Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Trafik sigortasında yeni dönem: Tüketici korunacak mı?

SEDDK, zorunlu trafik sigortasında uzun yıllardır büyük uyuşmazlıklara yol açan değer kaybı tazminatı konusunda köklü bir değişikliğe gitti.

SEDDK, zorunlu trafik sigortasında uzun yıllardır büyük uyuşmazlıklara yol açan

Sigortacılık ile Özel Emeklilik Düzenleme ile Denetleme Kurulu (SEDDK), zorunlu trafik sigortasında uzun yıllardır büyük uyuşmazlıklara yol açan değer kaybı tazminatı konusunda köklü bir değişikliğe gitti. 1 Temmuz itibarıyla yürürlüğe giren yeni düzenlemeyle birlikte, kazalardan sonra ortaya çıkan araç değer kaybı, artık ek bir başvuruya gerek kalmaksızın doğrudan maddi hasar süreciyle birlikte tek kalemde hesaplanacak. Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğe göre, merkezi sistemle atanacak tek bir eksper hem hasarı hem değer kaybını tek raporda inceleyecek; uyuşmazlıklar standart kriterlerle çözülerek sonuçlar e-Devlet üzerinden yurttaşlara bildirilecek.

Yıllardır kazazedelerin sırtından yüksek komisyonlar toplayan aracı yapıları ortadan kaldırmayı amaçlayan bu adım, ilk bakışta tüketici yararına bir bürokratik yalınlaştırma gibi görünüyor. Ancak sigorta şirketlerinin büyük kazanç hırsları ile sigorta primlerinin yüksek düzeyleri göz önüne alındığında, bu düzenlemenin kime yarayacağını daha derinlemesine sorgulamak gerekiyor.

Komisyoncu Çetelerinden Sigorta Şirketlerinin İnsafına

Eski sistemde değer kaybı süreçlerinin zorluğu, farklı eksper raporları yüzünden hak sahipleri yasal takipçilerin, aracıların eline düşüyor, yüksek komisyonlar ödemek zorunda kalıyordu. Yeni düzenlemenin bu sömürü alanını daraltacak olması olumludur. Gelgelelim, aracıların ortadan kalkmasıyla doğacak boşluğun, gücünü her geçen gün artıran sigorta şirketlerinin lehine bir güce dönüşmemesi zorunlu. Tek eksperin merkezi sistemle atanacak olması kağıt üstünde tarafsızlığı getirebilir; fakat bu standart hesaplama yöntemlerinin piyasa gerçeklerine ne denli uyacağı, hasarlı parçaların değer kaybının tam karşılığını verip vermeyeceği belirsizdir. Hak arama yollarını daraltan her tek tipleştirme, anaparadarın kasasını koruma riskini de beraberinde getirir.

Orijinal Parça Hakkı mı, Şirketlerin Maliyet Kaygısı mı?

Düzenlemede araç onarımlarında temel ilkenin “orijinal parça kullanımı” olduğu belirtiliyor. Ancak hemen ardından gelen “parçanın temin edilememesi, teknik olanaksızlık ya da araç sahibinin onayı” gibi açık kapılar, sigorta şirketlerinin maliyetleri düşürmek adına eşdeğer ya da yan sanayi parçaları dayatmasının önünü açabilir. Ekonomik kriz ortamında yedek parça dışalımının zorlaştığı gerekçesiyle sığınacak olan şirketler, onarım niteliğini düşürerek küçük araç sahiplerini zor durumda bırakabilir. Gerçek bir tüketici koruması, esnek maddelerle değil, orijinal parça hakkının ödünsüz biçimde kamusal olarak denetlenmesiyle sağlanır.

Primler Düşecek Masalı

Sektör temsilcileri, bu yeni sistemle birlikte operasyonel verimliliğin artacağını, tahkim ile dava yükünün azalacağını, uzun vadede düşen maliyetlerin poliçe primlerine indirim olarak yansıyacağını ileri sürüyır. Bu nakaratı her yasal düzenlemede dinliyoruz. Ne var ki bugüne kadar sigorta şirketlerinin azalan maliyetlerinin hiçbir zaman tüketicinin ödediği primleri düşürmediğini, tersine primlerin her geçen gün halkın bütçesini daha da zorladığını yaşayarak gördük. Davaların azalması yalnızca şirketlerin hukuki masraflarını azaltacaktır; bu kazancın üreten, çalışan halka yansıtılması kamucu bir zorunluluktur.

Sonuç olarak, sigorta tahkim sistemindeki yükü azaltmak adına atılan bu dijitalleşme adımları, şirketsel işleyişi hızlandırabilir. Fakat bu hız, hakkı gasp edilen kazazedelerin sesini kısmamalıdır. Araç sahiplerinin hakları, şirketlerin iki dudağı arasına ya da kapalı formüllere teslim edilmeyecek kadar değerlidir.