Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

1 Mayıs emektir… 

Adana’nın kış ayları geçti, yerini apansız bastıran yağmurlara, birden don yaşanacak günlere bırakırken 1 Mayıs geldi/ kapımıza dayandı. İşçinin, emekçinin, yaşamını alın teriyle kazanan üretenin/ büyütenin/ herkesin bayramı 1 Mayıs kutlandı/ bitti! 1 Mayıs, dallardaki tomurcukların, başağa durmuş ekinin, emek kokan ellerin, güzel bir dünya düşünde olanların, dayanışmayı bayrak sayanların bayramı… Birlikte olunca neleri başardıklarını yeniden yaşayacakları bayram…

Tarihin derinliklerinden süzülüp gelen/ damıtılmış deneyimleri içinde barındıran 1 Mayıs’ta ne olmalıydı? Tüm emekçiler seslerini yükseltmeliydi, yaşadıklarını, kaygılarını, umutlarını, beklentilerini, her şeylerini söylemeliydi; karşılığını “hakkı” olduğu için almalıydı! Pamuğu eğirip ip, ipi örüp kumaş yapmıştı; hayallerinden neden umut yapmasındı ki? Eşleri vardı birçoğunun; çocukları vardı, her canlı gibi yemek/ dinlenmek/ doymak zorundaydı! Günün şarkısını söylemek, dayanışmayı yazgılısıyla birlikte yerine getirmek hakkı olmalıydı…

***

1 Mayıs’a baktınız mı? 1 Mayıs’ta “işbaşında tutulan” işçilerin olduğunu gördünüz mü? Kutlamak isteyenlerin önüne “barikat” kurulduğunu, biber gazı sıkıldığını, gözaltına alındığını gördünüz mü? Haydi, mayısta açan çiçeklere yasaklayın “açmayı”; yapabilir misiniz? ilkyaz sıcağıyla yuvalarından fırlayan karıncalara toprağın yüzeyini yasaklayın haydi! Yapamazsınız! Günü geldiğinde, doğal yollardan ışkınlamasını/ serpilmesini/ açmasını/ yetmesini yasakladığınız ne varsa kendini dışarı atacak bir “yer” bulacaktır, er ya da geç yaşayacağı yere kavuşacaktır.

Sorduğum biri, konuyu yumuşatmak için patronunun Cem Karaca’nın “işçisin sen işçi kal” şarkısını dinlemesini önerdiğini söyledi. O bir patron bakışı olsa bile, çalışanın “işçi” olmasından dolayı “eziklik” duygusu taşıması mı beklenmiştir bilinmez! Oysa “işçi” çalışmaktan, emek harcayarak yaşamını kazanmaktan, alın teri dökmekten, başı dik yürümekten neden gocunmalıydı ki? Kim haklarını vermiyorsa, kim temel gereksinmelerini karşılayacak ücretin altında aylığa tutsak etmişse, kim doymalarını istememişse, kim uyandıkları sabahı karartmışsa onlar utanmalıydı, onlar başlarını eğmeliydi, onlar bu yaptıkları acımasızlığın bedelini ödemeliydi…

***

Benim gördüklerini, benim izlediklerimi siz de biliyorsunuz; benimki bir anımsatma yalnızca… Gazetelerde, medyada, “bilindik isimler” yine art arda 1 Mayıs nedeniyle iletiler yayınladılar… İnanın, gözlerim yaşaracak sandım! Düşünsenize; ücretli çalışanları yirmisekizbin lirayla yokluğa sürükleyenler olsun, çalışanlarına haklarını vermemek için günlerce dil dökenler olsun, “işverenleri de düşünmek zorundayız” diyerek çalışanları köşe sıkıştıranlar olsun, aylığın kiraya yetmediğini bile bile pişkin davranan yöneticiler olsun “1 Mayıs Emek/ Dayanışma Gününüzü kutluyoruz” dedi; inandınız mı?

Tıpkı ulusal/ dinsel bayramlarda “ileti” yarışına girdikleri gibi, 1 Mayıs’ta da yarışlarını yinelediler! Belki bir işçinin “kendi işini kurmak” gibi bir düşüncesi olacağını düşünseniz bile, bir patronun çalışan bir işçinin yerine kendini koyacağını “hiç” düşündünüz mü? Böyle bir şey olmaz! Her ne denli kendilerini var eden sistem, emekçilere “şükret, azla yetin” dese de, hep “daha büyük, daha yukarıda” olmak için ne gerekiyorsa yaparlar! Ezerler, sindirirler, sustururlar…

***

Karışık işler… 1 Mayıs kutlamaları, bir yandan da bayramda yaşananlar normal şeyler değil! Ne patronun “işçi bayramın kutlu olsun” demesi, ne de bayramda işçilerin bariyerle çevrili alanda tutulması içini doldurmakta zorlandığım şeyler… “Sınıf bilinci” yadsınacak bir olgu değil! Nasıl ki patronun “haklarını” koruyan emekçiden söz edilemezse, işçinin “haklarını” savunan patrondan da söz edilemez! Bunlar başka şeylerdir! Patronun yanındaki “işçi görünümlü” kendi yoldaşına hayınlık edecek denli işbirlikçidir, işçinin yanındaki “patron görünümlü” olan da kapitalizmden hoşnut olmayan bir paradar; hepsi o!

1 Mayıs bir gün mü? Değil! Adana’nın kış soğuğundan olmasa bile yaz sıcağından anlarsınız! İklimin kavurucu olmasına bakmaksızın başkaldırısı neyse emekçinin, fabrikada/ tarlada/ yüksek yapılarda/ en zor koşulda yaşama tutunmak neyse, odur 1 Mayıs; bir gün değil! İşçinin alın teriyle yoğrulmuş ekmeği, emeğin kokusuyla büyüyen çocuğu, dayanışmanın bayrak olduğu alanlar 1 Mayıs. 1 Mayıs, yasaklara karşın açan çiçek gibidir; toprağın yüzeyine çıkan karınca gibidir, engellenemez/ susturulamaz, ertelenemez. Çünkü 1 Mayıs, yalnızca geçmişin değil, emeğin bayramıdır. 020526

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER