Son yıllarda dünya genelinde yurttaşlık politikaları birbirinden farklı yönlere doğru ilerliyor. ABD’de Başkan Donald Trump’ın doğumla kazanılan yurttaşlık hakkını sona erdirme girişimi, Yüksek Mahkeme’de sert sorularla karşılandı. Hukuk yorumcuları bu süreci alışılmadık bir geri adım olarak nitelendirdi.
Avrupa’da İtalya, 160 yıllık kan bağı geleneğini iptal ederek soy bağı üzerinden yurttaşlık kazanma yolunu daralttı. Bu karar, hem yurtdışındaki İtalyan kökenlileri hem de İtalya’da yurttaşlık bekleyenleri doğrudan etkiliyor. Macaristan, Romanya gibi ülkeler de benzer biçimde yurttaşlık şartlarını ağırlaştırdı.
Kanada ise geçtiğimiz yıl sonunda Ontario Yüksek Mahkemesi’nin kararıyla “ikinci kuşak sınırı” olarak bilinen uygulamayı kaldırdı. Böylece 15 Aralık 2025’ten önce Kanada dışında Kanadalı bir ana ya da babadan doğan milyonlarca kişi otomatik yurttaşlık hakkı kazandı. Yeni düzenleme, özellikle ABD kökenli kişiler arasında yoğun ilgi uyandırdı.
Bu gelişmeler, yurttaşlık kavramının yalnızca hukuki bir statü değil, aynı zamanda siyasal, toplumsal bir tartışma alanı olduğunu gösteriyor. Bir ülkede kapılar kapanırken başka bir ülkede açılıyor; insanlar da bu değişken koşullar içinde geleceklerini yeniden kurmaya çalışıyor.


