Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oya Tekin: “Vicdanınıza sesleniyorum…”

İş insanı Aziz İhsan Aktaş’ın liderliğini yürüttüğü ileri sürülen “çıkar amaçlı suç örgütü” davası Silivri’de sürüyor.

İş insanı Aziz İhsan Aktaş’ın liderliğini yürüttüğü ileri sürülen "çıkar

İş insanı Aziz İhsan Aktaş’ın liderliğini yürüttüğü ileri sürülen “çıkar amaçlı suç örgütü” davası Silivri’de sürüyor. Bazı belediye başkanlarına rüşvet verilerek ihalelerin yönlendirildiği iddiasıyla açılan davada, 7’si tutuklu 200 kişi İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi karşısında yargılanıyor.

Yeni inşa edilen Silivri duruşma salonundaki karar duruşmasının dördüncü günü gergin başladı. Aralarında Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin’in de bulunduğu tutuklu 7 CHP’li belediye başkanının yargılandığı duruşmada önemli gelişmeler yaşandı.

İlk üç gün boyunca duruşma salonuna özel bölmeden giriş yaparak kamuoyunda “VIP sanık” tepkilerine yol açan tutuksuz sanık Aziz İhsan Aktaş, bugünkü oturuma katılım göstermedi. Aktaş’ın duruşmada yer almaması dikkat çekti.

“Ben Neden Tutukluyum?”

Duruşmada, bir yılı aşkın süredir cezaevinde bulunan Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin’in savunmasına geçildi. Esas hakkındaki mütalaaya karşı yaklaşık bir saat boyunca kürsüde kalan Tekin, tutukluluk koşullarına isyan etti. Savunmasını özgür bir çalışma ortamında yapamamaktan yakınan Tekin, şu sözleri söyledi:

“Ben neden tutukluyum? Neden savunmamı kendi şartlarım altında, kaynaklarımı tarayarak, bir çalışma ortamında yapamıyorum diye düşündüm.”

Duruşma, sanık savunmalarıyla sürüyor. Kamusal kaynakların, halkın parasının rüşvet, ihale sarmalıyla harcanması iddiaları karşısında yargının vereceği karar, toplum vicdanı, yerel yönetimlerin güvenirliği açısından büyük önem taşıyor.

Davanın en başından beri duruşmayı dikkatli izlediğini ve notlar aldığını belirten Tekin, elindeki dövizleri gösterdiği konuşmasında şunları söyledi:

“Sanıklığım burada tanıklığıma dönüştü. Bir taraftan bir mesleki tecrübem de oldu, hukukçuyum. Aynı sevk maddesinden yargılanan, dosyanın kendi içindeki mantığına göre aynı deliller sunulan, gizli tanıklar, itirafçı ve iftiralar sunulan, hatta benden daha fazla cezalandırılması talep edilen birtakım burada sanık olarak yargılanan arkadaşlarımız bu dosyada hiç tutuklanmadı. Bir kısmı bir süre tutuklandı, bırakıldı. Bu kararları öyle bir durumda bıraktınız ki bizi ‘Tutuksuz yargılama esastır’ dedik savunmanın başından beri. Kendimiz de çelişkiye düşeceğiz, arkadaşlarımızın tutuksuz yargılanmasına üzülüyor durumuna gelecektik. Düşünün bizdeki vicdanı, vicdan muhasebesini. Sesimizi çıkarmadık duruşmalar sonunda. Şimdi sanık olarak oturuyoruz. Biz burada sadece göstermelik olarak oturuyoruz sanıyorum yargılamanın sonucunda. Sevk maddelerimiz belli. Cezalandırmayı düşünüyorsanız bile -ki asla kabul etmiyoruz zaten suç işlediğimizi- sonuç belli, uygulanacak kanun hükümleri belli. Biz neden hâlâ burada tutukluyuz diye başlamak istiyorum. Vicdanınıza sesleniyorum. Gerçekten bu bir ağır yüktür. Oysaki bu yargı, bu heyet karşısına çıktığımda heyette iki kadın üye gördüğümde sevinmiştim. Bunu bir ayrıcalık olarak asla anlamayın. Ömrümü kadın mücadelesinde geçirdim. Kadınların iş yaşamında, toplumun her alanında bir yerlerde karar verici mekanizmalarda olması için inanarak savundum, mücadele ettim.

Kadın bakış açısı, kadının vicdanı her zaman çok farklıdır. Daha çok empati kurabilir. Burada tutuklu kalan sanıklardan sadece aile olarak ben ve eşim tutuklu kaldık. Dün de çok üzülerek, çok kırılarak sizi herkes burada tabii övgüyle bahsetti, teşekkür etti. Teşekkür gerektirecek tabii ki davranışlar da olabilir duruşma yönetimiyle ilgili olarak ama tutukluluk değerlendirilmesinde, bir öncekinde de aynıydı. Her aşamada sürekli hızlı hareket etme çabası varken tutukluluk değerlendirilmesinde inanılmaz bir sakinlik… Dün dediniz ki ‘Karar için 10 gün ara veririz, bir değerlendiririz’. Peki duruşmanın ilk başlangıcında yapılan tutukluluk değerlendirmesiyle ilgili bir tartışma çıktı. Bizim için cezaevinde olan bir saniye, bir dakika, bir gün hesabı verilemez şeyler ve katlanılamaz şeyler. Biz buna bir yılı geçkin süredir hiç hak etmediğimiz şekilde katlanıyoruz, katlanmaya çalışıyoruz. Siz onun görülmesini bile önemsemediniz. İtiraz edebilirdi bizim müdafilerimiz. Bunu bile önemsizleştirdiniz. Dün de diyorsunuz ki ‘10 gün ara veririz. Karara bağlarız’ diye bakıyorsunuz. İnsanların özgürlüklerinden kısıtlanması bu kadar önemsiz midir?

Sizin de aileleriniz var, çocuklarınız var. Toplumun vicdanını temsil ediyorsunuz burada. Burada vereceğiniz kararlarla konuşuyorsunuz. Burada duruşma düzeniyle ilgili kararlar veriyorsunuz, onları da görüyoruz ama asıl verdiğiniz kararlardan bu dosyaya nasıl baktığınızı görebiliyoruz. Lütfen toplumun vicdanına sesleniyorum. Bunu temsil ediyorsunuz. Suçlu ve suçsuzluk tartışmaları yaşandı kamuoyunda, yaşanıyor. Bizim dışarıda kalan çocuklarımız, evlatlarımız ve ailemiz bunun izahını vermekle meşguller aylardır. Vicdanınıza bırakıyorum bu konuyu. Diğer bir konu yine duruşma süresinde beni çok etkileyen ve çok üzen bir hukukçu olarak da burada gizli tanık, etkin pişmanlık, iftiracılar… Burada söz aldıklarında hepsi şöyle başladılar. Geldiler buraya, hatta ellerinde böyle kağıtlar yazılmış, okuyorlardı. Dediler ki, ‘Biz devletimize yardım ettik, devletimizle iş birliği yaptık’ diye hepsi burada söze başladı.

Biz suç işlediğimizde devleti düşünen vatandaşlar değiliz biz burada. Bizim ömrümüz devletine yardım etmek, milletine yardım etme, milletini düşünmek, vatanını düşünmek, ülkesini düşünmek, bu toplumun her türlü sorununu düşünmek, onu dert etmek, onla dertlenmekle geçmiş insanlarız. Biz de konforlu alanlarımızda kalıp kendi özel hayatlarımıza yaşayabilirken, bunu yaşayabilecekken siz bizleri burada sadece bir sayından ibaret gördünüz ama bizler sayıdan ibaret değiliz. Bizim yaşamlarımız vardı belediye başkanlığından önce. Bunları hiçe sayarak sanki biz devletimize karşı bir şey yapmışız, onunla iş birliği yapmamışız. Onların her dedikleri kural oldu burada. Bizim sözlerimizin hiçbir etkisi olmadı. Bunu da bugün hâlâ burada tutuklu olarak savunma yapmam gösteriyor diye düşünüyorum.

Aziz İhsan Aktaş’ın ihalelerden dışlanması nedeniyle hakkında iftira attığını söyledi diyor. Ben öyle söylemişim. Ben dışlanma diye bir şey kullanmadım. Çünkü dışlanma yok. Olamaz da. Bir belediye başkanının yetkisi ‘Gel, sen ihaleye gir, sen girme, sen yapma’ demek değildir. İhaleler ihtiyaçlarda belirlenir; müdürlükçe ihaleler yapılır, ilan edilir. İsteyen girer ihaleye. Şartları burada zaten aylardır tartışılıyor ihale mevzuatının. Alan alır, almayan alamaz. İhale böyle bir şeydir. İhalelerden dışlanma diye bir şey yok. Aziz İhsan Aktaş’ın alınan beyanında ‘Seyhan Belediyesi’nde kendisinin ve kardeşlerinin ödemelerinin biriktiği alamadıklarını, belediye başkanıyla görüşmek için randevu talep etmelerine rağmen alamadıklarını, bu nedenle Burhanettin Bulut’tan yardım istediğini, onun aracılığıyla bir defa Oya Tekin’le görüştüğünü’ diyor yine esas aklındaki mütalaa. Çok önemli bu. Diyorum ya ne söylediğiniz değil, karşımızdakinin ne anladığı çok önemlidir. Ya kendimizi ifade edemedik ya da anlaşılmak istemiyoruz. İnsan herkes bir şeyler söylemeye başlar, herkes bir şeyler söylemeye başlar; bir de bakarsınız ki bir süre sonra insanlar o konuda düşünmelerini unuturlar gerçekten. Kabul hâline gelir çünkü bu. Bence bu duruşmada da bu hâle geldi bu. Tabii ki çok sanıklı, uzun süre duruşmalar. Hepimiz insanız. Dinleme, anlama kapasitemiz var, insanız.

Şimdi bu duruşmada da şöyle bir durum çıktı benim gözlemim. Aziz İhsan’la görüşsen de suç, görüşmesen de suç. Görüşen de suçlu oldu burada, görüşmeyen de suçlu. Görüşen ‘Yok, vallahi görüşmedim’ diyecek neredeyse. Görüşmeyen de ‘Oh, neyse ki görüşmedim’. Aslına bakarsanız Aziz İhsan, belediyelerde iş yapan bir müteahhit. Görüşebilirsiniz de görüşmeyebilirsiniz de. Hizmet alıyorsunuz çünkü. Bu görüşmenin içeriği kesin, somut delillerle ispatlanan görüşmeler midir bunlar? Şimdi ben yine söylüyorum, Aziz İhsan Aktaş da söyledi. Ben Aziz İhsan Aktaş’la -tarihini bile hatırlamıyorum- ilk belediye başkanlığımla herkes sıraya girmişti, ayaküstü ‘hayırlı olsun’da görüştüm. Vatan’daki ifademde de söylüyorum. Öyle görüştüm. İfademde de bir çelişki yok. Aziz İhsan Aktaş da aynısını söyledi. Amaç belli, rüşvet anlaşmasını ispatlamak gerekiyor ama varsayımla ispatlamak gerekiyor. Şimdi böyle bir görüşmede biriyle anlaşma yapacaksanız randevu verilir. ‘Merhaba’ deyip insanlar birbiriyle böyle bir şeye girebilirler mi?

Bana güvenip, oy vererek görev verdiğini düşündüğüm insanlardan ayrı kaldım. İnsan bazen yaşadıklarına dışarıdan bakıyor ve kendine soruyor. Şu soruyu kendime çok sordum ama bugün burada kendi yaşadığım sıkıntıları anlatmak için konuşmuyorum. Bugün burada yalnızca kendim için de konuşmuyorum. Çünkü bu davada verilecek olan kararın konusu sadece Oya Tekin değildir. Bu karar aynı zamanda bir kamu görevlisinin, seçilmiş bir belediye başkanının hangi dilimlerle suçlanabileceğine ve özgürlüğünden hangi gerekçelerle mahkûm edilebileceğine ilişkin olacaktır. Ben bir hukukçuyum. Hukukun bütün sorunları çözebileceğine inanmadım hiç ama hukukun asgari bir şartı olduğuna hep inandım. Bir insan hakkında hüküm kurulacaksa bunun somut delillere dayanması gerekir. Yargılamanın başından beri aynı soruyu soruyorum. Benim hakkımda şahsıma ilişkin rüşvet aldığımı ya da suç işlediğimi ortaya koyan somut delil nedir? Bu soruya verilecek olan cevabın bu dosyada bulunmadığını düşünüyorum. Bu nedenle bugün sizden ayrıcalık istemiyorum. Bir belediye başkanı olduğum için özel muamele de istemiyorum. Bir siyasi partinin mensubu olduğum için farklı değerlendirilmeyi de istemiyorum. Ben yalnızca herkes için geçerli olması gereken hukukun eşit uygulanması ilkesinin benim için de geçerli olmasını istiyorum.

Bir yılı geçen süredir özgürlüğünden mahrum bırakılmış birisi olarak şunu söylemek istiyorum. Tutukluluk bir tedbirdir, hüküm değildir. Eksik kalan araştırmalar tamamlanmadan, lehimize olan deliller değerlendirilmeden ve isnat edilen suç bütün açıklığıyla ortaya konulmadan verilecek olan hükmün vicdanlarda da hukuk önünde de tartışılacağını düşünüyorum. Bugün burada öfkeyle konuşmuyorum. Kimseye kırgınlığımı da belirtmiyorum. Çünkü gelip geçici olan bizleriz ama geride kalacak olan mahkeme kararlarıdır, kararlarınızdır. Yıllar sonra insanlar bu dosyaya baktıklarında verilen kararların kanaatlerine göre mi yoksa delillere mi dayandığını soracaklar. Ben o gün geldiğinde başımı öne eğmek zorunda kalmayacağımı biliyorum. Aynı huzurla şunu da söylüyorum, eğer suç işlediğimi gösteren somut ve tartışmasız bir delil varsa bunun sonucuna katlanmaya hazırım ama böyle bir delil yoksa bir insanın özgürlüğünden varsayımlarla elinden alındığı bir kararın parçası olmak istemiyorum. Bugün sizden bir ayrıcalık, bir lütuf istemiyorum. Merhamet asla istemiyorum. Yalnızca dosyaya, delillere bakmanızı ve kararınızı hukukun gereklerine uygun olarak vermenizi istiyorum. Adalet istiyorum. Takdir yüce mahkemenizdir.”