Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

Ütopya ya da alandaki CHP

Şimdi sizlere desem ki, “bir ülke var ki, altmışbeş yaşına değmiş olanlara hükümet ileti gönderirmiş…” Biliyorum, uzun boylu düşünmeden “asker kaçağı mıymış” ya da “borçlu muymuş” diye soracaksınız! Başka türlü hükümet altmışbeş yaşındaki yurttaşı neden arasın ki değil mi ama? Sonra desem ki, “hükümet, emeklilik yaşı gelen altmışbeş yaşındaki yurttaşlara aylığını yatırmak için banka hesap numarası istermiş” desem, şaşkınlığınız doruğa yükselecektir! Varsın yükselsin! Gününü doldurmanı beklemek, kapı kapı bürokrasiyi kovalamak, tanıdık bulup işi hızlandırmak gibi bir koşuşturma içine düşmeden altmışbeş yaşına vardığınız anımsatılıyormuş…

İşlemler yapılırken herhangi bir sorununuz olup/ olmadığı, nasıl yardımcı olacakları da belirtiliyormuş! Dahası da var üstelik: Yıllarca çalışmanın ardından, yaş altmışbeş olduğunda devletin sunduğu özel koruma sistemleriyle faturalar, sağlık harcamaları, vergiler büyük oranda azalıyormuş… Diş sağlığı gibi en ağır harcamalar bile neredeyse yük olmaktan çıkıyormuş emekli için… Tüm bunları ütopya olarak da düşünebilirsiniz, emeklinin ülkesinin bekledikleri olarak da…

***

Emeklinin kapısı iki koşulda çalar; ya seçim yaklaşmıştır ya da borcu vardır! Onun dışında aranan, sorulan özellikle son yıllarda “sözü edildiğini” duyan var mı? Öyle emekliliği geldi diye, emekli aylığı bağlanacak diye, yaşamanı kolaylaştıracak diye aranmak da ne demek; o bizde yok! Bırakın bunları, verdiklerini “babalarının parası” gibi almak için kurmadık tuzak bırakılmaz! Hepsini geçtik, “enflasyonun nedeni emekliler” diyeni duymayan kaldı mı bilmiyorum! Yıllarca primini alırken burnundan getir, emekli olunca ekmek sıralarında beklet; bizdeki durum bu!

Emekliye bir “yük” gibi bakılmasını açıklayacak söz var mı? Çalışır/ çabalar, prim borcunu ödeyebilmek için yırtınır, çocuğunun şekerinden keser, günlerini karaya kaplar, direnir, yıllarca çileyle boğuşur; hepsi, emeklilikte iyi yaşayabilmek, kimseye el açmamak, kendine yetebilmek için, dilenci konumuna düşürülmek için değil! Sonra ne olur bilirsiniz; gün sayar, eksik belge peşinde koşar, kuyruklarda dolanır, görevlinin dudakları arasından çıkacak “sözcüklerin” aşağısında/ yukarısında dolanır durur! Bir de emeklinin aldığı yirmibin lirayla ne yapabileceğini düşünsene… Kira mı ödeyecek, yaklaşan bayram masraflarını mı karşılayacak, ocağında yemeğini mi pişirecek, çocukları mı sevindirecek… Bizim emeklilerin durumu bu!

***

Artık şunu kolaylıkla söyleyebilirim; dünyada iki tür insan var, birincisi dünyadan alacaklı olanlar, ikincisi dünyaya borçlu olanlar! Emekliye “zor” yaşatanlar dünyaya borçlu olanlar, emeklilerse dünyadan alacaklı olanlar! Yaşamlarının körpe yıllarından başlayarak bu yurdun topraklarında çalıştılar, ilkyazı yaşayacakları yıllarda didindiler/ boş durmadılar, devletin istediği vergiyi ödediler, günü gelip devletin kucaklayıp/ kollayacağı yaş almışlıklarında da bir kıyıya sürüklendiler! Kendileri dünyaya borçlanırken, emekliyi bu ülkeden alacaklı yaptılar; unutmayın!

Bu yurdun dinlence yerlerinde günlerce dinlence yapan yabancı yaş almış turisti görünce; haydi yüreği kabarmasın, haydi komşusunun yanına gidemeyişini düşünmesin, haydi kuyrukta geçen zamanını anımsamasın, haydi “saygınlık” denen olguyu/ akranlarıyla buluşup söyleşmeyi özlemesin, haydi yaşayamadıklarını kıskanmasın emekli!

***

“Bir ülke var ki, altmışbeş yaşına değmiş olanlara hükümet ileti gönderirmiş…” Bize ne denli ütopik geliyor değil mi? Düşünsenize; dünya ergilerle dopdolu olacak, yaşadığın topraklar her tür varsıllıktan payını alacak, ancak ulusal kazancın büyüğünü üç/ beş doymaz alırken, milyonlarca emekli/ emekçi açlık sınırı altında ezilecek! Demek ki bu düşünülen, sözümona yaş almışlara/ çalışanlara verilen önem ütopik değil; daha çok doymazlık, daha çok yurttaşı yoksullaştırarak egemenlik kurma hırsı…

Şunu biliyoruz: istenirse bu yurdun yurttaşı doyar, barınma sorunu olmaz, gelecek kaygısı yaşamaz! Burada salt “iktidarı” suçlamıyorum, çeyrek yüzyıldır olanları yurttaşa anlatamadığı, anlatsa da inandıramadığı, dünümüzde “muhalefetti” / yarınımızda da “muhalefet” olmayı göze aldığı düşünülen CHP’yi de sorumlu buluyorum! Bir Özgür Özel’in çırpınması, yurttaşla anılar/ öyküler oluşturması yetmiyor, alandaki CHP’li örgütlerin de “silkinip” kendilerine gelmesi, halkın karşısına “ak alınla” çıkması, ütopyaların yaşanılacağına inandırması gerekiyor! 200526

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER