Bugün Türkiye’nin en derin ve yakıcı sorunu ekonomik kriz değildir. Enflasyon, işsizlik, yoksulluk elbette ciddi meselelerdir, ancak bunların da ötesinde bir sistemsel krizle karşı karşıyayız: Adalete güvenin sarsılması.
Toplumun vicdanında günbegün büyüyen bu yara, sadece vatandaşın devletine duyduğu güveni değil, aynı zamanda bu ülkenin geleceğine duyduğu inancı da aşındırıyor. Çünkü adalet, bir toplumun temelidir. Hukukun üstünlüğünün olmadığı yerde hak arama inancı yok olur, liyakat biter, özgürlükler tehdit altına girer ve sonuç olarak toplumsal barış da büyük risk altına girer.
Bu kriz yalnızca Türkiye’nin iç meselesi değildir. Bugün yabancı yatırımcıların Türkiye’den uzak durmasının en önemli nedenlerinden biri, hukuk sistemine duyulan güvensizliktir. Sermaye, öngörülebilirliğe ihtiyaç duyar. Yatırımcı, bir ülkede mahkemelerin bağımsız çalışmadığını, siyasi baskılarla karar alındığını gördüğünde oraya adım atmaz. Çünkü bilir ki, malı da hakkı da bir gecede gasp edilebilir.
Adaletin olmadığı yerde güven olmaz, güvenin olmadığı yerde istikrar olmaz, istikrarın olmadığı yerde kalkınma asla olmaz!
Bu sebeple diyoruz ki: Türkiye’yi yeniden inşa edeceksek, işe önce adaleti yeniden inşa ederek başlamalıyız. Bağımsız, tarafsız, şeffaf bir yargı sistemi tesis edilmeden, bu ülkenin ne ekonomisi düze çıkar ne de toplumsal huzuru sağlanabilir.
Adalet, bir gün herkese lazım olacak. Ama o gün gelmeden biz, bugünden adalet için, hep birlikte ses yükseltmek zorundayız!






























