Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




yonetici

“Yorgunluğun” faturası…

 

Yorgunuz…

“İktidarın” yurttaşların sorunlarına yüz çevirmesinden,

“İşsizliğin” yaşamı anlaşılmaz yollara sürüklemesinden,

“Eğitimde” geleceği yitik bir kuşağı görmezden gelişimizden,

Üniversitenin kapılarını “iktidarın” zorlamasından,

Covid 19 konusunda çelişkilerin artmasından,

Temel tüketim ürünlerinin fiyat artışından,

Azalan/ yetmeyen alım gücünden,

“Her şey bitti” algısı oluşturularak yaşanana yabancılaşmadan,

Televizyon tartışmalarından, değişmeyen konulardan, söz birliği oluşamayan oturumlardan, kavgalı meclis toplantılarından, kimsenin birbirini anlamaya çalışmamasından, insanların doyumsuzluğundan, yapılan araştırmaların yalancılığından, pastanın büyük parçasını üç-beş doymaza verilişinden, hep emekçiyi sınayıştan, elektrik/ su/ doğalgaz faturalarındaki “bilinmedik” ayrıntılardan…

“Asgari ücreti” oluşturanların ellerinin darlığından, emekli aylığını “açlık sınırı” altında koyan anlayıştan, ülkenin büyük çoğunluğunun “açlığa” itilişinden yorulduk!

Birinin “bak bende var” demesinden, birinin “ama ben de yok” demesinden yorulduk!

***

“Yorgunluk” derken; öyle çalışmaktan, didinmedikten, bir şeyler üretmek için çabalamaktan söz etmiyorum!

Çalışmadan, didinmeden, bir şeyler üretmeden oluşan “yorgunluktan” söz ediyorum!

Çalışmak için, didinmek için, üretmek için, çaba harcamak için her tür uygunluğu bulundurmasına karşın; bir yana itilmiş, yazgısıyla baş-başa bırakılmış, edilgenleştirilmiş genç kuşaktan söz ediyorum!

Her tür verime hazır olmasına karşın işleyen/ kullanan ellerin ağrılarından dolayı; ekilemeyen/ işlenemeyen topraktan, üretime katkı verecek biçimde kullanılamayan sudan, beton yapılar uğruna talana uğrayan ekim alanlarından, katledilen ormanlardan/ zeytin ağaçlarından/ orada yaşayan canlılardan söz ediyorum!

Olanlara/ yaşananlara gözlerimizin “kapalı” olmasını isteyenlerden söz ediyorum!

“İktidarın”, yurttaşın yaşadıklarını anlamlaştıramamasından söz ediyorum…

***

“Yorgunluk” konusu biter gibi değil!

Sokakların ağrısı ne denli yadsınmak istense de, ne denli CNN muhabiri gibi sorunlarını anlatan satıcı susturulmak istense de, ne denli bu ülkenin bakanı “yoksulluk sorun olmaktan çıktı” diyerek halkı “açlığa” sürüklediklerini gizlemek istense de…

Şu an aklıma geldi; herkesin ilgilendiği, bildiği, tıpış tıpış istenen gibi yaptığı bir şey söyleyeceğim…

Hepimiz elektrik, doğalgaz faturalarını biliriz! Kullandığınız “enerjinin” miktarı, “bir birim” miktarının bedeli ile “ödenecek” bedelin hiç de “benzerlik” göstermediğini biliriz!

Faturayı düzenleyen firma “aklına” gelebilecek, tüketici karşı koymuş olsa bile alabilecek tüm “gerekçeleri” alt-alta yazar/ bedellenirdir/ kdv’sini ekler/ hepsini toplar/ ödenecek miktar olarak önümüze kor!

Geçtiğimiz günlerde çok konuşulmuştu “elektrik dağıtım/ tedarik şirketlerinin temsil, ağırlama, seyahat gibi keyfi harcamaları elektrik faturalarına” yansıması. Oturdular, konuştular, beş yıl daha süreceğinin altını çizdiler!

Öyle ki, dağıtım şirketi “gezecek, ağırlayacak”, bedelini de tüketici ödeyecek! Geçmediğin köprüye, gitmediğin yola,  bilmediğin hastaneye “halkın cebinden” aldıkları gibi;

“Yorgunluğu” faturalar üzerinde de yaşatmaktan uzak durmuyorlar!

***


Peki, yaşadığınız kentin yerel belediyesi aracılığıyla kapınızdaki sayaca iliştirilen “su faturası” konusunda da “benzer” konunun, “yorgunluk” verici olduğunu düşünen oldu mu?

Şöyle bir ayrıntı vereyim:

Faturada ilk/ son okuma bölümünde ne kadar su tükettiğinizi anlıyorsunuz!

Önümdeki faturada “sarfiyat” “onaltı” olarak belirtiliyor!

Biraz altta “su tüketim bedeli” olarak ellidört liraya yakın bir rakam gösterilirken, “dönem borcu” doksanaltı lira deniyor!

Doksanaltı liranın kırkiki lirası “sarfiyatın” dışında kalan bölüm…

Bunlar şunlar:

Atıksu bedeli, kdv, ilçe belediye çevre temizlik vergisi, anakent belediyesi katı atık bedeli, bakım bedeli…

Bu sessizlik sürecek olursa “özel tüketim vergisi” adı altında bir ekleme yapmamaları için hiçbir gerekçe yok!

Yurttaşın “yoğunluğu” nereye dek sürebilecek ki?

Dün yazıyı şöyle bitirmiştim:

“Bu ülkenin yurttaşlarının yarısından çoğu “açlık sınırı” altında aylıkla yaşamını sürdürürken, “asgari ücret/ emekli aylıkları” yeni yılın zamlarının gerisinde kalırken, yurttaşın ekonomisini düşündünüz mü hiç?

Kapitalizm bu denli “yabancılaşmayı”/ çıkarı adına sevmez!”

Kapitalizm, insanların bu denli “yorgun” olmalarını da sevmez; kazancını ters/ yüz eder!

060121

 

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER