Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Zeynel Emre, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) Merkez Yönetim Kurulu (MYK) gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Parti içi kurumsal tıkanıklığı aşmak amacıyla olağanüstü kurultay sürecinin resmen başlatıldığını duyuran Emre, tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik cezaevi koşullarını da sert bir dille eleştirdi.
“Ekrem İmamoğlu’na Cezaevinde Tecrit Uygulanıyor”
Açıklamasının devamında adaletsiz uygulamalara dikkat çeken CHP Sözcüsü, tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun dış dünya ile bağının koparılmak istendiğini savundu. Cezaevindeki kısıtlamalara tepki gösteren Emre, halkın seçtiği bir belediye başkanının yalnızlaştırılmaya çalışıldığını belirterek, “Milletvekillerinin Ekrem İmamoğlu ile görüşmeleri yasaklandı. İzin alıp görüşebilenler çok istisnai” dedi.
Siyasi tutsaklık ile engelleme girişimlerinin kabul edilemeyeceğini söyleyen Emre, hukuki mücadelenin her alanda süreceğinin altını çizdi.
Emre’nin açıklamaları şöyle:
“Olağanüstü durumlar, olağanüstü şartları oluşturur. Bizler de öyle günlerden geçiyoruz. Biz bu şartlar altında Gazi Meclisi’mizde seçilmiş Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in başkanlığında MYK toplantımızı yaptık. Gündemi değerlendirdik.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde bulunduğu, içine düşürüldüğü bu kumpas sürecini değerlendirdik. Buradan nasıl çıkarız, hangi yol, hangi metotlarla halkımızla birlikte bu kumpasları savuştururuz bunu konuştuk.
Tabii esasında gerek söz konusu butlan kararı çıkmadan evvel, gerekse çıktıktan sonra hemen hemen herkesin ortaklaştığı bir süreç var. Neden Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına bu geldi? Neden Sayın Özgür Özel’e yönelik böyle bir olay gerçekleşti diye.
Çünkü biz biliyorduk ki, Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar bir genel başkan, seçim dönemi dışında 110’dan fazla miting yapsın, milyonlarca yurttaşla buluşsun, Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleneksel oyunun çok daha üzerinde bir oy oranıyla, bir buçuk yıldır yaşadığı kumpaslara karşın oyunu artırarak rakibinin önünde çıksın.
Türkiye’nin bağımsızlığı için, ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği yol doğrultusunda, ülkemizin bağımsızlığı ve emperyal hesapların dışında bir dış politik tutum sergilediği için elbette ki böylesine önemli bir coğrafyada, böylesine önemli bir yerde siyaset yapan biri olarak hedef haline gelecekti.
Biz bunu ülkemiz için yaptık. Biz biliyoruz ki burada bir Büyük Ortadoğu Projesi var ve o Büyük Ortadoğu Projesi’ne hizmet eden bir iktidar var.
Buna karşın, hatırlarsanız son birkaç senedir Gazze’deki insanlık dramına, orada çocuk kadın demeden yapılan katliamlara, o işi meşrulaştırmak adına kurulan Gazze kuruluna şiddetle karşı çıkan ve bunu protesto amaçlı olarak altı partiyle Eyüpsultan’da ortak miting düzenleyen, farklı etkinlikler yapan, devlet başkanlarına mektup yazan ve bu planların dışında dünya içinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, demokrasiyi, eşitliği savunan bir liderin hedef haline gelmesi elbette ki beklenen bir durumdu.
Değerli arkadaşlar, biz tabii şunu net olarak söyleyelim; burada bugünkü toplantımızda biraz genişletilmiş bir MYK yapmış olduk. Yani önceki dönem MYK’de yer alan ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde görev alan altı arkadaşımızı da dahil ederek gündemi geniş bir şekilde değerlendirdik.
Ve ortada şu sonuç var: Bu bahsettiğimiz çalışmalar, partimizin son yerel seçimlerdeki birinci oluşu, cesaretle mücadele etmesi, Saray’ın bir cici muhalefeti haline gelmeyi reddetmesi karşısında AKP’nin yargı kolları, partimiz içerisindeki maalesef butlan kollarıyla birlikte ortak hareket ederek böyle bir kumpası kurdular.
Biliyorsunuz biz dün yüz binlerce vatandaşımızla birlikte Ankara’da, Ankara İl Başkanlığımızın önünde bayramlaştık. Daha sonra da belki de Cumhuriyet tarihinin en önemli yürüyüşlerinden birini yaparak Anıtkabir’e yürüdük. Atamıza gittik ve orada da o alan daha tıka basa dolmuşken dahi yürüyüşün devam ettiği, o kadar uzun bir kortejin olduğu bir süreci yaşadık.
Şüphesiz ki tüm bunlar, gerek bizleri gerekse bu karar sonrasında bir an için umutsuzluğa kapılan vatandaşlarımız açısından da yüreklere su serpilen görüntüler olmuştur.
“TÜRKİYE BİR TEK ADAM DEVLETİ HALİNE GELMEYECEKTİR”
Türkiye Cumhuriyeti asla ve asla bir adamın, bir zümrenin, bir kişinin, bir partinin tekeline girmeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti; egemenliği kayıtsız şartsız halktan alındığı, meşruiyetin halktan alındığı, çeşitli ayak oyunlarıyla, yargıyı kullanarak, farklı enstrümanları kullanarak, siyasi partilere kumpas yapılarak bir tek adam devleti haline gelmeyecektir.
Biz kendimize güveniyoruz, vatandaşımıza güveniyoruz. Bizim açımızdan ‘meşruiyet nedir?’ dediğimizde, hem siyasi partilerde hem de iktidarlar açısından halktan aldığınız oydur, bunun karşılığıdır.
Bir parti halktan yeteri kadar destek bulmuyorsa ve rakibine gayriahlaki bir şekilde kumpaslar kuruyorsa o da meşruiyetini kaybetmiştir. Partiler açısından da delege iradesine dayanmayan, partililerin iradesine dayanmayan hiçbir yönetimin de meşruiyeti yoktur.
Şimdi kıymetli arkadaşlarımız, bir konunun daha altını çizmek isterim. Sayın Genel Başkanımıza yönelik dünkü işte önceki genel başkanımızın yapmış olduğu bir “FETÖ artıklarını temizleyemediğim için özür dilerim” cümlesinden sonra, belli ki önceden çalışılmış, çok organize bir şekilde sosyal medyada ve çeşitli platformlarda saldırılar yapıldığını görüyoruz.
Yani Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel’i FETÖ ile ilişkilendirmeye çalışan, sanki irtibatı varmış gibi bir algı oluşturmaya çalışan bir aklı görüyoruz. Burada da hakikaten üzücü bir durum. Efendim işte bundan 10 yıl önce bir FETÖ itirafçısının bir beyanı varmış da o beyanı üzerine işte sanki oradaki ifadeler de doğruymuş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.
Önce şunun altını çizelim; Sayın Özgür Özel ilk milletvekili olduğu dönemde, daha Cumhuriyet Halk Partisi kurumsal olarak Ergenekon davalarını takip etmeden, o kumpas davalarında gidip izlemiş, oradaki kumpasları dile getirmiş, gerek Ergenekon’da, gerek Balyoz’da, gerek İzmir Askeri Casusluk davasında, Mamak’ta, Hasdal’da, Hadımköy’de, Silivri’de ziyaret etmediği, mağdur edilen, tutsak edilen asker kalmamıştır.
Ve bu konuda kitap yazmıştır. İzmir askeri casusluk davasını kimse bilmezken oradaki kumpasları ortaya çıkarmıştır.
“15 TEMMUZ GECESİ MECLİS’İ TERK ETMEDİ”
En önemlisi ise o zamanki Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu’nun uçakta bulunması nedeniyle 15 Temmuz gecesi inisiyatif almış, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelmiş, burada meclisin açılmasına katkı sunmuş, meclise bomba atıldığı anda dahi genel kurulu terk etmemiş, meşruiyetin yanında durduğunu Cumhuriyet Halk Partisi adına ilan etmiş ve büyük bir cesaretle bu girişimi yapma konusunda bir an bile tereddüt etmemiş ve o günkü tutumu nedeniyle FETÖ’cüler hariç bu ülkedeki her kesimden, her siyasi partiden, her medyadan büyük takdirler almıştır, övgüler almıştır.
GRUP TOPLANTISI TARTIŞMASI
Bizim toplanma, konuşmak için özel bir şeye ihtiyacımız yok. Biz grup toplantımızı yapacağız. Genel Başkanı’mız nerede konuşuyorsa grup toplantısı oradadır. Orası bizim salonumuz. Biz oraya gireceğiz. Konuşmamızı yapacağız. Olması gereken bu. Bir anormallik olursa o zaman birlikte görmüş olacağız.
Uşak konusuna gelince. Özkan Yalım, Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkan iken 2 kez vekil adayı olmuştur. Bir soruşturma sonrası ortaya çıkan bir takım özel görüntüler sonrası kendisini ihraç ettik. O kadar çok yalan propaganda var ki.
Pazartesi imzaları topluyoruz. Mahkemenin kararının doğrultusunda yetkili olan delegelerin imzasını topluyoruz.
İMAMOĞLU’NA TECRİT BAŞLADI”
Sayın Ekrem İmamoğlu’na yönelik bir tecrit başladı. Milletvekillerinin Ekrem İmamoğlu ile görüşmeleri yasaklandı. İzin alıp görüşebilenler çok istisnai. Halbuki yasama üyesine yürütme üyesinin yardımcısının -Adalet Bakanlığı bu konuda yetkilendirilmiş- yasak koyması, engellenmesi düşünülemez. Çünkü esas itibariyle o bir bildirimdir. Yasama üyeleri, anayasadan ve halktan aldığı yetkiyle Türkiye’nin her kurumuna gidebilirler, her yerde insanlarla görüşebilirler.”


