Bugün Adana’nın iki önemli ilçesi olan Seyhan ve Ceyhan’da yalnızca belediye meclisleri toplanmıyor. Bugün, demokrasiye dair inancın, milli iradeye duyulan saygının ve siyasal etiğin samimiyetle sınandığı bir gün.
Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ve Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, bir itirafçının iddiaları sonrası gözaltına alındı, ardından tutuklandı. İçişleri Bakanlığı’nın geçici görevden uzaklaştırma kararıyla birlikte iki koltuk boşaldı. Şimdi bu iki ilçede belediye meclisleri yeni bir başkan vekili seçecek. Ancak bu yalnızca bir prosedür değil; bu seçim, siyasi etik ve demokratik ilkelere duyulan bağlılığın testi niteliğinde.
Çünkü her iki belediye başkanı da halkın oyuyla, sandıktan çıkarak görevlerine gelmişti. Onların yokluğunda seçilecek isimlerin de halkın tercih ettiği partiden, yani CHP’den olması hem anayasanın ruhuna, hem de demokrasi anlayışına uygundur. Zira belediye meclis üyelikleri oranı da bunu mümkün kılmaktadır.
Bu noktada top şimdi Cumhur İttifakı’nda. Özellikle de “milli irade” vurgusunu her fırsatta yineleyen AK Parti’de.
Eğer AK Parti gerçekten milli iradeye saygı duyuyorsa, bugünkü oylamada aday çıkarmayacak ve CHP’nin göstereceği isimleri destekleyecektir. Bu, halkın oyuyla seçilen başkanların yokluğunda, halkın temsilcilerinin iradesine saygı göstermek anlamına gelir.
Ancak eğer AK Parti ve ortakları bugünkü oylamada kendi adaylarını çıkarır, bir güç gösterisine soyunursa, o zaman uzun yıllardır tekrar edilen “milli irade” ve “demokrasi” söylemlerinin içi boş birer slogan olduğu da ortaya çıkacaktır.
Bugün verecekleri karar, şu sorunun da yanıtı olacak:
Demokrat bir AK Parti mi? Yoksa partisel hesapları millet iradesinin önünde tutan bir AK Parti mi?
Karar onların. Biz ise sonucu, oylama tamamlandığında hep birlikte göreceğiz.
Eski Türkiye’de siyasetçinin hoşgörüsü ve sanatçının duyarlılığı
Levent Kırca anlatıyor…
Sene 1990’lar. Sert bir kış. Yenikapı’daki Hürriyet Çadırı çökmüş, oyunlar durmuş. Tiyatronun devam etmesi için büyük bir para gerekiyor.
Kırca, dönemin başbakanı Süleyman Demirel’den randevu alıyor. Amacı, bir banka kredisinin önünü açtırmak. Ama Demirel bambaşka bir şey yapıyor. Cebinden, kendi hesabından, karşılıksız para teklif ediyor. Hem de o günün parasıyla 1 trilyon lira civarında…
“Al bu parayı,” diyor. “Geri vermene de gerek yok. Yeter ki tiyatro devam etsin.”
Kırca ise kibarca reddediyor. Endişesi çok net:
“Bu parayı alırsam, seni özgürce eleştiremem.”
Siyasetçinin cevabı, bugünün ruhuna hiç benzemiyor:
“Bugüne kadar beni yerin dibine soktun; mani mi olduk?”
Bir düşünün… Devletin zirvesindeki bir isim, mizahın hedefinde olan bir sanatçıya sadece tahammül göstermiyor; onu yaşatmak için çabasını, cebini ortaya koyuyor. Karşılıksız. Şartsız.
Bugün bunu hayal bile etmek zor.
Şimdinin siyasi ikliminde bir oyun, bir karikatür, bir sahne repliği dahi davalık olabiliyor. Sanatçı, bir şey söylemeden önce iki kez düşünüyor; kimi zaman sadece düşündüğü için bile hedef haline geliyor.
Levent Kırca’nın anlattığı bu anı sadece kişisel bir vefa öyküsü değil. Aynı zamanda bir dönemin insanlık kalitesine, devlet terbiyesine, siyaset anlayışına tutulmuş aydınlık bir ayna.
Birbirine zıt görüşlerde olabiliriz. Ama aynı ülkenin havasını soluyor, aynı geleceğe inanmak istiyoruz. Fikir farklılıkları nefret değil, zenginliktir. Mizah, eleştiri, sanat, siyasetçinin önünü kesmek için değil; toplumu aynada kendisiyle yüzleştirmek için vardır.
Ve bu yüzleşmeye en çok da siyasetçi tahammül edebilmelidir.
Demirel’in yaklaşımı, yalnızca bir hoşgörü örneği değil; aynı zamanda güçlü bir demokrasinin nasıl ayakta kalabildiğinin göstergesidir. Kendisine yapılan sert eleştirileri bile “oyunun bir parçası” olarak görmüş; devletin gücünü, sanatçıyı susturmak için değil, desteklemek için kullanmıştır.
Bugün ise bırakın maddi destek vermeyi, sanatçının söylediklerinden rahatsız olanlar, hemen yargıya, sosyal linçe, yasaklara sarılıyor.
Ne sanatçının eli özgür, ne izleyicinin kafası rahat.
Levent Kırca’nın, “Böyle bir para sizi eleştirmeme engel olur” diyerek trilyonluk yardımı reddetmesi ise başlı başına bir erdemdir. Sanatçının dik duruşudur bu. Kırca’nın da dediği gibi, bugün olsa birçoğu içeriği bile sormadan o parayı cebine indirirdi. Üstelik bir daha da eleştiri yapamazdı.
Böylesi anılar bize sadece geçmişi değil, kaybettiklerimizi de hatırlatıyor.
Nezaketi. Hoşgörüyü. Devlet aklını. Sanata duyulan saygıyı.
Ve en çok da, bu ülkenin aslında ne kadar güzel bir yer olabileceğini…
Ne olurdu, bugün de biraz o “eski Türkiye”nin zarafetinden taşısaydık.
Ne olurdu, hoşgörü yeniden bu topraklara uğrasaydı.
Belki de o zaman, bu ülke gerçekten bir yeryüzü cenneti olurdu.
İşte Levent Kırca’nın ağzından o anı
“Süleyman Demirel Başbakan.
‘Gereği Düşünüldü’ isimli bir müzikal oynuyoruz.
Yer yerinden oynuyor. İnanılmaz ilgi görüyor.
Yenikapı’daki Hürriyet Çadırı’nda günde 3.500 kişiye oynuyoruz.
Sert bir kış; çok kar yağdı.Çadırın bir kısmı çöktü.
Oyunlar durdu.Çadırı onarıp yeniden başlamam lazım! Ancak para gerekiyor.Kredileri de bankalar
bu kadar kolay vermiyor.’
Başbakan Süleyman Demirel’den randevu aldım.
Kendisiyle Başbakanlık Konutu’nda buluştuk.
Durumu anlattım.
“Yardımcı olun da, bir bankadan kredi çekeyim!’ dedim.
Dedi ki:
‘Kredi çekersen ezilirsin, üzülürsün.Müsaade edersen bu parayı sana ben ödeyeyim. Geri vermene de gerek yok.”
Telefonu kaldırdı. Kalem-i Mahsus Müdürü’ne,
‘Bana çek defterimi getir’ dedi.
Söz konusu paranın miktarı, o günkü 1 trilyon, ( bu günün 1 milyonu) civarında İdi.
Süleyman Bey’le karşılıklı oturuyoruz. Çaylarımızı yudumluyoruz ve çek defterinin gelmesini bekliyoruz. Ben düşünüyorum.Ve kararımı verdim!
Süleyman Demirel’e dedim ki:
‘Eğer darılmazsanız; ben bu parayı sizden alamam.”
“Neden?’ dedi.
‘Ben sizinle aynı görüşte değilim. Üstelik böyle bir para sizi eleştirmeme mani olur..!
Demirel bana:
‘Bugüne kadar oynadın. Beni yerin dibine soktun; sana mani mi olduk? Al parayı git gene oyna” dedi.
Nezaketine teşekkür ettim. Parayı almadan Başbakanlık Konutu’nu terk ettim.
Kardeşi Hacı Ali Demirel’i arayıp bu davranışımdan ötürü, bana hayran kaldığını belirtmiş.
Daha sonraki yıllarda eşi Nazmiye Hanım’la gelip bütün oyunlarımızı seyretti. Açtığım tiyatroların açılışlarını yapıp, kurdelesini kesti.
Farklı bir hoşgörüye sahipti.Birkaç kez hastalanıp hastaneye yattım.Beni ilk arayan o oldu. Oynadıklarım, ona karşı eleştirilerim nedeniyle ne bana dokundu ne de yasaklama getirdi.
Dahası cumhurbaşkanıyken, ‘Olacak O Kadar’ programı için ‘Türkiye’nin gerçeklerini yansıttı ve ülke gündemine katkı sağladı’ diyerek beni
‘Devlet Sanatçısı’ yaptı.”
Mevlüt Abinin Not Defteri
“Demokrasi mi? O da kim?”
Bugün Seyhan’da da Ceyhan’da da seçim var. Yok öyle milletin gidip oy kullandığı türden değil, belediye meclislerinde başkan vekili seçecekler. Asıl başkanlar içeri alındı, yerine biri bakacak. E hani derler ya, “yerine bakacak adam da halkın seçtiği partiden olsun” diye… Hah işte, mesele tam da burada başlıyor.
Oya Tekin’di, Kadir Aydar’dı, halk seçti mi? Seçti. Sandıktan CHP çıktı mı? Çıktı. E o zaman şimdi yerine biri seçilecekse, o da CHP’den olur, olur da olur. Bu kadar net.
Ama işte bizde siyaset biraz yokuş sever. “Milli irade” dendi mi mangalda kül bırakılmaz ama sıra gereğini yapmaya geldi mi herkes lal kesilir.
Şimdi gözümüz AK Parti’de.
Yahu siz her fırsatta “sandık, sandık” demiyor muydunuz?
Her kürsüde “milli iradeye saygı” diye bangır bangır bağırmıyor muydunuz?
E buyurun size fırsat.
Bugün Seyhan ve Ceyhan’da aday çıkarmayıverin de görelim samimiyetinizi. CHP aday göstersin, siz de destek verin. Sandığa ve millete bir selam çakın.
Ama yok…
Eğer yine “biz güçlüyüz, biz alırız, biz yaparız” derseniz…
Eğer partinin menfaati halkın tercihinin önüne geçerse…
O zaman o her konuşmanızda süslediğiniz “demokrasi” kelimesi, vitrine koyduğunuz ama içi boş bir kutudan farksız kalır.
Bugün test günü.
Demokrat mısınız gerçekten, yoksa işinize geldiğinde mi demokrasicisiniz?
Milli iradeye mi saygınız var, yoksa sadece sizin kazandığınız irade mi “milli”?
Valla Mevlüt Abi olarak ben bekliyorum.
Karar sizin.
Ama unutmayın, bugün Seyhan’da da, Ceyhan’da da sadece vekil seçilmiyor.
Sizin demokrasi karneniz de notlanıyor.
Kalın sağlıcakla, iradenin kıymetini bilenlerle.


