Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

Ekonomik verilerin inandırıcılığı…

İnandırıcılığı olmayan durumlar vardır… Örneğin, insanlar açlığa karşı direnip/ evinin kirasını aldığı aylıkla ödeyemez durumda olduğu bir yerde siz ne denli “işler iyi/ uçuyoruz/ büyüyoruz” deseniz de, bir gülmece gösterisi olmaktan ileri gidemezsiniz! Şurası var elbette; “gülmece gösterisi” de bir sanat sonucunda, herkesin yapacağı/ yaptığında izleteceği/ izlerken düşündüreceği bir iş olarak da bakmayın buna… Daha başka bir şey; üstelik “başka bir şeyin” de ötesinde…

Öyle değil mi de? İşte yanında duruyor, dururken soluyor, solurken için için eriyor gördüklerin! Yüzü solmuş, söz söylerken dolanan, bazen göğün derinliklerine dalan, ilkyazla açan ne karanfilin, ne sümbülün, ne nergisin kokularını alamayan, karıncaların bitmez çabalarını göremeyen onlarcasını görürsün! Kim büyüdü, kim temel gereksinmelerini karşıladı, kim kira dönemini gülerek atlatabildi, kim çocuklarına biraz daha dokunabildi, kim?

***

Şiddet, okullarda karmaşa, akran zorbalığı benzeri olaylar nedeniyle “başta” ailelerin sorumlu tutulacağı açıklandı! Gülenlerdenim biliyor musunuz… İnsanı yaşadıklarından ayrı düşünebilir misiniz? Sokağa çıkıyor canı çeken yiyeceği alamıyor, markete varıyor gereksindiği ürünü almak için bir şeylerden azaltmak zorunda kalıyor, pazarda sonları bekleyip dökülmüşlerin arasından yeneceklerini seçiyor, çocuğunun beslenme çantasını dolduramıyor…

Tüm bunlar yaşanırken “iktidarın” umarsızları “üç çocuk yapın, yetmez dört çocuk yapın” açıklamaları yapıyor! Bir canlının/ insanın, sağlıklı büyüyebilmesi için tüketmesi gereken proteinler, vitamin depoları gerekir! Eğer bunlar tüketilemiyorsa, insan eğer kendini geliştirecek denli beslenemiyorsa hasta/ hasret/ salpa bir olgu içine girer! Bu da insanın düşünmesini, karar vermesini, gelecek için güzel hayal kurmasını engeller! Yaşadıklarıyla, yaşananları karşılaştırmaya başlar, yaşadıklarına yabancılaşır… Burada “öncül suçlu” aile mi oldu şimdi?

***

“İnandırıcılık” dedik değil mi? Tüik’in verilerine kimler inanıyor gerçekten… En son açıkladığı verilerde, mart ayında/ işsizliğin 8,1 düzeyine dek gerilediğini açıkladı! Tüik, devletin kurumu… Oysa inanmamız gerekir değil mi? Ama inanamıyoruz! Kapananı, kapanıp da yurtdışına giden işyerlerini düşünüyoruz doğal olarak… Kaç tane isim yapmış tekstil firmasının Mısır’a gittiğini belirtemiyorlar bile… İşlerinin kapandığı, çalışanların işsiz kaldığı bir süreçte, Tüik’in çıkıp “işsizlik gerilemekte” demesine kim inanır insanaşkına?

Peki, onca sıkıntının içinden çıkmaya çalışan dargelirli emekçi/ emekli için süren umursamazlığa ne dersiniz? Bugün bir açıklama vardı, emekli ikramiyelerinin dörtbin lira olarak yatırılacağı duyurusu yapılırken, ödemenin “erken yapılması için çalışmalar yapıldığı” da belirtildi! Onyedi milyon emeklinin gözleri yerinden oynadı sanki! Öyle olması gerekiyordu değil mi? ama öyle olmadı; baka kaldı herkes, “her zaman ki aldatmacalardan biri” dedi birçoğu… Yılbaşı’nda yapılan zamların, o günden beri temel ürün fiyatlarına gelen zamların çok gerisinde kaldığını, “iktidarın” bunu düşünerek bir “zam” yapacağını bekledi, ama olmadı, “itibarlarının” lambalarını yakmakla yetindiler yalnızca…

***

İnandırıcılığı olmayan sözlerin, rakamların, açıklamaların ardında milyonların gerçek yaşamı olduğu söylenemiyor bir türlü… Pazarda döküntü toplayan, kira ödeyemeyen, çocuğunun beslenme çantasını dolduramayan emekli/ emekçi için “uçuyoruz, büyüyoruz” denildiğinde, bu yalnızca boş bir gülmece gösterisine dönüşüyor. Unutulmasın ki; en düşük emekli aylığı yirmibin liraya sabitlenmişken, ortalama kira yirmialtıbin lirayı aşmışken “inandırıcılıktan” söz etmek olası değil! TÜİK’in işsizlik oranını %8,1 olarak açıklaması, kapanan işyerlerini, yurtdışına kayan üretimi, işsiz kalan binlerce insanı görünmez kılıyor mu?

Emekli ikramiyesinin dörtbin lira olması ise, temel ürünlere gelen zamların gerisinde kalıyor; umut yerine hayal kırıklığı bırakıyor. İnandırıcılık, verilerle değil sofradaki ekmekle ölçülür. Sofrada ekmek eksikse, açıklanan her veri bir aldatmacadan öteye gitmez. Emeklinin ağrısı, ikramiye duyurularıyla değil, insanca yaşam hakkıyla diner ancak… O güne dek, “gülecek, sevinecek yerlerim ağrıyor” sözü bu ülkenin en gerçek istatistiği olarak kalacak! 290426

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER