İster Kara, ister kirli,
İster kanlı,
İster sıcak, ister sımsıcacık olsun!
Yeter ki gelsin…
Bekleriz efendim, şeref verirsiniz…
***
Kim?
P a r a!
Evet, para…
Hani şu kimi yeşil Amerikan Doları
Kimi rengarenk
Avrupa Birliği parası Euro
Kimi Kraliçe bandrollü yani İngiliz Pound’u Sterlin)
***
Çok net; bu paralar AKMHP’nin kıblesi…
***
Efendim Saray’ın kukla kasası TCMB “politika faizini” 200 baz puan artırmış…
Neden?
Özellikle yurt dışında nereye gideceğini bilmeyen,
İlk satırlarda yazdığım çok miktarda para var…
Onlar gelsin diye…
***
Hani İslam da faiz haramdı?
Yalan!
Bugün iddia ediyorum:
Bankalardaki faizdeki ve dövizdeki hesapların,
İslami bankalardaki
Kar payı hesaplarının, yüzde sekseni hacı hoca takımının…
Gözü olanın gözü çıksın; ama…
***
Neyse gelin işin gerçek ekonomik ve bilimsel yüzüne bir bakalım…
***
Ülkelerin borçlu olması asla sorun değildir, yeter ki ödeme gücü olsun…
Ancak ülkedeki en büyük sorun; dövizle borçlanma…
GSYH’ye oranı çok yüksek…
***
Üretiminiz yüksek ve ihracat ağırlıklı ise sorun olmaz…
Çok rahat ödeme yaparsınız; bu da sizin kredibilitenizi artırır…
Ama üretim için özsermayeniz yoksa yeniden borçlanmak zorunda kalırsınız,
İşte mesele ve kısır döngüde bu aşamada başlar…
***
Bildiğiniz gibi bir ticari banka para üretirken, yüz liralık mevduat hesabından dokuz yüz liralık kredi parası yaratabilir.
Yüz liraya karşılık 900 liralık alım gücü yaratır.
Daha basit ifadeyle;
Ticari bankaların verdiği bu krediler ödenemezse,
Merkez Bankası fazladan Türk parası basarak, bu borcu kapatabilir…
***
Bunu adı: Bankaların, Merkez Bankası ya da devlet tarafından kurtarılmasıdır…
Fakat bunun sonucu da maalesef çok yüksek enflasyon demektir…
***
Ticari banka, aynı Türk parasında yaptığı, para yaratma işlemini,
Dolar içinde yapabilir.
Bir mudiinin bankaya koyduğu, 100 dolara istinaden, 900 dolar kredi verir.
Eğer kredi, dolar olarak geri dönmezse, ortada 800 dolarlık açık-borç kalır.
Ve dolar tedarik edilmediği sürece, bu borç ödenemez…
***
İşte ülkenin borçlarının önemli bir kısmı bu borçlardır…
***
Üretimde dışa bağımlı olmamız ve kaynakların yetersiz olması nedeniyle, büyümek için dış paraya ihtiyacımız artar.
Hem eski borçlar
hem de üretim yapmak için, gerekli yeni döviz ihtiyacı, sistemi bunaltır.
O nedenle maalesef “borç” her konuya baskı yapmaya başlar.
***
Dış krediye ihtiyaç başlar…
Dışarıdan bize borç verenlerin, bize sürekli faizleri yükseltin,
baskısı da alacaklıların, alacaklarını tahsil etme isteğinden kaynaklanır…
***
Bu durumlar da işler şöyle seyreder;
TCMB tarafından Türk parasının faizleri iyice yükseltilir.
Borç veren, dolarını getirir, Türk parasına dönüştürür, o yüksek faizle ticari bankalara koyar…
Yüksek faizden gerekli karını alınca, tekrar Türk parasını dolara dönüştürerek çıkar.
Özetle: Her iki durumda da borç veren karlı çıkar…
***
Elbette bu süreç bizim borçlarımızın ödenmesinde bir işe yaramaz.
Öte yandan;
Türk parasının faizleri yükseldiğinde üretici ve yatırımcı;
ucuz kredi bulamayacağından üretim geriler…
Bu durumda:
İhtiyaçlar için yeni borç alma isteği daha da artar.
***
Bu kısır döngü, dış borç vericilerinin ve yerli ortaklarının ulus devleti iyice köşeye sıkıştırarak, siyasi tavizler almasına kadar sürer…
Ki son on yılda bunu defalarca gördük ve ceremesini acı bir şekilde çektik…
***
Dünya özellikle Osmanlı tarihine baktığımızda: Aşırı borçluluğun “devletsizliğe” kadar gittiğini gördük…
Böyle bir süreçte” servet vergisi” koyarak, bir ara yol bulunur.
Yoksa fakir fukara halkın vergileriyle bu borçlar ödenemez…
Yapılan zamlar da sermayeyi küstürmemek-ürkütmemek içindir…
***
Şu sıralarda ekonomide, hukukta reform üfürüklerinin amacı;
Vatandaşın yaşam şartlarını ve kalitesini düşündükleri için değil,
Çok uluslu şirketlerden borç alabilmek içindir…
***
Son söz;
Ütetime ağırlık vermeyen toplumlar borcun ve borç verenlerin kölesi olurlar…
***
Bu lafımı; on sekiz yılda yapılan seçimleri neden AKP’nin seçim kazandığına cevap olarak uyarlayabilirsiniz.
Bugün Türkiye’de her on kişiden yedisi bir şekilde borçla geçiniyor…
***
Bu arada bankamız emeklilerine 2021 yılı için yüzde dört zam yapmış…
Ne diyeyim?
İstanbul 24.12.2020 15.20































YORUMLAR