OLAYNET/ Ülke kaynaklarının özel kişilere devredilmesi anlamını taşıyan özelleştirme eylemi, uzun süre ekonomideki sorunlara tek çare gibi gösterildi. Kamu işletmelerinin verimsizliği, siyasetin etkisi, borç yükü gerekçe gösterilerek enerji, iletişim, temel gereksinimlere dayalı birçok kurum yerli, yabancı sermayeye satıldı.
Ancak özelleştirme sonrası beklenen ucuzluk, hizmet niteliği artışı gerçekleşmedi. Özel şirketlerin kazanç hırsı, elektrik, gaz, iletişim gibi yaşamsal alanları birer ticari kazanç kapısına dönüştürdü. Piyasa denetiminin zayıflaması tekelleşmeyi doğurdu; fiyatlar hızla yükseldi; yurttaşın hizmete erişim gücü daraldı.
Şirketler yatırım yapmak yerine çalışan sayısını azalttı; işsizlik kaygısı arttı. Satışlardan elde edilen milyarlarca liralık gelirin nerelere harcandığı ise kamuoyuna açıklanmadı. Bu belirsizlik, ekonomik bir yitik olmanın ötesinde halkın devlete duyduğu güveni sarstı.
Eski ekonomi yetkilisi Ali Babacan’dan gelen açıklama, ülkenin enerji sorunundaki temel hatayı gözler önüne serdi. Babacan, gaz elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi kararının yanlış olduğunu tekelleşme yarattığını halkın zorluk yaşadığını açıkladı. Açıklama şöyle:
“Yanlışlarımız oldu, gaz elektrik dağıtım şirketlerini özelleştirdik. Sonra tekelleşme oldu, ellerindeki gücü iyi kullanmadılar, vatandaşlar mağdur oldu. Doğru bir şey yapmadık, devlette kalsaydı daha iyi olurdu.”
Bu sözler, özelleştirmenin halk için doğurduğu ağır sonuçların resmi bir kabulü niteliğinde. Tekelleşen yapıların kazanç hırsı, özellikle tarımsal üreticinin sırtına büyük yük bindirdi. Sulama, ısıtma gibi zorunlu kullanım alanlarında fiyatların kontrolsüz artışı, küçük üreticiyi toprağını terk etmeye zorladı. Böylece özelleştirme, gıda güvenliğini tehdit eden büyük bir yapısal sorun haline geldi.
Bugün, “yanlış yaptık” sözleri halkın yitirdiklerini geri getirmiyor. Emekçi, dar gelirli, üretici, tüketici için özelleştirme yalnızca ekonomik değil; toplumsal bir adaletsizlik olarak tarihe geçti.


