İran topraklarında patlayan bombalar, Türkiye’nin iç erincinde derin sarsıntılara yol açıyor. Sınır komşumuzda yaşanan bu yıkım, askeri bir çatışmadan öte; bölge halklarının tamamını içine alan, akıl zorlayan bir belirsizlik dalgası olarak nitelendiriliyor.
Uzmanların değerlendirmelerini duyuyoruz; “komşunun acısı bizi de yakar” uyarısıyla, dışarıdaki bu yangının mutfaktaki yangınla birleşeceği öngörüsüne dikkat çekiyor. Ekonomik dengelerin altüst olduğu, sığınmacı akınlarının yaşam niteliğini aşındırdığı günler daha unutulmadı; bugün toplumsal bir uyanışın gerekliliği her zamankinden daha yüksek sesle dile getiriliyor haklı olarak.
Silah tüccarı güçlerin bitmek bilmeyen hırsı ile işbirlikçilerinin tutarsız adımları, faturayı yine dar gelirli yurttaşın omuzlarına yükleyecek gibi… “Bir koyup beş alma” hayallerinin yerini ağır ekonomik bedellere bırakacağı ileri sürülen bir süreçte; iç didişmeleri bir yana bırakıp demokratik değerler etrafında kenetlenmek, tek çıkış yolu olarak görülüyor.
Gençlerin yarınlara ilişkin umutlarını koruyabilmesi, çocukların yeniden gülebilmesi; ancak barışa olan inancın toplumsal dayanışmanın güçlenmesiyle olasıdır. Şimdi, “bana dokunmayan yılan” yanılgısından sıyrılıp, ortak akla dayalı, dürüst bir yurt sevgisiyle hareket etme zamanı…






























