ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırıları küresel petrol pazarlarını derinden etkiledi. Hürmüz Boğazı üzerindeki gemi geçişlerinin aksaması, bölgedeki enerji tesislerinin hedef alınması sonucunda petrol fiyatları yüzde kırk oranında artış gösterdi. Enerji koridorlarındaki bu belirsizlik dünya genelinde ekonomik kaygıları tetiklerken; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den konuya ilişkin önemli açıklamalar geldi.
İran ile Lübnan eksenindeki savaşın Türkiye açısından yaşamsal önem taşıdığını vurgulayan Bahçeli, bölgesel gelişmelerin iç güvenliğe yansımalarına dikkat çekti.
Bahçeli’nin özellikle cemaat yapılanmalarına yönelik uyarıları siyaset gündeminde yankı buldu. Dış politikadaki bu gerilimli sürecin toplumsal yapı üzerindeki olası etkilerine işaret eden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli; ulusal birliğin korunması gerektiğini belirtti. Küresel toplum, çatışmaların ekonomik sonuçları ile bölgesel dengeler üzerindeki kalıcı etkilerini yakından izlemeyi sürdürüyor.
Bahçeli, şu sözleri kullandı:
“İran’da yaşanacak kontrolsüz bir zayıflama yahut çözülme yalnız Tahran’ın iç meselesi olarak kalmayacak; dalga dalga çevre ülkelere yayılan yeni bir istikrarsızlık kuşağı üretme potansiyeli taşıyacaktır.
Türkiye’nin önündeki mesele, uzaktan izlenen bir sınır krizi meselesi değildir. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tablo doğrudan doğruya milli güvenlik, sınır emniyeti ve bölgesel istikrar dosyasıdır. Suriye tecrübesi bize ağır bedeller ödeterek öğretmiştir ki devlet otoritesinin zayıfladığı alanlar kısa sürede farklı silahlı grupların, vekâlet unsurlarının, düzensiz göç hareketlerinin, kaçak ekonomi ağlarının ve dış müdahalelerin sahasına dönüşmektedir.
Bugün İran merkezli gelişmeler de aynı dikkatle okunmalıdır. Bir bölgede devlet boşluğu oluştuğu an oraya akıl, vicdan, izan ve merhamet yerleşmez; önce silah yerleşir, sonra istihbarat yerleşir, ardından vekâlet savaşı yerleşir. Sonrasında o coğrafyanın halkları başkalarının hesaplarının altında ezilir.
Beyrut’un kaderi bize şunu defalarca göstermiştir: Devlet zayıfladıkça cemaatler büyür; cemaatler büyüdükçe dış nüfuz kolaylaşır, dış nüfuz yerleştikçe milli egemenlik aşınır. Bu kısır döngü kırılmadığı sürece bir ülke sınırlarını korusa da istiklalini tam anlamıyla koruyamaz. Lübnan’ın başına gelen her hadise Türkiye’ye şu gerçeği yeniden hatırlatmaktadır: Devlet zayıflarsa coğrafya konuşur, softalık konuşur, mezhep konuşur, silah konuşur, yabancı başkentler konuşur. Devlet ayakta durursa millet nefes alır, sınırlar emniyet bulur, dış müdahale hevesi kırılır.”
Bahçeli muhalefetiyse şu sözlerle eleştirdi:
“Okyanuslar kabarırken ufukta, onlar kendilerince ÖZGÜR bir halet-i ruhiye içinde sığ sularda çamurla oynamayı marifet saymaktadır. Buradan muhalefete açıkça seslenmek isterim: Türkiye’nin etrafında ateş çemberi daralırken, hâlâ belediye kulisleriyle, kişisel ikbal hesaplarıyla, medya parıltısıyla, günübirlik polemiklerle oyalanan bir siyaset çizgisi, memlekete yük olur.
Devletin önüne proje koyamayan, milletin önüne ufuk koyamayan, bölgesel kırılma anlarında tarih şuuruyla davranamayan kifayetsiz ve muhteris kadroların, Türkiye’yi büyük fırtınalardan sağ salim çıkarma kabiliyeti bulunamaz. Gürültü çıkarmak kolaydır. Sosyal medyada parlamak kolaydır. Ham cümlelerle kalabalık toplamak kolaydır. Zor olan, devleti okumaktır. Zor olan, coğrafyanın ağırlığını taşımaktır. Zor olan, kriz anında soğukkanlı ve kurucu bir çizgi gösterebilmektir.”


