26 yıl önce bir gecede binlerce ev yıkıldı, binlerce hayat yarım kaldı.
Gölcük’te, Yalova’da, Sakarya’da, İstanbul’da…
Türkiye’nin yüreği o gün sarsıldı.
Unutmadık, unutmayacağız.
Kaybettiklerimizi rahmetle anıyor, geride kalanlara sabır diliyoruz. Depreme değil, ihmale yenildik…
Bir daha yaşamamak dileğiyle.
Bu ülkede çocuklar uyuşturucudan ölüyor…
Aileler kirasını ödeyemiyor…
Emekliler pazarın kenarında çürük meyve seçiyor…
Gençler hayal kuramıyor…
İşçiler sesini çıkarınca kapının önüne konuluyor…
Her gün kaybolan çocuklar var…
Her gün intihar edenler, iflas edenler, susturulanlar var…
Ama biz…
Biz hâlâ ünlüleri konuşuyoruz.
Kimin ne dediğini, kimin ne giydiğini, kimin kime laf soktuğunu.
Gerçek acılar sessiz…
Gerçek meseleler yalnız…
Bu topraklarda insanlar ağlarken, Gündem hâlâ sahte kahkahalarda boğuluyor.
Bu suskunluk bizim çöküşümüzdür.
Gerçekleri konuşmazsak, bir gün gerçek bizi yutacak.
Yalan sadece bir kelime değil…
O, çocuğun aç kalmasının, gencin işsizliğinin, adaletin çürümesinin sebebi.
Ve biz bu yalana alıştık.
Alıştıkça da çürüdük.
Artık ne talana öfke var, ne yalana tepki…
Bir toplum, yalanla yaşamayı öğrendiyse, geleceğini kaybetmiş demektir.






























