Hollanda siyasetinde yaklaşık seksen yıla yaklaşan köklü geçmişe sahip İşçi Partisi (PvdA) ile son otuz yılın en etkili çevreci ve ilerici hareketlerinden GroenLinks (Yeşil Sol), artık ortak bir siyasi gelecek inşa ediyor.
2023 seçimlerinde ilk kez ortak listeyle seçime giren iki parti, bugün yalnızca Parlamento’da değil, parti örgütlerinde de birleşme sürecini hızlandırmış durumda. Yapılan kongrelerde alınan kararlarla üyeler, tek bir sosyal demokrat ve yeşil parti çatısı altında birleşmeye büyük çoğunlukla onay verdi. Şimdi gözler, resmen kurulacak yeni partinin adına, programına ve yönetimine çevrilmiş bulunuyor.
Bu gelişme, Hollanda siyaseti açısından sıradan bir parti birleşmesi değildir. Çünkü ülkenin iki önemli siyasi geleneği, onlarca yıllık ayrı yürüyüşün ardından ilk kez aynı çatı altında buluşuyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca yeni bir parti değil, Hollanda solunun yeniden şekilleneceği yeni bir siyasi dönem de başlayacak.
Ben de bu tarihî dönüşümü izlerken, yarım asrı aşan gazetecilik arşivimi yeniden açtım. Yıllar boyunca görüştüğüm İşçi Partisi ve GroenLinks liderleriyle çekilmiş fotoğrafları tek tek önüme koydum. Her biri bana yalnızca bir röportajı ya da bir haberi değil, Hollanda siyasetinin değişen yüzünü de yeniden hatırlattı.
Belki genç kuşaklar için bugün yaşananlar, sadece iki partinin birleşmesinden ibaret görünebilir.
Ama benim kuşağım için bunun anlamı çok daha büyüktür.
Çünkü PvdA denildiğinde akla yalnızca bir siyasi parti gelmez.
Aynı zamanda Hollanda’daki Türk toplumunun yarım asırlık göç hikâyesi gelir.
İlk sendikal mücadeleler…
İlk belediye meclis üyeleri…
İlk milletvekilleri…
Göçmenlerin hak arayışları…
Ayrımcılıkla mücadele…
Vatandaşlık tartışmaları…
Bütün bu süreçlerde İşçi Partisi’nin adı hep bir şekilde vardı.
GroenLinks ise daha sonraki yıllarda özellikle çevre, insan hakları ve özgürlükler ekseninde yükselerek Hollanda siyasetinin vazgeçilmez aktörlerinden biri hâline geldi.
Bugün bu iki siyasi gelenek tek çatı altında buluşuyor.
Yeni parti için öne çıkan isim artık belli oldu: “Progressief Nederland” (İlerici Hollanda).
Şimdi gelin, bu tarihî birleşmenin arkasındaki isimleri ve yarım asırlık siyasi yolculuğu birlikte hatırlayalım.
TÜRKLERİN HOLLANDA’DAKİ İLK SİYASİ EVİ İŞÇİ PARTİSİ OLMUŞTU
1960’lı ve 1970’li yıllarda Hollanda’ya gelen Türk işçilerinin büyük bölümü fabrikalarda çalışıyordu.
Sendikalarla tanıştılar.
İşçi hareketleriyle tanıştılar.
Sosyal devlet anlayışıyla tanıştılar.
Ve doğal olarak yolları çoğu zaman İşçi Partisi ile kesişti.
O yıllarda Türklerin Hollanda siyasetine açılan ilk kapısı büyük ölçüde İşçi Partisi oldu.
O yıllarda birçok Türk için PvdA yalnızca bir siyasi parti değildi.
Kendilerini dinleyen ilk siyasi adreslerden biriydi.
İşçi haklarını savunuyordu.
Sosyal konutları savunuyordu.
Göçmenlerin sorunlarını gündeme getiriyordu.
Bu nedenle Hollanda Türk toplumunun siyasal hafızasında PvdA’nın özel bir yeri vardır.
DEN UYL DÖNEMİNİ YAŞAYANLAR HATIRLAYACAKTIR

Bugünkü gençler için Joop den Uyl, belki tarih kitaplarında kalan bir isimdir.
Ama benim kuşağım için öyle değildir.
Den Uyl, Hollanda’nın en etkili başbakanlarından biriydi.
Sosyal devletin güçlenmesinde önemli rol oynadı.
İşçilerin haklarını savundu.
Gelir dağılımındaki adaletsizlikleri azaltmaya çalıştı.
Benim de kendisiyle çeşitli dönemlerde karşılaşmalarım oldu.
Fotoğraflarımız var.
Hatıralarımız var.
O yılların Hollanda’sında siyasetçiler ile halk arasındaki mesafe bugünkü kadar büyük değildi.
Bir gazeteci olarak pek çok siyasi lideri yakından izleme fırsatı buldum.
Den Uyl da bunların en önemlilerinden biriydi.
Bugün PvdA’nın tarih sahnesinden çekildiğini görmek, ister istemez o yılları da hatırlatıyor.
BİR PARTİDEN DAHA FAZLASIYDI
PvdA’nın tarihinde Türk kökenli siyasetçilerin de önemli bir yeri oldu.
Yerel yönetimlerden parlamentoya kadar birçok Türk kökenli siyasetçi bu partide görev yaptı.
Bazıları belediye meclislerine girdi.
Bazıları milletvekili oldu.
Bazıları bakanlık görevlerine kadar yükseldi.
Bu nedenle PvdA’nın hikâyesi aynı zamanda Hollanda Türklerinin siyasal yükseliş hikâyesinin de bir parçasıdır.
Birçok Türk ailesinin evinde seçim dönemlerinde PvdA afişleri asılırdı.
Parti toplantılarına gidilirdi.
Mahallelerde kampanyalar yürütülürdü.
Bugün bunları hatırlayan on binlerce insan hâlâ hayattadır.
(Türk siyasetçilerin Hollanda tarihindeki yerini, yarın sizlere büyük bir dosya halinde sunacağım.)
PEKİ NEDEN BİRLEŞİYORLAR?
Aslında cevap basit.
Çünkü Hollanda siyaseti değişti.
Toplum değişti.
Seçmen tercihleri değişti.
PvdA yıllar içinde büyük oy kayıpları yaşadı.
Bir zamanların iktidar partisi küçüldü.
Yeşil Sol da tek başına beklediği büyüklüğe ulaşamadı.
Sonunda iki parti güçlerini birleştirmeye karar verdi.
Ancak görünen o ki, bu birleşme herkes tarafından coşkuyla karşılanmıyor.
De Telegraaf’ın haberine göre parti içinde ciddi endişeler var.
Bazı eski yöneticiler, yeni partinin giderek daha ideolojik ve daha radikal bir çizgiye kaymasından korkuyor.
Özellikle eski liderlerden Ad Melkert ve bazı deneyimli isimler, geleneksel sosyal demokrat çizginin zayıflayabileceğini düşünüyor.
“YEŞİL SOLLAŞMA” ENDİŞESİ
Parti içinde kullanılan en dikkat çekici ifade “GroenLinksificatie” yani “Yeşil Sollaşma” oldu.
Yani partinin giderek tamamen Yeşil Sol karakterine bürünmesi.
Bazı eski PvdA’lılara göre yeni yapı, işçi sınıfından uzaklaşıp daha çok büyük şehirlerin eğitimli ve ideolojik seçmenlerine yöneliyor.
Bu eleştiri son yıllarda Avrupa’nın birçok ülkesindeki sosyal demokrat partiler için de dile getiriliyor.
Eskiden fabrikaların partisi olan hareketlerin, bugün üniversite kampüslerinin partisine dönüştüğü iddia ediliyor.
Tartışmanın özü de burada yatıyor.
TÜRK SEÇMENLER NE DÜŞÜNECEK?
Bu soru özellikle önem taşıyor.
Çünkü Hollanda’daki Türk seçmenlerin önemli bir bölümü yıllar boyunca PvdA ile yakın ilişki kurdu.
Şimdi ise karşılarında yeni bir isim var.
Yeni bir teşkilat var.
Yeni bir liderlik anlayışı var.
Bu değişimin Türk seçmen üzerindeki etkisini zaman gösterecek.
Ancak şurası kesin:
Birçok kişi oy pusulasında artık PvdA ismini göremeyecek olmanın duygusunu yaşayacak.
SADECE BİR PARTİ DEĞİL, BİR HATIRA DA TARİHE KARIŞIYOR
Bugün yaşanan olay yalnızca bir parti birleşmesi değildir.
Bir dönemin kapanışıdır.
Den Uyl’ların.
Wim Kok’ların.
Wouter Bos’ların.
Sosyal devlet tartışmalarının.
Sendika salonlarındaki heyecanın.
İşçi mahallelerindeki seçim kampanyalarının.
Ve Hollanda’ya yeni gelmiş Türk işçilerinin umut bağladığı yılların bir bölümü tarihe karışıyor.
Elbette siyaset devam edecek.
Yeni partiler kurulacak.
Yeni liderler çıkacak.
Yeni mücadeleler yaşanacak.
Ama bazı isimler vardır ki, sadece bir siyasi hareketi değil, bir dönemi temsil eder.
PvdA da işte o isimlerden biridir.
Bu nedenle bugün Hollanda siyasetinde yeni bir sayfa açılırken, birçok Türk göçmen ailesinin hafızasında da eski bir albümün sayfaları yeniden çevriliyor.
Ve o albümlerin bir köşesinde, Joop den Uyl ile çekilmiş eski fotoğraflar hâlâ duruyor.
İŞÇİ PARTİSİ LİDERLERİ VE KISA ÖZGEÇMİŞLERİ:

JOOP DEN UYL
İşçi Partisi’nin unutulmaz liderlerinden Joop den Uyl, yalnızca Hollanda siyasetinin değil, ülkedeki göçmen toplumların hafızasında da özel bir yere sahiptir. 1970’li yıllarda sosyal devlet anlayışını güçlendiren politikalarıyla tanınan Den Uyl, Türkiye’den Hollanda’ya gelen işçilerin en yoğun olduğu dönemde eşitlik, sosyal adalet ve dayanışma ilkelerini savunan bir siyasetçi olarak öne çıktı. Bugün birçok Türk ailesi, o yılların sosyal politikalarını hâlâ saygıyla hatırlamaktadır.
WIM KOK
Sendikacılıktan başbakanlığa uzanan örnek bir siyasi kariyere sahip olan Wim Kok, İşçi Partisi’nin en başarılı liderlerinden biri olarak kabul edilir. Uzlaşmacı üslubu, ekonomik istikrarı sosyal politikalarla dengeleme çabası ve toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren yaklaşımı sayesinde uzun yıllar geniş destek gördü. Hollanda’nın Avrupa’daki saygın konumunun güçlenmesinde ve ekonomisinin istikrarlı büyümesinde önemli pay sahibi olan Kok, Türk toplumunun da yakından tanıdığı ve saygı duyduğu isimlerden biri oldu. Avrupa’nın en uzun süre görev yapan başarılı başbakanlarından biri olarak kabul edildi.
DIEDERIK SAMSOM
İşçi Partisi’nin daha yakın dönemdeki liderlerinden Diederik Samsom ise çevre, enerji dönüşümü ve sosyal eşitlik konularını siyasetin merkezine taşıyan isimlerden biri oldu. Göçmen kökenli vatandaşlarla kurduğu yakın diyalog ve toplumsal bütünleşmeye verdiği önem, Türk toplumunda da olumlu karşılık buldu. Parti oy kaybetse de, Samsom’un özellikle iklim politikaları ve Avrupa vizyonu, Hollanda siyasetinde kalıcı iz bırakan çalışmalar arasında yer aldı.
WOUTER BOS
İşçi Partisi’ni 2000’li yıllarda yeniden ayağa kaldıran isimlerin başında Wouter Bos geldi. Genç, dinamik ve halkla kolay iletişim kurabilen siyaset tarzıyla kısa sürede ülkenin en popüler politikacılarından biri oldu. Maliye Bakanlığı döneminde özellikle 2008 küresel ekonomik krizinde sergilediği soğukkanlı yönetim, Hollanda’nın krizi daha az hasarla atlatmasına önemli katkı sağladı. Türk toplumuyla da her zaman yakın ilişkiler kuran Bos, göçmen kökenli seçmenlerin güvenini kazanmayı başaran İşçi Partili liderler arasında özel bir yere sahip oldu.
FRANS TİMMERMANS
Bugün PvdA ile GroenLinks’in ortak lideri olarak öne çıkan Frans Timmermans, yalnızca Hollanda siyasetinin değil, Avrupa siyasetinin de en tanınmış isimlerinden biridir. Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcılığı ve Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın mimarlarından biri olarak uluslararası alanda önemli görevler üstlendi. Avrupa Komisyonu’ndaki görevinin ardından yeniden Hollanda siyasetine dönerek birleşme sürecinin siyasi yüzü oldu. Avrupa vizyonu, güçlü hitabeti ve diplomatik birikimiyle tanınan Timmermans, bugün iki partiyi tek çatı altında buluşturan sürecin en önemli mimarı olarak öne çıkıyor.
YEŞİL SOL (GROENLİNKS) CEPHESİ

PAUL ROSENMÖLLER (1994–2002)
GroenLinks’in en etkili liderlerinden biri olan Paul Rosenmöller, partiyi ulusal siyasetin güçlü muhalefet aktörlerinden biri hâline getirdi. Sosyal adalet, insan hakları ve çevre politikalarını ön plana çıkaran Rosenmöller, etkili hitabeti ve kararlı duruşuyla uzun yıllar Hollanda siyasetinin en saygın isimleri arasında yer aldı.
FEMKE HALSEMA (2002–2010)
Femke Halsema, GroenLinks’e daha özgürlükçü ve yenilikçi bir siyaset anlayışı kazandıran lider olarak tanındı. Bireysel hak ve özgürlükler, demokrasi ve hukuk devleti konularındaki çalışmalarıyla dikkat çekti. Bugün Amsterdam Belediye Başkanı olarak görev yapan Halsema, Hollanda’nın en tanınan kadın siyasetçileri arasında bulunuyor.
JOLANDE SAP (2010–2012)
Ekonomi ve sürdürülebilir kalkınma alanındaki uzmanlığıyla tanınan Jolande Sap, GroenLinks’in çevre politikalarını sosyal adalet anlayışıyla birleştirmeye çalıştı. Kısa süren liderliği boyunca özellikle iklim politikaları ve ekonomik reformlar konusunda önemli çalışmalar yürüttü.
BRAM VAN OJIK (2012–2015)
Diplomat kökenli Bram van Ojik, uluslararası ilişkiler ve kalkınma politikalarındaki deneyimini GroenLinks’e taşıdı. İnsan hakları, mülteci politikaları ve dış politika konularındaki çalışmalarıyla öne çıkan Van Ojik, sakin kişiliği ve uzlaşmacı yaklaşımıyla partide saygın bir lider olarak görev yaptı.
JESSE KLAVER (2015–2023)
Genç yaşta GroenLinks liderliğine seçilen Jesse Klaver, partinin son yıllardaki yükselişinin simge isimlerinden biri oldu. Enerjik üslubu, güçlü hitabeti ve özellikle iklim değişikliği, sosyal eşitlik ve Avrupa iş birliği konularındaki çalışmaları sayesinde genç seçmenlerin büyük desteğini kazandı. 2023 yılında İşçi Partisi ile kurulan ortaklığın da en önemli mimarlarından biri oldu.
Ben yukarıdaki isimlerin büyük bölümüyle aynı masada oturdum, röportaj yaptım, seçim gecelerini birlikte izledim. Bugün kullandığım fotoğraflar da o yılların canlı tanıklarıdır.
İşte bugün, bu iki köklü siyasi geleneğin yolları artık tamamen birleşiyor. PvdA’nın sosyal demokrat mirası ile GroenLinks’in çevreci ve ilerici siyaseti, tek bir çatı altında yeni bir sayfa açmaya hazırlanıyor.
PEKİ, YENİ PARTİDE TÜRKLERİN YERİ NE OLACAK?
Asıl önemli soru da burada başlıyor.
Yaklaşık altmış yıllık göç tarihinde Hollanda’daki Türk toplumu, yerel siyasetten ulusal parlamentoya kadar önemli bir temsil gücü oluşturdu. İlk belediye meclis üyelerinden ilk milletvekillerine, ilk devlet sekreterlerinden bakanlara kadar uzanan bu başarı hikâyesinin önemli bir bölümü, yıllar boyunca İşçi Partisi çatısı altında yazıldı.
Şimdi ise yeni bir dönem başlıyor.
PvdA ile GroenLinks’in tek çatı altında birleşmesi, yalnızca iki partinin birleşmesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Türk kökenli siyasetçiler için de yeni bir siyasi sınavın başlangıcını oluşturuyor.
Yeni partinin yönetiminde ne kadar Türk kökenli siyasetçi yer alacak?
Milletvekili listelerinde bugüne kadarki temsil gücü korunabilecek mi?
Yerel yönetimlerde yıllar içinde oluşan siyasi birikim yeni partiye aynı ölçüde taşınabilecek mi?
Yoksa yeni yapılanma, Türk toplumunun siyaset içindeki ağırlığını azaltan bir sürece mi dönüşecek?
Bu soruların cevabını zaman verecek.
Ancak bir gerçek değişmeyecek:
Hollanda’da yaşayan Türkler artık yalnızca seçmen değil; belediye başkanları, milletvekilleri, bakanlar, parti yöneticileri ve kanaat önderleri yetiştiren köklü bir siyasi güce dönüşmüş durumdadır.
Bu nedenle kurulacak yeni partinin başarısı da, başarısızlığı da, Türk toplumunun bu yeni yapılanma içinde ne ölçüde temsil edileceğiyle yakından ilişkili olacaktır.
Ben de bu tarihî değişimi vesile bilerek, Hollanda siyasetine damga vurmuş Türk kökenli siyasetçilerin yarım asırlık hikâyesini, belgeleri ve fotoğraflarıyla birlikte ayrı ve kapsamlı bir dosyada az sonra okurlarımla paylaşacağım.
Çünkü yeni bir parti doğarken, o noktaya nasıl gelindiğini anlatan geçmiş de unutulmamalıdır.
HOLLANDA’DAKİ DİĞER ÜNLÜ POLİTİKACILAR
İşçi Partisi ve Yeşil Sol, Hollanda siyasetinin en önemli yapı taşları arasında yer aldı. Ancak Hollanda’nın siyasi tarihini yalnızca bu iki partiyle anlatmak mümkün değildir.
Yarım asrı aşan gazetecilik hayatım boyunca, farklı siyasi görüşlerden pek çok başbakan, parti lideri ve bakanla görüşme, röportaj yapma ve çalışmalarını yakından izleme fırsatı buldum.

Bu isimlerin başında, Hıristiyan Demokrat hareketin unutulmaz liderlerinden Dries van Agt gelir. Van Agt, yalnızca başbakanlığı dönemindeki devlet adamlığıyla değil, emeklilik yıllarında ortaya koyduğu cesur tavrıyla da hafızalarda yer etti..
Özellikle yaşamının son döneminde İsrail-Filistin meselesi konusunda yaptığı açıklamalar, Hollanda’da ve uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Başbakanlığı sırasında dile getirmediği eleştirileri, emeklilik yıllarında açık bir dille ifade etti. İsrail hükümetini ve Binyamin Netanyahu’nun politikalarını sert biçimde eleştirdi; Filistin halkına yönelik uygulamaları insan hakları açısından ağır sözlerle kınadı. Bu çıkışları, birçok kişiyi olduğu gibi beni de şaşırtmıştı.
Van Agt ile ilgili unutamadığım bir hatıram da vardır.
1974 yılında kurulan Ecevit-Erbakan koalisyonu döneminde Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın Hollanda ziyareti sırasında ben de Başbakanlık’taydım. Şevket Kazan içeri girer girmez, Dries van Agt kendisini kapıda karşıladı. Elini sıktıktan sonra beni işaret ederek gülümseyerek şöyle dedi:“Bak, bu adama dikkat et… Bu adam buradaki Türkler’in babasıdır.”
Bu söz, beni elbette mahcup etmişti. Ama aynı zamanda Van Agt’ın, Hollanda’daki Türk toplumunu ve onların sesi olmaya çalışan gazetecileri ne kadar yakından tanıdığını da gösteriyordu.
Yıllar sonra emeklilik döneminde sergilediği ilkeli duruşu gördüğümde, o günkü sıcak ve samimi tavrını yeniden hatırladım.
Bugün Dries van Agt artık aramızda değil. Ama gerek devlet adamlığı, gerekse hayatının son döneminde insan hakları konusunda gösterdiği cesur duruş ve hafızamda yer eden bu sıcak hatırası, onu benim için Hollanda siyasetinin unutulmaz isimlerinden biri yapmıştır.

Hayatının son sayfası da en az siyasi yaşamı kadar dikkat çekiciydi.
Van Agt ile yarım asrı aşkın süredir hayat arkadaşı olan eşi Eugenie van Agt-Krekelberg, uzun süredir ciddi sağlık sorunları yaşıyordu. Her ikisinin de sağlık durumunun geri dönülmez noktaya ulaşmasının ardından, Hollanda’daki yasal ötenazi süreci işletildi ve gerekli tıbbi değerlendirmeler tamamlandı.

RUUD LUBBERS

On iki yıla yaklaşan başbakanlığıyla Hollanda tarihine damga vuran Ruud Lubbers gelir. Ülkesinin ekonomik dönüşümüne yön veren Lubbers, yalnızca Hollanda’da değil, Avrupa siyasetinde de büyük saygı gören bir devlet adamıydı. Daha sonra Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği görevini üstlenmesi de uluslararası ağırlığının bir göstergesiydi. Arşivimde, kendisiyle yaptığım görüşmelerden ve birlikte bulunduğumuz toplantılardan kalan çok değerli hatıralar bulunmaktadır.
HANS WİEGEL

Liberal siyasetin unutulmaz isimlerinden Hans Wiegel, etkileyici hitabeti, nüktedan üslubu ve halkla kurduğu güçlü bağ sayesinde yalnızca VVD’nin değil, Hollanda siyasetinin de efsane isimlerinden biri olarak kabul edilir. Muhalefette de iktidarda da ağırlığını hissettiren Wiegel, yıllarca siyaset sahnesinin en etkili aktörlerinden biri oldu.
ED NİJPELS

Liberal çizginin önemli isimlerinden Ed Nijpels de bakanlık görevleri ve özellikle çevre politikalarındaki çalışmalarıyla uzun yıllar Hollanda kamuoyunda etkili oldu. Uzlaşmacı yaklaşımı ve yönetim tecrübesiyle farklı dönemlerde önemli sorumluluklar üstlendi.
MARK RUTTE

Son yılların en etkili isimlerinden Mark Rutte ise yaklaşık on dört yıl süren başbakanlığıyla Hollanda tarihinin en uzun süre görev yapan liderlerinden biri oldu. Koalisyon yönetimindeki başarısı ve Avrupa siyasetindeki etkin rolüyle yalnızca Hollanda’nın değil, Avrupa’nın da tanınan devlet adamları arasına girdi.
Benim gazetecilik arşivimde bu isimlerin hemen hepsiyle yapılmış röportajlar, sohbetler ve birlikte çekilmiş fotoğraflar bulunuyor. Yıllar boyunca onları yalnızca uzaktan izleyen bir gazeteci olmadım; aynı masalarda oturdum, seçim gecelerini takip ettim, başarılarına da krizlerine de tanıklık ettim. Bu nedenle Hollanda siyasetinin son yarım yüzyılını anlatırken yalnızca partileri değil, o döneme damga vuran devlet adamlarını da anmayı bir görev biliyorum.
**************
Değerli Okurlarım,
Bugün, Hollanda solunun iki köklü partisinin birleşme sürecini ele aldım.
Yarın sözü, o partilerin içinde yarım asır boyunca iz bırakan Türk kökenli siyasetçilerin başarı hikâyesine birlikte bakacağız.































