Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Gülperi KILIÇ/ Sosyolog
Gülperi KILIÇ/ Sosyolog

Gerçekler susuyor, troller konuşuyor

Eskiden insanlar konuşarak anlaşırdı. Herkesin fikrini söylediği, farklı görüşlerin bir araya geldiği bir alan vardı. Hani büyükler “meydan” der ya, onun dijital hali gibiydi. Ama şimdi o alan yok. Geriye sadece bağıranlar kaldı.

Bir Alman düşünür var, adı Habermas. İnsanların özgürce tartışabildiği “kamusal alan”dan söz eder. İşte biz o alanı kaybettik.

Artık tartışmak yerine karşılıklı saldırılar var.

Fikir söyleyen değil, kitle toplayan konuşuyor.

Ve çoğu zaman bu konuşanlar, birilerinin tuttuğu “troller”.

Troller dediğimiz şey boş laf değil.

Organize ekipler bunlar.

Kimin parası çoksa, o istediğini parlatıyor, istemediğini yerin dibine sokuyor.

Sosyal medya halkın sesi olsun diye çıktı ama şimdi başka bir güç alanına dönüştü.

Bir Fransız vardı, Baudrillard. “Gerçeğin yerine geçen sahte şeyler” derdi.

Bugün tam da bunu yaşıyoruz.

Gerçek değil, görüntüsü bize sunuluyor.

Ve biz, o görüntülere inanıyoruz.

Bir paylaşım, birkaç yorum…

Sonra bir kişi “vatansever”, öteki “hain” oluyor.

Ama kime göre?

Kim karar veriyor buna?

Birileri hep yukarıdan ölçüyor bizi.

Biz de sorgulamadan inanıyoruz.

Bir başka düşünür de Zygmunt Bauman.

“Katı olan her şey buharlaşıyor” der.

Yani sağlam dediğimiz ne varsa dağılıyor.

Bugün doğrular da, sadakatler de geçici.

Herkes kendi doğrusunun peşinde.

Ve her doğru, başkasının gözünde yanlış.

Toplum bölünmüş durumda.

Taraflar var, kamplar var.

Ve biz o kampların içinden birbirimize bağırıyoruz.

Bir susalım demiyorum ama bir düşünelim artık.

Çünkü en çok konuşan değil, en çok bağıran duyuluyor.

Ama bağıran düşünmüyor.

O arada gerçek kayboluyor.

Bizi birer araç gibi kullananlar var.

Biz fark etmeden onların işine yarıyoruz.

Gerçekleri biz kendi ellerimizle örtüyoruz.

Halkın gücü bağırmakta değil, gerçeği görmektedir.

Bugün “hain”, “işbirlikçi”, “yandaş”, “vatansever” gibi sözler fikir değil, silah olmuş.

Kimse durup da “Kime göre?” demiyor.

Kimin terazisi bu?

Kim kimin üzerine etiket yapıştırıyor?

Sapla saman birbirine karıştı.

Ayıklayan yok.

Çünkü tutuşturmak kolay, düşünmek zor.

Yangın göz boyuyor ama düşünce zaman alıyor.

Toplum aynaya değil, duman perdesine bakıyor.

Ve gerçek görünmediği gibi, görünmek de istenmiyor.

Böylece sessizlik büyüyor.

Bu sessizlik, özgürlüğü boğuyor.

O yüzden artık susmak değil, düşünmek gerek.

Çünkü hakikat, bağıran kalabalıkların ortasında yalnız kaldı.

Ama her karanlık, içinde kendi sabahını taşır.

Yeter ki gözümüzü karanlığa değil, sabaha çevirelim.

 

Not:

Bu yazıdaki bazı düşünsel yaklaşımlar, kamusal tartışma kültürü, gerçekliğin yerini alan imgeler ve modern toplumda aidiyetin zayıflaması gibi konuları ele alan düşünürlerin eserlerinden sadeleştirilerek esinlenmiştir:

Jürgen Habermas, Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü 

Jean Baudrillard, Simülakrlar ve Simülasyon 

Zygmunt Bauman, Akışkan Modernite 

Bu kaynaklar, medya, hakikat ve birey ilişkisini daha derinlemesine düşünmek isteyen okurlar için yol gösterici olabilir.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER