Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Mekin ŞAHİN
Mekin ŞAHİN

Tarih gerçekleri gizlemez   

15 Temmuz’u Anlamak İçin Sonuçlara Değil Sürece Bakmak Gerekir

Darbeler yalnızca bir gecede gerçekleşen askeri kalkışmalar değildir. Her darbenin yıllara yayılan bir hazırlık süreci, onu besleyen siyasal ve toplumsal koşulları, içeride ve dışarıda destek bulan aktörleri vardır. Tarih de darbeleri yalnızca sonuçlarıyla değil, onları hazırlayan süreçlerle birlikte değerlendirir.

Bu nedenle 15 Temmuz 2016 darbe girişimini yalnızca yaşanan birkaç saate indirgemek, tarihsel gerçeğin önemli bir bölümünü görmezden gelmek anlamına gelir. O gece yaşananlar kadar, o geceye nasıl gelindiği de sorgulanmalıdır.

Darbe, Türkiye’nin Bağımsızlığına Yönelik Bir Saldırıydı

15 Temmuz’da hedef alınan yalnızca mevcut hükümet değildi. Hedef, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasal düzeni, halkın iradesi ve ülkenin bağımsızlığıydı.

Darbeyi gerçekleştiren yapı, devletin birçok kurumuna yıllar içinde örgütlenmiş olan FETÖ yapılanmasıydı. Bu konuda Türkiye’de yargı kararları verilmiş, örgüt terör örgütü olarak tanımlanmış ve binlerce mensubu hakkında işlem yapılmıştır.

Ancak darbenin sadece örgütün askeri unsurlarına indirgenmesi, sürecin tamamını açıklamaya yetmez. Asıl tartışılması gereken soru şudur: Bu yapı devletin en kritik kurumlarına nasıl yerleşebildi? Bu sorunun cevabı verilmeden 15 Temmuz’un tam anlamıyla anlaşılması mümkün değildir.

Soğuk Savaş ve “Ilımlı İslam” Politikaları

Soğuk Savaş yıllarında Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere Batılı ülkelerin, Sovyetler

Birliği’nin etkisini sınırlandırmak amacıyla çeşitli ülkelerde dini ve ideolojik yapıları desteklediğine ilişkin çok sayıda akademik çalışma bulunmaktadır.

Bu çerçevede “ılımlı İslam” kavramı da uluslararası ilişkiler literatüründe tartışılan başlıklardan biridir. Bu bağlamda bazı araştırmacılar, Fethullah Gülen hareketinin uluslararası sistem içinde zaman zaman destek gördüğünü ve özellikle eğitim ağları aracılığıyla geniş bir etki alanı oluşturduğunu ileri sürmektedir. Buna karşılık, hareketin doğrudan yabancı istihbarat örgütleri tarafından kurulduğu veya yönetildiği yönündeki iddialar kamuoyunda tartışmalı olup kesin biçimde kanıtlanmış değildir.

Ancak tartışmasız gerçek şudur: FETÖ, yıllar boyunca eğitimden yargıya, emniyetten bürokrasiye kadar devletin çok sayıda kurumunda örgütlenmiş; bu örgütlenme sonunda silahlı darbe girişiminde bulunmuştur.

Büyük Ortadoğu Projesi ve Bölgesel Dönüşüm

11 Eylül saldırılarından sonra Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali, Arap Baharı süreci ve Suriye iç savaşı Ortadoğu’nun siyasal haritasını kökten değiştirmiştir. Bu gelişmeler, bölgede yeni güç dengeleri oluştururken enerji yolları, doğal kaynaklar ve jeopolitik üstünlük mücadelesini de derinleştirmiştir. Türkiye de bu süreçlerden doğrudan etkilenmiştir.

Suriye’de yaşanan gelişmeler, kuzeyde oluşan fiili yapı, terör örgütlerinin güç kazanması ve bölgesel enerji koridorları üzerine yürütülen rekabet, Türkiye’nin güvenlik politikalarını yeniden şekillendirmiştir.

Bu gelişmeler içinde Türkiye’nin Batılı müttefikleriyle yaşadığı görüş ayrılıkları da giderek belirginleşmiştir.

Devlet İçinde Devlet Olmanın Bedeli

FETÖ’nün en büyük başarısı, yalnızca kadrolaşması değil, aynı zamanda bu kadrolaşmanın uzun yıllar boyunca siyasal destek ve toplumsal meşruiyet bulabilmesiydi.

Siyasi iktidar ile FETÖ arasındaki ilişkinin niteliği uzun yıllardır kamuoyunda tartışılmaktadır. Aynı dönemde birçok siyasi aktörün, gazetecinin ve hukukçunun örgütün devlet içindeki yapılanmasına yeterince karşı çıkmadığı da eleştirilmektedir.

Bu nedenle bugün sadece darbe gecesini değil, darbe öncesindeki siyasi tercihleri de sorgulamak tarihsel sorumluluğun gereğidir.

Tarih, sonuçları değil sorumlulukları da yazar Tarih kimseyi siyasal aidiyetine göre yargılamaz. Kimin darbe yaptığı kadar; darbeye giden yolu kimlerin açtığını, devlet kadrolarının kimlere teslim edildiğini, hukuk sisteminin nasıl kullanıldığını, liyakatin nasıl tasfiye edildiğini, toplumun nasıl kutuplaştırıldığını da kaydeder.

Bu nedenle 15 Temmuz yalnızca bir darbe girişimi değildir. Aynı zamanda devlet kurumlarının uzun yıllar boyunca nasıl zayıflatılabildiğinin de acı bir örneğidir.

15 Temmuz Bayram Değil, Demokrasiye Yönelik Bir Saldırının Hatırlanma Günüdür Bayramlar toplumun ortak sevinçlerini temsil eder.

Cumhuriyet Bayramı, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ya da Zafer Bayramı gibi günler ortak başarıların simgesidir.

15 Temmuz ise yüzlerce insanın yaşamını yitirdiği, binlerce insanın yaralandığı, Türkiye’nin ağır bir travma yaşadığı bir gecedir. Bu nedenle bugün, darbenin ve darbeciliğin lanetlendiği; demokrasinin, hukuk devletinin ve milli egemenliğin öneminin yeniden hatırlandığı bir gün olarak değerlendirilmelidir.

Tarih Gizlenemez

Gerçekler bir süre ertelenebilir. Belgeler saklanabilir. Siyasi propaganda geçici başarılar sağlayabilir. Ancak tarih, sonunda bütün aktörleri kendi dönemlerinin koşulları içinde değerlendirir. Hiçbir siyasal iktidar, hiçbir örgüt ve hiçbir dış güç tarihin hükmünden kaçamaz.

Türkiye’nin ihtiyacı yeni kutuplaşmalar değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı; devlet kurumlarının liyakat temelinde yeniden güçlendirildiği, hukukun üstünlüğünün eksiksiz uygulandığı, dış politikada tam bağımsızlığın esas alındığı ve hiçbir dini ya da ideolojik yapının devlet içinde ayrıcalıklı bir güç odağı hâline gelemediği demokratik bir cumhuriyettir. 15 Temmuz’da yaşamını yitiren tüm yurttaşları saygıyla anarken, aynı hataların bir daha yaşanmaması için geçmişin bütün yönleriyle sorgulanmasının ortak sorumluluğumuz olduğunu unutmamalıyız.

Çünkü tarih, gerçeği er ya da geç ortaya çıkarır. Gerçekten kaçanları değil; gerçekle yüzleşenleri haklı çıkarır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER