Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

Aramızdaki doymazlar ya da alandaki CHP…  

Her “değişimi” kurgulayarak “devrim” sonucu çıkaranlar, “yetinen insan yaşamaz” sözünden de “doyumsuzluğu/ doymazlığı çıkarması şaşırılacak bir olgu değil! “Değişimin”, tüm yurttaşların yaşamını iyileştirmesini bir yana bırakıp, bir avuç kapitalist öykünmecinin “ezici” özlemlerle büyümesini “devrim” sayarsanız, doymazların/ doymazlıklarını da “yetinen insan yaşamaz” içine alırsınız! Hep büyüyen kendi bilançoları olacak, hep kendi banka defterleri kabaracak, hep yaşamı cennet sayıp dünyanın tüm ergilerinden yararlanan kendileri olacak…

Üretim araçlarının sahibi olmaktan tutun, patronların kazanması için çılgınca önerileri “emeğin karşılığı” sayarak yasalaştıran yöneticiler de aynı kalıp içinde bulunmaktan haz alırlar! Emekçinin, emeklinin alım gücünü ya da yaşamını iyileştirmeyi bırakın, uymayan hesapların/ tutmayan beklentilerin bedelini ödeyecek katman da kendileri değildir! Asıl aldatılma konusu şu; dünyada cehennemi yaşatıp, toprak altında cenneti yaşayacaklarına inandırırlar!

***

Her geçen gün öylesine karmaşık olaylar duyulmaya başlandı ki; “iktidarın” üç/ beş doymaza kazandırması büyüme, yurttaşın yaşamına katkı yapmadığı gibi/ kötüleştiren “köklü” kararların “devrim” sayılması gerektiğini sesleri çıktığınca bağıranlar “karmaşıklığın” nedeni! İnsanlar elinde olana bakıyor, elinde olanla pazardaki/ marketteki alım gücüne bakıyor, bir de dönüp günün her saati medyadan gelen seslere…

Sanki alınan önemler/ gerçekleşen “kur korumalı mevduat” gibi kararlar gecelerin sabahını aydınlatmış gibi, “gerekirse para politikası daha da sıkışabilir” diye açıklama yapıyor Merkez Bankası… “Gerekirse” ne demek, bugüne dek alınan kararlar neden işe yaramadı, neden “aynı denklem” kurularak “başka” sonuç bekleniyor anlamayanlardanım! Demek ki böyle salt dargelirliyi sıkarak, salt emeklileri açlıkla sınayarak, salt üreticiyi girdi çıkmazında boğarak, ancak “doymazları” taşıyamayacakları ağır kasaların altına koyarak olmuyor demek ki; bir kendilerinin yaşadığını sanıyorlar!

***

Dağları yaban yaşamından yoksun bırakıp ağaçlarını kesen, doğasını katleden, başkaldıranları orantısız güçleriyle engelleyen “doymazlar” bugüne değin ne kazandırdılar geleceğe söyleyin! Emeği mi onurlandırdılar, alım gücünü mü artırdılar, karanlıkları mı aydınlattılar söyleyin! Daha çok taşınmazın altına girdiler, daha ağır yükün altında kaldılar; bunun adına da “büyümek” dediler! Maden ocaklarında çalışanlar emeklerinin karşılığını nasıl aldı anımsayın; günlerce Ankara yollarında yürüdüler, açtılar/ açıktaydılar, evlerine ekmek götürecek durumları yokken işletmecinin göbüşünden umursamazlıklarına da tanık olduk, anımsayın…

Burada kaç kez duygudaşlıktan söz ettim bilmiyorum; belli ki unutmuş tümden kimileri… Bir AKP milletvekili, Hüseyin Altınsoy… İyilik getirsin; ne diyebiliriz ki başka? Altınsoy, eşinin müşavirlik ofisinde ikibuçuk yıl/ çalışmamasına karşın sigorta primini yatırdığı ileri sürüldü. Bir de ayrıca, yine eşi, tapuda açacağı bir davaya harç/ vergi ödememek için muhtarlıktan “yoksulluk belgesi” aldığı belirtiliyor! Şu ana dek gelişmeleri yalanlayan olmadığı gibi, “iktidara” yakın isimlerden “ben bir şeyler söyleyeyim/ sen düşünme” açıklamaları yaptılar! Tamam, “yetinen insan yaşamaz” da; bu denli obur, bu denli yaptığını anlamaz, bu denli yurttaşın yaşadıkları “bilinmez” de olmaz! Haksız mıyım?

***

Şunu bilelim; bu düzen dargerlirli yurttaşın, emeklinin, emekçinin, ekmeği küçültülen tüm yurttaşların emeğiyle besleniyor! Düzen derken; seçilmiş sözcüler, yurttaşın alım gücünü bir çırpıda unutanlar, kendi şatafatlarında “yetinme” sınırları aşanlar, verdikleri sözü unutanlar, yurdun değerlerini satarak yabancı “kardeş bildiklerine” destek olanlar, bu yurdun açlığı yazgılaşan emekçisine “sabır/ biat/ şükür” salık verenler de yurttaşın sırtından besleniyor!

Az zaman değil; tam çeyrek yüzyıl geçti! Aynı “iktidarın” soluğu insanların ensesinde… Geçen zamanda saymakla bitmeyen başarısızlıklar olmasına karşın, “muhalefetin” inandırıcılıktan uzak tutumu, bir de “iktidarın” halkın duyarlı konularına konuşlanması ilk sıraya yerleşmesine neden oldu! Bunu “iktidarın” başarısı gibi değil de, biraz da “muhalefetin” içine yerleşen “biz kazanırsak ne yaparız” korkusu olarak görmek gerek! Şimdi, “muhalefetin” büyük sesi/ son yapılan seçimin “en büyük partisi” CHP alanlarda yurttaşlarla buluşuyor, onları dinliyor… Gerek yaşanan çıkmaz gerekse doymazlık konusunda nasıl bir yol izliyorlar acaba? 190526

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER