Geçen hafta yazdığım “Vurun Abalıya – CHP’de Sessizlik Çığlığı ve Vicdan Hesabı” başlıklı yazı, sadece bir tespit değil, bir çağrıydı da.
Ve o çağrı duyuldu…
Kılıçdaroğlu – İmamoğlu görüşmesi gerçekleşti.
Tam da vicdanları yaralayan, Kılıçdaroğlu düşmanlığını körükleyen, düşmanımsı, trolümsü paylaşımlar eşliğinde…
Mahkeme süreçleri, parti içi sürtüşmeler derken; yazıda dile getirdiğimiz rahatsızlıklar cevabını bulmuş gibi.
Birlik, beraberlik vurgulandı.
Muhalefetin dağınıklığından kaygı duyan aklıselim insanlar, bir nebze olsun rahatladı.
Demek ki Kılıçdaroğlu davet edilince icabet ediyormuş.
Ama bu, sadece bir “görüşme” değil.
Bir suskunluk bozumu.
Vicdanı onarma çabası.
Toplumun özlediği o yumuşak geçişin, o birlikte yürüme iradesinin yeniden hatırlatılmasıydı bu.
Aynı ailenin üyeleri olarak, geçmiş genel başkana duyulması gereken saygının…
Herkeste olan emeğin…
Sosyal medyada uygulanan bilinçli linçin, Kılıçdaroğlu’na yapılan haksızlığın altı çizildi.
Zaten yazımda da dile getirmiştim; bu yalnızca bir kişiye değil, bir dönemin vicdanına yönelmişti.
İmamoğlu’nun sözleriyle, bu duyarlılık bir karşılık buldu.
Böylece ses buldu.
Bu görüşme o kadar değerliydi ki
Sebebine gelince Kılıçdaroğlu gerçekten bir ‘Sakin Güç ve oyun kurucu’
İmamoğlu ise konu ne kadar çetrefilli olursa olsun
O, tereyağından kıl çekercesine çözüm üretme kapasitesi ile, Özgür Özel ‘in ise enerjisi, gözü karalığı, cesareti , eğilmeyen mücadeleci yapısının aynı masa etrafında ortak amaçta buluşması umut saçtığını, çözüm sunduğunu dikkatli gözlerde kaçamayacak kadar görkemli bir şekilde parıldamaz mı?
Bu buluşma, sadece iki siyasetçinin yan yana gelmesi değil çünkü.
Kırılmış kalplerin, yitirilmiş güvenin az da olsa onarılması.
Göz göre göre bölünen, içten içe kanayan bir muhalefetin, aynı masada yeniden oturabilmesi.
Birbirinin gözünün içine bakabilmesi.
Çünkü bir ülkenin umudu, sadece sandıkta değil…
Birlikte durabilme becerisindedir.
Ve halk, en çok bunu görmek istiyor.
Sükûneti, sağduyuyu, yan yana gelebilme cesaretini.
Bazen gerçekten sular bulanır.
Ama belki de durulması için biraz bulanması gerekir.
Tortu dibe çökmeden, berraklık gelmiyor.
Bu da öyle bir şey işte.






























