Türkiye’nin cennet köşelerini küle çeviren yangın felaketi, dünyanın farklı yerlerindeki orman ve yerleşim yerlerini de yok ediyor. Özellikle son 10 yılda, dünya genelinde her yıl artan sıcaklık değerleri başta yangınlar olmak üzere, kuraklık, ani ve şiddetli yağışlar, seller, hortumlar, kasırgalar ve ekstrem doğa olaylarını tetiklemiş durumda. Hızlı nüfus artışı, yüksek miktarda sera gazı salımı, betonlaşma ve karbondioksit gazındaki artış, atmosferin ısı dengesini olumsuz etkilerken, binlerce yıldır var olan dengeleri de altüst etti. Öyle ki, dünya genelinde adeta ekolojik yıkım yaşandığı, bu alanda çalışan tüm uzmanların ortak görüşü.
YOLUN SONU MU?
Milliyet’ten Mert İnan’ın haberine göre doğal afetler karşısında birçok kişi “Artık yolun sonuna mı geldik?” sorusunu yöneltirken, durumun vahameti, uzmanların hazırladıkları raporlarda açıkça ortaya konuluyor. Türkiye ise bulunduğu coğrafi konum nedeniyle hem küresel sıcaklık artışı, hem kuraklık, hem yangın riski, hem de ekstrem doğa olaylarından en çok nasibini alacak ülkelerin başında gösterilirken, bir yandan da doğal kaynaklar hızla kirleniyor.
İklim bilimciler ise son 10 yıldır her fırsatta ekolojik dengenin altüst olmak üzere olduğu uyarısında bulunurken, Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin açıkladığı 3 bin sayfalık son raporunda da bu duruma dikkat çekiliyor.
Uzmanlara göre Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle ekolojik tahribatın etkisini en çok hisseden ülkelerin başında geliyor. Hatta ekolojik kıyametin kapıyı çalacağı ilk ülke olarak Türkiye gösteriliyor. Öyle ki, Türkiye’nin 1985-2035 yılları arasındaki ilkim ve sıcaklık kıyaslama modellerinde yaz ayları için ortama 2.5 derece sıcaklık artışı öngörülüyor.
Kurnaz, “Şayet küresel bir uzlaşı ve sera gazı emisyonlarının düşürülmemesi durumunda 2100 yılında insan neslinin varlığı bile tehlikeye girebilir. Türkiye açısından 2030’da bugün 40 derece olan yerler daha da kavrulacak” ifadelerini kullanıyor.
‘KIYAMET KAPIMIZDA’
Normalde 30’uncu enlem çizgisinde yer alan bölgelere düşen yüksek basıncın 2-3 derece kuzeye kaydığını sözlerine ekleyen Prof. Dr. Kurnaz, şu uyarıları sıralıyor:
“2035’e kadar yaz ayları için ortama iki derece sıcaklık artışı söz konusu. Şu an komşumuz Irak ne kadar kuraksa yakın zamanda Türkiye’nin güney kesimleri de Irak gibi kavrulacak. Sonraki süreçte orta kesimler, sonrasında Karadeniz kavrulacak. Önümüzdeki 100 yıllık süreç içerisinde çölleşme etkisi Türkiye’nin kuzeyine kadar ilerleyecek. Sonunda Kanada, Rusya, İskandinav ülkeleri hayatta kalmaya çalışan insan topluluklarının akınına uğrayacak.
Yaşanan küresel iklim krizini bire bir hissedenler ise ürün kaybı yaşayan çiftçiler. Sıcaklık değerlerindeki artış tarımsal ürünlerde ciddi kayıplara neden olurken, uzmanların yaptığı uyarıların en net ortaya çıktığı yerlerin başında kuraklığın pençesindeki Konya havzası geliyor. Bu yılki hububat ürünlerinde yüzde 40’lık kayıp yaşayan çiftçiler, bölgeye yeterli yağmurların düşmemesi nedeniyle yeraltı su kaynaklarının da günden güne azaldığı söylüyorlar.
Karapınar Ziraat Odası Genel Sekreteri Nadi Özdil, 100 bin dekarlık geniş arazide hububat hasadı yapılamadığını dile getirirken, “Eskiden 70 metreden su çıkarken, artık 150 metreden suyu zor çıkartıyoruz. Son 10 yılın en kurak dönemini yaşıyoruz” diyor.
Karapınar Merkez Sulama Kooperatifi Müdürü Necmettin Ocakçı da yeraltı su kaynaklarının gittikçe azaldığını belirtirken, “Kıraç dediğimiz arazilerde neredeyse yüzde 80 verim kaybı yaşanıyor. Türkiye’nin tahıl ambarları boş kalacak. İklim değişikliği felakete doğru gidiyor” uyarısında bulunuyor.
haber: ntv


