırsa, “kapitalist ütopya” fikri yeni bir şey değil. Sermaye, ne denli küçük çaplı, ne denli göstermelik olursa olsun, devlet müdahalelerini sevmez. Tabii kendi aleyhine olanları: Vergilendirilmeyi, gümrük rüsumuyla sınırlandırılmayı, emekçilere kölelik koşullarını dayatanlar dışındaki çalışma yasalarını, sendikaları, üzerindeki her türlü kontrolü, kamuculuğu… Bunları kendisine vurulmuş, üretkenliği, verimliliği (siz bunu “kârlılığı” diye okuyun!) düşüren zincirler olarak görür. Liberalizmi hep uçlara doğru genişletmeye uğraşır: kimileri “anarko-kapitalizm” diyor buna[6]… Belki de “liberter kapitalizm”…
Bir kez daha; bu yeni bir şey de değil. Rus kökenli felsefeci Ayn Rand’ın ilk baskısı 1957’de yapılan Atlas Shrugged (“Atlas Silkindi”[7]) başlıklı felsefi romanı bu “kapitalist ütopya” temasını işliyor, örneğin. Romanın gizemli kahramanı, olağanüstü yetenekli mühendis John Galt, yetilerini sergilemesini engelleyen hantal bürokrasiye karşı, “bürokratik toplumu[8] çökertmek amacıyla dünyanın yaratıcı liderleri, mucitler, sanatçılar ve iş adamları arasında, dünyanın motorunu durduracak bir grevi örgütleyip” onları dağların (Colorado dağları – b.n.) arasında, teknolojinin de yardımıyla gizlenmiş bir vadiye (“Galt’ın Vadisi”) yerleşmeye ikna ediyor. Galt’ın kurduğu bu “business cenneti”, herhangi bir hükümet müdahalesi, vergi ya da düzenleyici mekanizma olmaksızın işleyen bir “serbest piyasa” toplumudur. Yerleşimciler tüm hizmetlerin bedellerinin ödendiği, hiç kimsenin başkasının sırtından geçinmediği (bu “özgürlükçüler”in sosyal yardımlardan yararlananları “toplumun sırtından geçinen asalaklar” olarak gördüğü unutulmasın…) değerin değerle takas edildiği gönüllü mübadeleye dayalı bir ekonomik sisteme dahildir. Toplumun güdücü ilkesi, vadideki bir evin duvarına kazılıdır: “Asla bir başkası uğruna yaşamayacağıma ve kimseden de benim uğruma yaşamasını istemeyeceğime hayatım ve aşkım üzerine yemin ederim.”[9]
Kapitalistler “özgürlük”ten söz ettiklerinde, korkmalı… Çünkü bu özgürlük münhasıran “benim” özgürlüğümdür: kapitalistin hiçbir sınırlamaya tabi tutulmaması ve her zaman “en yüce değer” addedilmesi gereken, mutlak ve dokunulmaz “girişim” (ve onunla birlikte mülk edinme) özgürlüğü.
Peki “ya işçiler, emekçiler” mi dediniz?
Onun yanıtını da gelin Brown ve Callinan’ın Praxis’inde arayalım…
Bir zamanlar Brown’la birlikte çalışmış kişiler, hakkında ilginç ifşalarda bulunuyor.
“Eski bir Praxis çalışanı bana Brown’ın monarşinin demokrasiden üstün olduğuna inandığını söyledi. Bir başkası ise, onun ‘dünya görüşü ve ideal yönetişim biçiminin -dinin olmadığı- devlet partisinin her şeyi bir arada tuttuğu otoriter faşizm olduğunu’ kaydediyordu. (…)
Kamuya açık alanda Brown ideolojik yönelimi hakkında muğlak olabilirdi. Ama sosyal medyada sergilediği ve üç eski çalışanına göre ofisinde ve evinde bulundurduğu kitaplar teoloji, okültizm, liberteryanizm ve proto-faşizme ilgiyi açığa çıkartıyor. (…) Brown iktidara gelmelerinin ardından Nazilere karşı eleştirel bir tutum takınan, ama nasyonal sosyalizm üzerine çalışmaları onların ideolojisini etkileyen Oswald Spengler’in kitaplarına da sahipti; Spengler’in iki kitabı -ki biri Decline of the West (Batı’nın Çöküşü) idi Praxis üyelerine önerilen okuma listesinde yer alıyordu. (…)
Brown kimi tartışmalı eserlerin negatif algılar yaratmasına karşı duyarlıydı. İki eski çalışanı Brown’ın ekibini -Nazi SS’lerle çalışmış faşist İtalyan yazar ve okült araştırmacısı- Julius Evola’nın yapıtlarını okumaya teşvik etmekle birlikte, Evola’nın Ride the Tiger (Kaplana Binmek) başlıklı kitabını ziyaretçilerin görebileceği bir yerde unutması üzerine elemanlarını azarladığını aktarıyor. (…)
Eski çalışanlardan bir başkası, yine Evola’yı naklederek Brown’ın SS’in okültüst eğilimlerine duyduğu ilgiyi doğrulamaktaydı. Elemanları şirketin felsefesi konusunda bilgilendiren bir iç slayt gösterimi Evola’nın dört ‘işlevsel sınıf’ ya da kast konusundaki düşüncelerini sunuyor ve bunların şirketin eleman alımı ve müstakbel yurttaşlar konusundaki uygulamalara rehberlik etmesi gerektiğini vurguluyordu.”[10]
Belirtmeden geçmeyeyim; Faşist İtalyan yazar Julius Evola dört “kast”tan oluşan bir toplum va’zeder: 1) “Salt manevi yetke” sahipleri – yönetici kast; 2) “Savaşçı” kast – soylular; 3) “Burjuvazi” – tüccar ve zanaatkârlar; 4) Köleler…[11] Evola, bunun modernizm tarafından tahrif edilmiş, “kadim geleneklere dayanan, ilksel (primordial) ve evrensel bir düzen olduğu düşüncesindeydi…
Her ne hâl ise… Biz Dryden Brown’ın marifetlerine devam edelim…
“Brown’ın aşırı sağ hayranlığı başka figürleri, hatta şirkete ilişkin kararlarına dek uzanıyordu. Eski Breitbart yazarı, alternatif sağ (alt right) provokatör Milo Yiannopoulos’un çevresinden Mike Mahoney’i danışman olarak Praxis’te işe aldı. Güney Yoksulluk Yasası Merkezi’nden Hannah Gais Mahoney’i, kendisinin ve hayranlarının ırksal çatışmanın yararlı bir şey olduğu ve şiddet eylemleriyle hızlandırılması gerektiği yolundaki fikirlerine atfen, ‘çevrimiçi beyaz iktidarı hızlandırıcı topluluklar arasında merkez bir figür’ olarak tanımlıyor. (…) ‘Mike Ma’ müstear adıyla ırkçılık ve cinsiyetçiliği yücelten, solcu bir kadının kafasının kaldırım taşında ezilmesi, bir eşcinsel kulübünde kitlesel katliam gerçekleştirilmesi gibi aşırı şiddet sahneleri içeren romanlar kaleme aldı.
‘İşe alındığında,’ diyordu eski çalışanlardan biri; ‘11 kitap tavsiyesi içeren bir hoş geldin paketiyle karşılıyorlar seni. Bunlardan biri, ‘Batılı insanın düşmanları ve güzelliğin düşmanlarına karşı yaklaşan mücadeleyi’ haber veren anonim aşırı sağcı influencer Tunç Çağı Sapığı’na ait Bronze Age Mindset (Tunç Çağı Zihniyeti) adlı açıktan ırkçı ve faşist bir kitap.’ (…) Ofisinde Brown’ın şirketi Thiel tarafından finanse edilen ama en çok gerici, eşitlik karşıtı yazılarıyla tanınan Curtis Yarvin ile birlikte çekilmiş bir resmi var. (…)
Eski çalışanlardan birine göre Brown sık sık onaylar bir edayla siyahların zihinsel yetiler açısından beyazlardan daha aşağıda olduğunu öne süren The Bell Curve’e (Çan Eğrisi) atıfta bulunuyor. ‘Dryden güçlü bir biçimde doğal bir düzenin varlığına inanır. Ve de toplumun böyle olmasının bir nedeni olduğuna. Ona göre Tanrı onun böyle olmasını istemiştir. (…) Siyahların beyazlar kadar zeki olmadığına içtenlikle inanır.”[12]
Evet, kapitalistlerin de “ütopya”ları var… Liberter-tekno-faşist… İlginç ve de tehlikeli bir bulamaç… Dünyanın sömürülen ve ezilen yüzde 99’u için tüyler ürpertici, tiksindirici bir distopya olan…
Bu distopya, şu an ABD’de iktidarda… Yüzlerce yıldır dünyayı yağmalayan, emeği sömüren, insanlar arasındaki eşitsizliği durmaksızın arttıran, yeryüzü nüfusunun her yıl artan bir kesimini yoksulluğa, açlığa, savaşlara, önlenebilir hastalıklardan kırılmaya mahkûm eden bir sistemin, kapitalizmin kendi sonunu arayan nihai biçimi olarak…
Ne derseniz deyin, sistem çevresinde bulabildiği her şeyi, insanları, hayvanları, havayı, toprağı, suyu, tüm doğayı, yeraltını, yerüstünü, gökyüzünü (“Nasıl satabilirsin ki havayı?” diye sorar anonim bir Kuzey Amerikan yerli lideri, 19. yüzyılda), umutları, düşleri, ama her şeyi tükettikçe daha doymak bilmez bir açlığa sürüklenen, hiçbir engel tanımayan, bir masal canavarını andırıyor.
“Yeni” kapitalistler, yüksek teknolojiye olduğu kadar, kadim mitoslara, antik simgelere de düşkünler. Belki de kanlı bir serüvenin sonuna geldikleri, gerçek anlamında “tarihin sonu”nu getirdikleri sezisiyle… O zaman gelin onlara bir kadim simge de biz yakıştıralım: Ouroboros – kuyruğunu yiyen yılan… Ama bu kez kendini yaratmak değil, tümüyle tüketmek üzere…[13]
12 Mayıs 2026 19:09:29, Muğla.
N O T L A R
[1] David Eagleman, Incognito-Beynin Gizli Hayatı, çev: Zeynep Arık Tozar, Domingo Yay., 2011.
[2] Declaration of Ascent | MMXXIV, A Declaration by the Founding Citizens of the Praxis Empire in General Congress Assembled. https://www.praxisnation.com/content/declaration-of-ascent
[3] “Praxis – Proposed City”, Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Praxis_(proposed_city)
[4] “Bio”, 23 Ekim 2025, https://drydenbrown.posthaven.com/about
[5] Casey Michel/ Røbber Bårons, The Oligarchs Pushing for Conquest in Greenland, New Republic, 13 Ocak 2026, https://newrepublic.com/article/205102/oligarchs-pushing-conquest-greenland-trump
[6] https://tr.wikipedia.org/wiki/Anarko-kapitalizm
[7] Türkçe’ye “Atlas Vazgeçti” adıyla çevrildi. (Pegasus Yayınları, 2021)
[8] Bu “bürokratik toplum” kuşku yok ki Ayn Rand’ın 1925 yılında terk ettiği SSCB’ye bir telmihtir. Ancak aynı zamanda kapitalist ABD’de girişim özgürlüğünü sınırlayan refah devleti müdahalelerini de işaret eder.
[9] Alan Clardy, “Galt’s Gulch: Ayn Rand’s Utopian Delusion”, Utopian Studies, (2012), 23 (1). https://doi.org/10.5325/utopianstudies.23.1.0238
[10] Ali Breland, “A Peter Thiel-Linked Startup is Courting New York Scenesters and Plotting a Libertarian Paradise”, Mother Jones, 7 Şubat 2023, https://www.motherjones.com/politics/2023/09/praxis-society-city-dryden-brown-peter-thiel/
[11] Michael Allen, “Julius Evola’s Philosophical Anthropology of Castes: A Metaphysics of Heroism and Transfiguration in War”, J Anthro & Archeo Sci 10(1)- 2024. JAAS.MS.ID.000329. DOI: 10.32474/JAAS.2024.10.000329
[12] Ali Breland, a.y.
[13] Ouroboros, kendi kuyruğunu yiyen bir yılan veya ejderhayı tasvir eden, yaşamın, ölümün ve yeniden doğuşun sonsuz döngüsünü temsil eden çok eski bir simgedir. Yunanca “kendi kuyruğunu yiyen” anlamına gelen bu simge, sonsuzluk, kendini yenileme, bütünlük ve evrendeki sürekli dönüşümü ifade eder. (Vikipedi)






























